7 Ekim 2014 Salı

Modern romantik Türk filmleriyle imtihanım


Son bir kaç gündür yerli filmlere sarmış durumdayım. Daha doğrusu romantik yerli fimlere.. İncir Reçeli 2'nin fragmanına bakarken sağ tarafta çıkan "önerilen videolar" kısmı beni sürükledi bu filmlerin içine. Bir-iki fragman izledim, meraktan o filmden o filme koştum, bazılarının tamamını izledim ve hoşuma da gidince devam ettim. Toplamda dört tane Türk yapımı aşk filmi izledim.

Ve şunu fark ettim. Evet bu elin gavuru; teknoloji, endüstri, spor, inşaat, hatta insanlık gibi tüm dallarda bizden ileride, buna sinema ve televizyon da dahil. Ama biz -biraz haklı olarak da olsa- yabancı hayranlığı yaparken bizden çıkan kıymetli işleri gözden kaçırıyormuşuz. Bunu biraz daha iyi anladım. Özet olarak, bir kaç gecede toplam dört tane film izledim. Dördünü de beğendim. Bir tanesine ise bayıldım. O bayıldığım bir tanesini de şans eseri en son izlemiş olmam daha hoş oldu. Adı Bi Küçük Eylül Meselesi. Önce bundan biraz bahsedip, daha sonra diğer üç filme de kısa kısa değineceğim..

Büyük ses getiren meşhur filmler dışında, yerli sinema ve televizyonuna çok uzak olduğum için filmi izlemeden önce ne oyuncularını görmüşlüğüm vardı, ne de filmi duymuşluğum vardı. Sadece filmlere bakınırken, fragmanı ve konusunu beğenince, şaşırtıcı şekilde IMDB'den de 7.5 puan aldığını görünce (bizim filmlerin IMDB puanları malum) ilgimi çekti ve çay eşliğinde izlemeye başladım. Tabii böyle olunca, film de harika olunca benim için daha kıymetli hale geldi. Çünkü ben ne kızın Kurt Seyit ve Şura denen dizide, ne de adamın Fatmagül'ün Suçu Ne gibi dizilerde oynadığını biliyordum. Tamamen yabancı iki yüzdü benim için.

Neyse burayı da çok uzatmıyorum. İzlemediyseniz acilen izleyin. Senaryo alıntı mıdır, çalıntı mıdır, telif ücreti ödenerek mı alındı, ne edildi bilmiyorum ama; Hollywood'da yazılmış olsa The Notebook gibi kültler arasına girebilecek efsane bir senaryo ve konu.. Adam başta olmak üzere efsane bir oyunculuk.. Ve Bozcaada'nın harikulade atmosferi.. Daha fazla bir şey söylemeyeceğim. Lütfen izleyin, en kısa sürede izleyin, hemen izleyin. İzleyin abi.


Filmlerden biri de Bu İşte Bir Yalnızlık Var. Bu dahil, artık söyleyeceğim filmlerin hiç biri ilk film kadar müthiş değil. Ama keyifli, duygusal ve gerçeklik barındıran güzel bir film. Engin Altan Düzyatan ve Özgü Namal baş rollerde. Bazı klişelere ve tahmin edilebilir sona rağmen -bu kadarına bin şükür- gerçekten keyifli bir film. Bir de açlığın dibine vurulmuş ve filmde ürün yerleştirme yöntemiyle reklam olayının boku çıkarılmış. Bunları görmezden gelebilirsek -ki gelebiliriz- iyi film.


Kendime İyi Bak. Keyifli aşk olaylarıyla başlayıp, drama dönüşen, yerli standartlarda değerli diyebileceğimiz bir film daha. Yine ufak klişeler ve zorlama zincirlemeler dışında -lütfen görmezden geliyoruz- beğenilmeyecek bir film değil. Sıkılmadan izledim, güzel.


Arkadaşlar Arasında. İlk söylediğim efsane filmden sonra en beğendiğim film de bu içlerinde. Çok orjinal. Dört arkadaş, bir akşam rakı masasına oturuyorlar ve film rakı masasında bitiyor. Arkadaşların hayatları, dertleri, aşk olayları.. Film, harika Sıla Gençoğlu sürprizi (aşağıda) ve vurucu sahneleriyle kendimizden bir şeyler bulmamızı sağlıyor. Rakı içildikçe güzelleşen kafalar, ani duygu dalgalanmaları da rakı sevdalılarını çabucak içine çekiyor.. Şahane film. İzleyin.


Konusu açılmışken, sizlerin de aklına ve arşivinde bu tür yerli güzel filmler varsa eğer, lütfen bana buradan veya Twitter'dan falan iletin.

30 Eylül 2014 Salı

Smalto Rosso

SB Season


25 Eylül 2014 Perşembe

"Vampirli film"


Hayatımda izlediğim en özgün/orijinal filmlerden birinden bahsetmek istiyorum. Her hafta bir sürü film izliyorum ve bunların çok azını Twitter'a yazıyorum, son zamanda ise neredeyse hiç birini buraya yazmıyorum. Ama bunu ikisine de yazmak zorundayım.

Bu arada filmi bu kadar geç izlediğimi fark ettiğim için kendimden utanıyorum. Muhtemelen sıkı sinemacıların çoğu izlemiştir filmi. İzlemiş olanlar "öküze bak daha yeni izlemiş, burada hava yapıyor" demesin lütfen :( Ben izlemeyenler için öneri, izleyenler için de mini bir yorum bırakmış olayım.


Şöyle başlayayım.. Film için şöyle efsane, böyle inanılmaz, izleyince dağılacaksınız falan diyemem. Çünkü her şeyiyle özel ve tuhaf bir film. Tuhaflığı iyi anlamda. Bir kere bomba olaylar, hareket, nefessiz izlenen bir film değil. Son derece, baya baya durağan giden bir film. Ama ben de çok ağır filmleri sevmememe rağmen bayıldım.

Film vampirleri konu alıyor. Ama "vampir filmi" diyebilir miyiz, emin değilim. Diyebiliyorsak, hayatımda izlediğim en iyi vampir filmi olduğunu çok rahat söyleyebilirim. Ama hayatınızda izleyebileceğiniz en farklı vampir filmi. Öyle ısırma, kovalamaca, intikam, sarımsak, haç, ısırılınca vampire dönüşen insanlar yok. Net bir konu yok, net bir başlangıç yok, net bir son yok, net bir mesaj da yok. Ne var peki? Bir kaç tane vampirin insanlar arasındaki mütevazı, olaylardan uzak ve sakin yaşantısı, mistik bir hava, biraz aşk, çok özgün bir senaryo ve muhteşem oyunculuklar var. Tüm olan bu. Bir de enfes müzikler var. Sanat var. Sanatın müziklerle alakası yok yalnız. Müziksiz bir film olsaydı da bu kelimeyi kullanacaktım.

Benim izledikten sonra çok beğenip de tekrar tekrar açıp izlediğim film sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Zaten bunların önemli kısmını Death Proof, Pulp Fiction gibi QT filmleri oluşturuyor. Bugünden itibaren bu film de o listeye girdi. Hatta en kısa sürede dolaba bir kaç bira stoklayıp, keyif yaparak filmi tekrar izlemeyi düşünüyorum.

24 Eylül 2014 Çarşamba

60'larda seksi olmak

Claudia Cardinale, 1969

5 Eylül 2014 Cuma

Galatasaray Basketbol 2014-15


Öncelikle Galatasaray Basketbol Şubesi'ni A.Ö. (Aysal'dan önce) ve A.S. (Aysal'dan sonra) diye ayırmalıyız bana kalırsa. Şahsen ben ayırıyorum. Ünal Aysal ve yönetimi, kulübün başına gelir gelmez tüm branşlarda başarı için ciddi anlamda somut adımlar attılar. Futbolu bir kenarı bırakırsak bunların en başında erkek ve kadın basketbol takımları geliyor. Kadın basketbol takımı, bu proje sonucunda 13 sene sonra lig şampiyonu olurken, aynı sezonda hem Euroleague, hem de Türkiye Kupası'nı alarak kırılması güç, tarihi bir rekora imza attı. Bu yazıda ise konumuz erkek basketbol takımı.

Aysal yönetimiyle birlikte erkek basketbol şubesi, ilk sezonunda kurulan güçlü kadro ve Oktay Mahmuti'yle şampiyonluk hayallerine yarı finalde veda ettikten sonra, "if you can't beat them, buy them" diyerek Beşiktaş'ın hocasını ve en önemli oyuncularını kadrosuna katarak 23 senelik aradan sonra şampiyon oldu. Geçtiğimiz sezon ise yine büyük şanssızlıklar, sakatlıklar ve normal sezon 4.'lüğüne rağmen finale kadar gidildi, fakat serinin MVP'sinin hakemler olduğu bir Fenerbahçe serisini, son maça çıkmayarak kaybetti. Hedef şu an 2014-15 sezonu, konumuz takım yapılanması ve transferler.

Eksik Noktalar

Son sezon adına kadrodaki en büyük eksik kesinlikle pivottu. Şampiyon takımdan N'dong'un emekli olmasından sonra büyük umutlarla Barcelona'dan Nathan Jawai getirildi. Tam da form bulmaya başlamışken, büyük bir kalp rahatsızlığıyla -basketbol yaşantısı bir yana- hayati tehlikesi bile baş gösteren Jawai yerine Ataman'ın yine Beşiktaş'tan eski öğrencisi olan Bonsu alındı. Jawai'yle tamamen zıt karakterde bir pivot olan Bonsu, sakatlığının da etkisiyle sezonun çoğunda potansiyelini sahaya yansıtamayarak, Furkan Aldemir'le birlikte pivot mevkisinin özellikle hücum anlamında çok sıkıntılı süreçler geçirmesine sebep olmuşlardı. Erceg'in şut ağırlıklı bir uzun olması, Ersin Dağlı'nın da uzun sakatlık dönemi sebebiyle sezonun ciddi bölümünü kaçırmasıyla, Galatasaray pick & roll'ler ve kısaların uzunlara boş pozisyonlar hazırladığı nadir hücumlar haricinde içeriden bireysel olarak sayı üretemeyen bir takım oldu. Kısacasi içeriden sırtı dönük oynayabilen oyuncumuz yoktu. Bu da kısalara daha fazla yük binmesine, rakiplerin dış savunmaya daha ağırlık vermesine ve hepimizin dikkatini çektiği üzere gibi sezon boyunca minimum sayıda organize hücum izlememize sebep oldu. Tüm sakatlıklara ve bu problemlere rağmen bu takımın final yapması ve maçı 7. maça kadar götürmesi bile bana kalırsa müthiş bir başarı. Burada boş rolü sanırım yine Ergin Ataman'a vermek gerek.

İkinci büyük sorun ise, Jamont Gordon'ın çapraz bağlarının kopmasıyla sezonu çok erken kapatmasının ardından oluşan bir 2 numara eksikliğiydi. Yerine alınan Hairston'dan bahsetmeyi bir kenarı bırakın, mümkünse hayatım boyunca adını bile duymak istemiyorum. O derece. Jamont, içinde bir NBA süperstarı potansiyeli barındıran, gününde olduğunda takımının kaybetmesi imkansız olan, gününde olmadığı zamanda bile çok kaliteli bir savunma ve -bir uzun ayarında- ribaund katkısı veren, tüm savunmacılarını fiziğiyle ezebilen, çılgın bir adamdı. Kendisi bence Arroyo'dan sonra takımın kesinlikle en kilit adamıydı. Bu eksiği Sinan Güler'ın playofflarda form bulmasıyla bir nebze de olsa aşabildik ama o da performansını tüm maça yayma sorunu yaşadığı için Gordon'ı her daim aradık.

Bir başka çözülmesi gereken sorun ise -kimilerine göre en büyük sorunumuz bile olabilir- Arroyo'suz takımın yokları oynamasıydı. Özellikle Gordon'ın sakatlanmasından sonra, Arroyo'nun benchte olduğu sürelerde (ki 35 yaşında olmasına rağmen bir çok maçta neredeyse dinlenmeden oynamak zorunda kalıyordu) takımın sayı yaratmadaki inanılmaz sıkıntısı her daim göze batan bir unsurdu. Geçtiğimiz sezon, Euroleague çeyrek finalde ilk devreyi önde kapattığımız Barcelona deplasmanında Arroyo'nun sakatlanmasından sonra maçı 27 sayı farkla kaybedişimizi kimse unutmamıştır eminim. Ender Arslan, gününde olduğu zaman enerjisiyle ciddi sayı katkısı verebilen bir guard ancak liderlik, takım arkadaşlarını oyuna dahil etme gibi konularda çok zayıf olduğundan Arroyo'nun bu konudaki yükünü pek hafiflettiği söylenemez.

Sezon öncesinde bunun gibi ciddi eksikler bulunurken, bir de takımın aslan yüreği Markoishvili'nin takımda tutulamaması, hem yeni bir small forward eksiği doğurdu, hem de takımın belki de en yürekten oynayan oyuncusunu kaybetmemize sebep oldu. Banvit'in sezona yaptığı flaş girişe, tüm rakiplerini sürklase ederek normal sezonu rahatça lider bitirmesine ve "ben de ciddi bir şampiyonluk adayıyım" deyişine Galatasaray yarı finalde dur diyordu. Ve bu nefes kesen seriye Markoishvili damga vuruyordu. Banvit'in hocası Dimitris Itoudis, sezon bitiminde CSKA'ya giderken Marko'da gözü kalmış olacak ki, takımına aldırdı. Ve hepimizin yüreğini dağladı.


Eksikler tamamlandı mı?

Yabancı sınırının da 5+1 olmasıyla, bu bağlamda transfer çalışmalarına başlayan yönetim, ilk olarak Arroyo ve Erceg dışında tüm yabancılarla ve Ersin Dağlı'yla yolları ayırdı. Ardından Cenk Akyol'dan istenen ücret fedakârlığı gelmedi ve kendisi eski takımı Anadolu Efes'e uğurlandı. Engin Atsür Beşiktaş'a, Göksenin de kiralık olarak Darüşşafaka'ya gönderildi.

An itibariyle Martynas Pocius, Pietro Aradori, Vladimir Micov, Nolan Smith, Kerem Gönlüm, Nathan Jawai ve Ian Vougioukas'ü kadrosuna katmış durumda Galatasaray Liv Hospital. Özellikle şut ağırlıklı olmak üzere inanılmaz hücum potansiyeli olan bir takımın temeli atılmış görünüyor.

Böylece hem 2, hem 3 numaralarda son derece etkili oynayabilen, hem de penetre yetenekleri hiç de fena olmayan Pocius ile -benim gözümden bakarsak- Gordon'ın yerini doldurduk gibi. Tarzları sebebiyle Pocius ve Gordon gibi birbirinden tamamen alakasız iki oyuncuyu karşılaştırmak saçmalık olur tabii. Ancak yıllardır Euroleague tecrübesi bulunan, Real Madrid'de forma giymiş bir oyuncu Pocius. Hem dış şut, hem penetre konusunda gayet iyi olan, hazırlanmış oyunlar dışında, bireysel olarak da kendine hücumlar yaratabilen bir oyuncu. Bu anlamda Gordon'a belki biraz benzetebiliriz. Hairston faciasından sonra takıma Kobe gibi geleceği kesin. Pocius 28 yaşında ve kariyerinin en verimli döneminde diyebiliriz.

Gözümüzün nuru Marko'nun eksiğini ise belki de mevcut şartlar dahilinde, piyasadaki en iyi alternatif olan Micov'la kapattık. Micov'un 29 yaşına kadar 11 takım değiştirmiş olması, kağıt üzerinde en büyük eksisi gibi duruyor. Fakat kısa vadede oyuncularından maksimum verim alma konusunda uzman olan Ataman'ın yönetiminde başarılı olacağına dair hiç şüphem yok. Henüz ülkemiz basketbolunda uzun vadeyi konuşmanın çok bir anlamı yok, nitekim ülke basketbolu olarak -belki de mecburen- sezonluk başarılara odaklanılmış durumda. Tam da bu şartlarda Micov'un nokta transfer olduğunu düşünüyorum. Kendisi Marko kadar net bir savunmacı olmasa da bu konuda kötü de sayılmaz. Üçlük çizgisinin her noktasından fazlasıyla etkili ve -maç genelinde- bu konuda özellikle kritik şutları müthiş bir yüzdeyle sokan Marko'dan biraz daha istikrarlı olabilir. Micov 2.01'lik boyuyla tam bir small forward ve dört kısalı süreçlerde işi 4 numara da kotarabilecek bir isim. Marko'dan sonra bu pozisyonda gözümüzün pek arkada kalacağını sanmıyorum.

Gelelim Pietro Aradori'ye.. Kendisi muhtemelen Pocius-Micov ikilisinin arkasından gelecek oyuncu olarak tasarlandı hoca tarafından. Hücumda penetre özelliğinin de hiç kötü olmaması bir yana; orta mesafe ve dış şut konusunda çok başarılı, kritik şutları sokmaktan çekinmeyen ve ritim bulduğunda sinir bozucu olabilen Aradori'nin, sezon içinde ilk beşi bolca zorlama ve 5+1 yabancı sınırında +1'in en büyük adayı olma potansiyeli çok yüksek. Transfer olduğunda Twitter hesabından taraftarla sıcak etkileşimi dikkatlerden kaçmadı.

Yeni combo guard'ımız Nolan Smith'ten en büyük beklentim ise, sahaya enerji getirmesi ve hem bir arada oynadıklarında, hem diğer türlü Arroyo'nun yükünü hafifletmesi. Hocanın da talebi bu yöndedir muhtemelen. Kalıplı bir oyuncu olmaması ve şutunun oldukça zayıf olması dezavantajları olsa da; atletizmi, penetre, dribling ve fastbreak kabiliyetiyle takımın önemli bir eksik noktasını kapatma potansiyeline sahip olduğu kesin. İstikrar problemi yaşamazsa sezon boyunca ciddi katkılar alabiliriz. Mevcut düzen içerisinde 5+1'in +1'i konusunda Aradori'yle ve Jawai, Vougioukas ikilisinden biriyle çekişecekler gibi duruyor. Form durumuna ve rakibe göre buna hoca karar verecektir.

Şu ana kadarki tek yerli transferimiz ise Kerem Gönlüm. Yıllardır her fırsatta Galatasaraylı olduğunu ve mutlaka Galatasaray'da oynamak istediğini söylemesine rağmen, parayı biraz daha ön planda tutan Kerem sonunda taraftarı olduğu takımın formasını giyebilecek. 37 yaşındaki ayaklarının izin verdiği ölçüde içeriye bir tehtid ve hareketlilik getirmesini umacağız. Hala kıymetli bir yerli uzun olması, onun bu takımın rotasyonunda kesin olacağını işaret ediyor. Şu an için Ersin'in boşluğunu doldurmuş görünüyor.



Gelelim tam bir yılan hikayesine dönen pivot transferi meselesine.. Bence harika bir dış takım kurulan Galatasaray'da en kritik transfer son ana kadar hala pivot hamlesiydi. Oyun aklı, topu dolaştırması ve dış şutu ile yaşayacak gibi görünen bu takım için atletik bir pivot ihtiyacının olduğunu düşünüyordum. Ciddi iddiaların olduğu Joey Dorsey, Salah Mejri, Lawal gibi alternatifler malesef elden kaçmıştı. Ve sonunda kısa aralıklarla önce Jawai ile imzalandı. Ardından da Yunan pivot Vougioukas ile.  Jawai'ye tekrar dönersek, basketbola uzun bir ara verdikten sonra doktorlar "basketbol oynayabilir raporu" verdiler, Avusturya Milli Takım kampında bulundu ve Dünya Kupası kadrosuna seçildi. Şu sıralar da oynamakta.. Fakat ben kulübün bu riski almasına gerçekten çok şaşırdım. Jawai inanılmaz kilo almış (söylentilere göre 35) ve zaten çok hareketli bir oyuncu olmaması bir yana, iyice hantallaşıp neredeyse zor yürür hale gelmiş durumda. Mali konular da göz önüne alınarak sanırım böyle bir risk alındı ve kendisinin bir an önce fazla kiloları atıp, sonra da form bulmasını umacağız. Sağlıklı ve formda bir Jawai'nin neler yapabileceğini az çok biliyoruz. Umduğumuz gibi olursa bunu rakipler düşünsün, biz değil.

Jawai'yle birlikte 5+1+1'in son 1'ini de tamamladık ve açıkçası ben başka transfer beklemiyordum ki, çok şaşırdığım bir Vougioukas hamlesi geldi şubeden. 29 yaş, 2.11 boyundaki milli pivot ile imzalayarak yabancı sayısını 8'e çıkardık. 8 kişiden bir tanesine Türkiye Ligi için lisans çıkarmayacağız. Bu kim olur henüz bilemiyorum. Jawai olur diye tahmin ediyorum. Vougioukas, atlet bir uzun değil, savunmada da oldukça yumuşak denebilir. Olumlu özellikleri ise, Yunan genlerinden gelen biz uzuna göre çok iyi olan oyun zekası ve orta mesafe şutları. Bu transferin tek açıklaması, Jawai'ye tam olarak güvenilememesi. Sanırım lig için lisans alınmayacak oyuncu, bu ikiliden biri olacak.

Tüm bu yeni transferlerin üzerine Arroyo, Ender, Sinan ve Erceg'i da hesaba katarsak Galatasaray bu sezon 3 sayılar başta olmak üzere şut potansiyeliyle çok can yakan bir takım olacak gibi duruyor. Kağıt üzerindeki bu potansiyeli Ergin Hoca'nın sahaya ne kadar yansıtabileceğini göreceğiz.

Böylece;

Arroyo, Smith, Ender
Pocius, Sinan, Aradori, Smith
Micov, Pocius Aradori
Erceg, Kerem
Jawai, Vougioukas Furkan, Kerem

Şeklinde son derece alternatifli, derin bir kadroyla sezona girilecek..



Türk Basketbolu'nda bir devrim niteliği taşıyan 5+1 yabancı sınırı kuralıyla bence ülke basketbolunun dış başarı için en fazla potansiyel barındıracağı dönemlere giriyoruz. Bu hem koçlar, hem tüm personel için önemli bir sınav olacak. Ama şüphesiz ki en büyük sınavı yerli basketbolcular verecek. Bu zamana kadar aldığı paraya önem veren, yabancı sınırı sayesinde "nasılsa oynarım" diye seren yerliler artık çalışmak zorunda. Bu kuralın devam etmesiyle 1-2 sene içinde yerlilerin alacağı maaşlar da gerçekten hak ettikleri düzeye gelecektir. Keşke futbolda da böyle bir şeye cesaret edilebilse.. Sonuç olarak yabancı kuralıyla birlikte neredeyse bambaşka bir takımla sezona başlayacak olan Galatasaray beni çok heyecanlandırıyor. Özellikle Fenerbahçe ve Anadolu Efes'in de çok iddialı kadrolar kurduğunu görüyoruz. Son derece keyifli bir sezon bizleri bekliyor. 23 senelik özlemin ardından şampiyonluğuna kavuşan Galatasaray Basketbol Takımı, umarım 1 senelik aradan sonra sezon sonunda tekrar ipi göğüsler.

Eyvallah.

20 Ağustos 2014 Çarşamba

No doubt that!

Beaching

Lunny

19 Ağustos 2014 Salı

"Spor yapın kızlar"

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Santaninja

17 Ağustos 2014 Pazar

Vintage, all the way

Skinny is fine

15 Ağustos 2014 Cuma

"Kule, iniş izni istiyorum"

Biricik Bardo #3


Arkadaş, ne güzel kadınmış bu Bridgette Bardot yahu..

Keeper of the sun

14 Ağustos 2014 Perşembe

Class

Aubé Linda Jolicoeur

Beautiful look is parmanent

Beauty is temporary

12 Ağustos 2014 Salı

Hot out there?

God Bless America

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Most Important Meal of Day


..is breakfast.

Cure A Fem

10 Ağustos 2014 Pazar

Perfect Trio

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Backstreet Cars

Italia

8 Ağustos 2014 Cuma

Hayat


2012 yapımı The Sessions, boyundan aşağısı felçli ve bakir bir adamın, kadınlara bakış açısını ve seks hayatını anlatıyor. Dolayısıyla dram konulu ama adamın espritüel yapısından dolayı komedi de içeriyor ve anlatılan konu itibariyle son derece ilgi çekici bir film.

Filmi Murat Salmanlı'nın tavsiyesiyle henüz izleyebildim. Çok güzel ve daha önemlisi "özel" bir film hakikaten. Hani hayatınızı değiştirecek bir film elbette değil, ama hayata ve yaşantınıza bakış açınızı kesinlikle değiştirebilecek nitelikte bir film. Etkileyici, vurucu. Ama ağır dram içermiyor.

Mutlaka herkesin bir kez seyretmesi gereken bir film kesinlikle.

7 Ağustos 2014 Perşembe

New York City

Le Spleen de Paris


It's a boring fucking morning




Housework

Parça Pizza

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Shoeaholic

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Yerli Malı

Burcu Esmersoy

Hep gavur hatunlar koyacak değiliz. Bu sitede güzele güzel denir. Renk, din, ırk ayrımı yok. Şaka bir yana, Burcu Esmersoy çok bayıldığım bir kadın değildir ama "beğenmiyorum" diyenin de samimi olmadığı kesin. Bana kalırsa yüzü ve fiziği gayet güzel. Sanıyorum ki tek eksi noktası, oldukça uzun boylu da olmasından dolayı (1.75 m), bir kadına göre biraz iri durabiliyor. Sadece fiziğiyle değil, otururken dahi suratına bakınca uzun boylu bir kadın olduğunu hissettiriyor. Daha doğrusu pek kibar, naif bir görüntüsü yok. Afedersiniz "at gibi" derler ya, her şeyiyle o tabire uyuyor. Saygılar.

Purity

Audrey Hepburn, 1962

Biricik Bardo #2

3 Ağustos 2014 Pazar

Her biji

"Kadunum"

Mary Elizabeth Winstead

1 Ağustos 2014 Cuma

Sakın izlemeyin!


Tarantino'yla ilgili bir şeyler ararken, onun tarzına benzemeye çalışılmış bir film önerisi çıktı karşıma. Sırf meraktan ve içerdiği şiddet sebebiyle (tamam cinselliğin de etkisi var) izledim. Daha doğrusu bitiremedim. Zaten kimse oturup da şu filmi seyretmez ama ismi aklınızın bir kenarında bulunsun yine de, şans eseri denk gelirseniz yanına bile yanaşmayın. The Corporate Cut Throat Massacre.