Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2016 Perşembe

Geleneksel


Fanatik'in manşeti..  Çocukken gazetelerde hep bu manşeti görürdüm, 27 yaşına geldim durum hala aynı. Rezalet bir sezonu kupayla kapayabilen Galatasaray, nihayet biraz olsun yüzümüzü güldürdü.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Hain Mesut!


Ne kadar salak, gerizekalı, mal, ezik bir medyamız var arkadaş, bu nedir ya?

22 Eylül 2010 Çarşamba

"Meydan Larousse bilmiyo, bu biliyo"


“ 1 hafta önce Beşiktaş’ın Fenerbahçe’yi çok rahat yenebileceği izlenimi vardı herkeste. Bu mağlubiyetin ardından da Aykut Kocaman’ın işi biter diyenlerin oranı da %80-90’dı. Ama arada Beşiktaş bir CSKA Sofya maçı oynadı. Bu maçı dikkatle izleyenler, Beşiktaş’ın açıklarını sezdiler. Bunların başında da Aykut Kocaman geliyor. O yüzden birileri Fenerbahçe ilk yarıda skoru 5-0 yapabilirdi diyor. Bu maç Aykut Kocaman’ın en iyi maçlarından biriydi. “- Hıncal "Meydan Larousse" Uluç

Herkes Aykut'u eleştiriyor ya, Hıncal'dan da "herkes gibi" aynı şeyi yapmasını beklemiyordunuz heralde değil mi? Bir insan ancak bu kadar kompleksli olabilir. Rijkaard'ı ne zaman övecek ben onu bekliyorum şu an.

Başlık ne alaka? : Hıncal Uluç'un sporun her dalını ve siyaseti, magazini, ekonomiyi, her konuda her şeyi uzman düzeyince biliyor oluşuna dair Yılmaz Erdoğan'ın yaptığı bir espridir.

20 Eylül 2010 Pazartesi

The Şeytan! #3

"Kızım Galatasaray Lisesi'ne girmek istiyordu. O logoyu her gün görüp, anasına küfretmek istemediğim için göndermedim." - Rıdvan Dilmen

2009 yılında The Şeytan! #1 ve The Şeytan! #2 yazılarında Rıdvan Dilmen hakkında daha önce olumsuz şeyler yazdığımda çok tepki almıştım. Tekrar yazıyorum. Bu işin tepkiyle falan alakası kalmadı artık. Bir insan bir şeyi bilmeye bilir, her şeyi bilmek zorunda da değildir. Ama bilmediği konuda ısrarla yorum yapıyorsa, objektif olması gereken durumda kendini çok zorlamasına rağmen bunu beceremiyorsa, ben bir izleyici olarak istediğim kadar eleştiririm. Objektif değilsen bari objektif olmaman gereken bir programda yorum yaparsın değil mi? Geçtiğimiz yıllarda söylediğimi tekrar ediyorum. Ben artık bıktım Rıdvan'ın her FB puan kaybından sonra beş karış suratla yorum yapıp, her GS ve BJK puan kaybında ağzı kulaklarında oluşundan..

Varan 1: "Misimovic zaten Bundesliga'yı artık kaldıramıyor diye gönderildi." diyor Şeytan. Misi, son sezon Wolfsburg'ta ŞL dahil toplam 45 maç oynadı. 14 gol, 20 asist yaptı. Kim neyi kaldırmış belli oluyor zaten.

Varan 2: "Insua Liverpool'da da oynamıyordu" diyor Şeytan. Insua, son sezon Liverpool'da ŞL dahil toplam 44 maçta oynadı. Bir bek için gol-asist sayısı çok önemli değildir, 1 gol ve 4 asisti var. Bence kaldırmış beyler.

Varan 3: "Güntekin, sana Süper Lig'te Lorik Cana gibi 20 tane adam bulurum" diyor Şeytan. Rakam vermeye gerek yok. Adam hem Şampiyonlar Ligi'nde top oynamış Marsilya'nın, hem Premier Lig'in gedikli takımı Sunderland'in, hem de Arnavutluk Milli Takımı'nın yıllarca kaptanlığını yapmış. Doğru düzgün maç kaçırmaz, son derece istikrarlı. Sen adamın burada oynadığı futbolu istediğin kadar eleştir, lafım olmaz. Zaten henüz bir şey yapamadı adam. Ama sırf GS'ı kötülemek için saçma sapan, cahil cühela yorumlarıyla adamı yalan yanlış eleştirmenin tanımı nedir bilemiyorum.

Bu adam aylarca Baros'un iyi bir forvet olmadığını, bu takımın esas forvetinin Nonda olması gerektiğini de savunmuştu zamanında. Rijkaard'ın B Planı, Keita ve Elano'nun topçu olmayışları... Daha bir sürü mahareti var da, hepsine girmeyeceğim şu anda. Üstü kapalı bir şekilde takmış durumda GS'a.

Yeter artık Rıdvan. Ülkenin en iyi yorumcusu olma kapasitesine sahip biri olarak, ne yazık ki sana saygı duyanların sayısını düşürüyorsun. Kendimi tekrarlıyorum; Madem o kadar çok biliyorsun, neden hala orada oturuyorsun?

"Rıdvan Dilmen'in kahvedeki adamdan tek farkı futbol oynamış olmasıdır. Ne kadar oynadığı tartışılır ya, neyse." - Lucarelli-Breitner Blog

1 Ekim 2009 Perşembe

The Şeytan!


Seni sadece "Şeytan" lakabını hak eder şekilde, 15 yıl önce bizim Cimbomlu Yusuf'u aut çigsisine kadar peşine takıp, orada Yusuf'u markete yollayıp içeri sızışlarınla bilmek isterdim. En kötü ihtimal, deneyip beceremediğin, ama Fatih Terim gibi artistlik de taslamadığın, usulca kenarı çekildiğin hocalık görevinle hatırlamak isterdim. Ama sen bu işte öyle bir çirkinleştin, öyle bir antipatikleştin ki.. Ben ve tüm Galatasaray taraftarı malesef artık senden nefret ediyor, zaten nefret edenler iyice tiksiniyor.

Hayır zaten Fenerli olduğunu biliyoruz, dert o değil. Nitekim, yayında değil zannettiğin Tromsö maçının devre arasındaki sevinç çığlıklarını canlı görmüş, duymuş insanlarız. Ama Gürcan Bilgiç gibi, Selçuk Yula gibi veya Osman Tanburacı gibi rengin belli olsa, yani ekranda karşımıza "Fenerbahçeli Rıdvan" olarak çıksan bir sorun olmayacak. Ama hayır! Sen Uğur Meleke, Okay Karacan maskenle karşımıza dikilip, her kazanılan FB maçından sonra ağzın kulaklarında, her GS/BJK galibiyetinde mahkeme duvarı gibi suratınla karşımıza çıkıyorsun. Sonra başlıyorsun nefret ettiğin Cimbom'u sövmeye.. Rijkaard'a, Baros'a, ona buna giydirmeye.. İlk önce "GS ciddi bir rakiple oynamadı" cümlesini hatim ettik. Şimdi de takmışsın bir "Rijkaard'ın B planı yok". Ya bir siktir git şeytan. Bugünkü Banu Yelkovan yazısını okuyun derim. Sayın Yelkovan'ın da dediği gibi, senin yorumcu olman B planın zaten. Gitmiş 2 ayrı takımdan kovulmuşsun, terbiyesizlik yapıyorsun. Ayıptır yahu.

Bu kadar biliyorsun madem, orada niye hala oturuyorsun?

29 Eylül 2009 Salı

Felaket bayii


Yahu anlamıyorum. Galatasaray bir maçta 2 puan kaybetti, öyle bir resim çizildi ki.. Ulan ne var yani? Bakıyorum Hıncal ve Rıdvan'ın ağzı beş karış zaten, "ben demiştim" demekten felç olacaklar. Medya "Cimbom dağıldı" havalarında.. Ulan Galatasaray, Barça klasında top oynuyordu da, bu hafta mı rezil oynadı ki puan kaybedince bu kadar isyan çıkıyor? GS zaten çok ahım şahım bir top oynamadı hiçbir zaman, hep aynı topu oynuyordu, bu kez gol atamadı, giren adamlar da maçı çeviremedi. Bir değişiklik olmadı yani, sadece topu kalenin içine sokamadı. Fenerbahçe kaç tane maçı 90. dakikada aldı. E arkadaş futbol bu en nihayetinde. O Semih direkten dönen topu içeri bırakmasaydı, bu hafta da vururken ayağı kayıp düşseydi, Fenerbahçe 4 puan kaybetmiş olacaktı, o zaman ne olacaktı? Ben söyliyeyim, "Fenerbahçe bu oyunla hayatta şampiyon olamaz" denecekti. Allah allah... Yani bu felaket tellallığı tek taraflı da değil, her takım için geçerli. 6-7 maç kazanınca kral, 1 maç berabere kalınca rezil, kepaze. Allah aşkına aşalım artık bunları ya..

Ben söyliyeyim, Cimbom 2 gün sonra Sturm Graz'ı Sami Yen'de yenecek, eminim. Ve medya Pazartesi yerin dibine soktuğu Cimbom'u, Cuma sabahı Avrupa Ligi Şampiyonu ilan edecek. "Avrupa Fatihi tam gaz" başlıkları atacak. LÜTFEN!

23 Eylül 2009 Çarşamba

Hıncal Uluç fenomeni


Bugünkü (23.09.2009) Sabah Gazetesi'nin Hıncal Uluç sayfasında, abimiz yine döktürmüş. Galatasaray'ı bombalama eserlerine yeni bir halka daha eklemiş. Kısaca; "Baros futbolcu değil, golcü bile değil, acilen gönderilmeli, arkada öyle oyuncular varken ben de gol atarım, yılda 200 gol atsa da golcü olamaz. Nonda ise eh işte, büyük futbolcu değil ama golcü. Rijkaard uyuyor, hiçbir şey göremiyor. Neskeens antrenör değil. Panathinaikos Cimbom'u perişan etti, Cimbom çok ballı" vs. gibi şeyler söylemiş. Klasik Hıncal Uluç yorumları yani. Hayır, bunda şaşılacak bir şey yok zaten ama, az önce GS forumlarından birinde gördüm ki Hıncal'ın bu yazısı alıntı yapılarak onlarca mesaj yazılmış. İşte "salak bu adam, nasıl olur da böyle der, ne biçim yazar bu" falan da filan diye herkes ateş püskürmüş Hıncal'a, hem de büyük bir hışımla.

Yahu..

İşte Hıncal Uluç gibi adamlar bu ülkede sizin sayenizde milyarları götürüyor, sizin sayenizde yazar-yorumcu olup, sizin sayenizde güzellik yarışmasına bile jürilik yapıyor.

Neden???

Çünkü bu adamın bütün yazarlık mantığı, herkesi kötüleme ve her şeyin kötü yanlarını bastıra bastıra gösterme üzerine kurulu. Bu adam tersliklerle, tepki alacak yazılarla dikkat çekiyor ve o yüzden okunuyor. Bu bilinen en çok bilinen popüler olma yöntemidir zaten. E biraz da bilgi ve kültür olunca, rahatlıkla işi götürüyor "fenomen" yazarımız. İnsanlar da "vay efendim nasıl böyle olur?" deyince adam amacına ulaşmış oluyor doğal olarak. E Hıncal Uluç da bu işte, ne şiddet, celal nedir?

Şahsen ben bu yazının tamamını, sabah 8'de okumuştum. Ama akşam eve geldiğimde, yazının öyle bir tepkiye mağruz kalacağını hiç tahmin etmiyordum. Çünkü ben sadece okudum ve içimden bir "hassiktir lan" dedim, güldüm geçtim. Siz de böyle yaparsanız, o zaman böyle yazıları ve vasıfsız yazarları ülkemizde daha az görürüz. Derim ben...

Saygı, sevgi...

30 Ağustos 2009 Pazar

"En çok okunan kişisel gelişim dergisi"


Geçen D&R'a girdim, amacım yeni bir dergi almaktı. Krizin tükettiği NBA dergileri, bunca blogun olduğu ortamda işlevini yitiren futbol dergileri, bir yararını göremediğim PC dergileri ve artık sıkıldığım erkek dergileri dışında bir kategori arıyordum kendime. Resimde gördüğünüz dergiyi aldım, Genç Beyin. Daha kapağında bile, her bir başlıkta "sizi bu dergiyle adam edicez" kıvamında şeyler yazıyor gördüğünüz gibi. İlgimi çekti, alayım dedim. Bir de işte "şöyle okunuyoruz, böyle satıyor, ödüllerimiz var" gibi ibareleri görünce gaza geldim. Heralde vaad ettiği şeyleri en azından bilimsel araştırmalar falan ışığında öneriyorlardır dedim.. Ah eşşek kafam, o kadar iyi olsa zaten ismini duyardık değil mi?

"Türkiye'nin en çok satan, okunan aylık kişisel gelişim dergisi" derken de mi hiç düşünmedim yahu? Ulan zaten kaç tane var ki...

"Çözümsüz ve çaresizlere özel sayı" iddiası altında başlayan dergide, bu vaad dilen şeyler, okudukça anlıyorum ki klasik kadın dergisi ibareleriymiş; "yatakta başarılı olmanın 20 sırrı" , "erkeğini mutlu etmek için 10 ipucu" tarzı tatavalarmış meğersem.. İşin daha da ilginci, gayet bilimsel ve mantıki yoğunlukların olduğunu sandığım derginin, her sayfasında Ramazan-ı Şerif'in bereketinden, hayrından falan bahsediyor.. Tamam, güzel de ne alaka? Sürekli her yerde dini sözler, hikayeler, hatta hadisler... Yazılarda, her 3 cümleden birinde "nasipse", "inşallah" , "kısmet olursa" , "cenab-ı rabbim kurban olduğum" tarzında kalıp kelimeler var. Elbette ki kötü bir şey değil bunlar, ama kapakta bunu vaad etmiyorsunuz ki be abi... İnsan böyle bir dergide bunları görünce afallıyor ister istemez.

Bir de içinde "okuyucu köşesi" var, okuyucular öyle methiyeler düzmüş ki, sanırsınız evrenın sırrını veriyor dergi... Ne dolanlar.. Kimisi kendini bu dergi sayesinde bulduğunu iddia ediyor, kimisi bu derginin hayatını kurtardığını söylüyor, kimisi eğitim için gittiği ABD'de kendini bu dergi sayesinde kurtardığını söylüyor.. Of of of... Ya bütün okuyucu mektupları dergiyi hazırlayanların hayal ürünü, ya da Aziz Nesin haklı, bu Türk milleti hakikaten aptal...

Dinimiz amin...

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Ahmet "Çakar"

Ağzına sağlık be...

Arda'ya ceza verilmez!

Gaziantep-Galatasaray maçında Arda son dakikada bir sarı kart gördü. Kesinlikle hakem açısından haksız bir karar. Bir futbolcunun oyuncu değişikliğinde nereden çıkacağına hakem karışamaz. Arda klasik yerden oyun sahasını terk etmek isterken hakem Bünyamin Gezen "Farklı yerden çık" diyor. Hakemin böyle bir şey söyleme hakkı yok. Hele hele "Benim dediğimi dinlemiyor" diye bir oyuncuya sarı kart verme hakkı hiç yok. Buna rağmen Arda haksız bir şekilde sarı kart görüyor. Maç bitiyor ve sahaya girip hakemden özür diliyor. Ayağında da terlikleri var. Ve neymiş efendim, 'Arda yönetmeliklere aykırı davranıyor' diye ceza alacakmış. Adama gülerler.

EĞER CEZA VERİLİRSE...
Bir oyuncu üstelik haksız sarı kart görmüş iken, maç bitiminde centilmence hakemden özür dilemek amacıyla sahaya ister terlik, ister yalınayak isterse de mokaseniyle girsin, bu oyuncuya ceza verilemez. Verirlerse ne olur, 10 gün bunlar konuşulur ve basına öyle bir malzeme verirler ki bundan sonra maç bitiminde yeşil zemine bir cm bile girmiş hiç kimseyi cezasız bırakamazsınız. Nasıl bir ülke futboludur ki bu, jeneratörler çalışmıyor ama adamın ayağındaki terkliklerle uğraşıyoruz.

Sabah Gazetesi

8 Ağustos 2009 Cumartesi

This is Romania!



Romanya'yı tanıtım amaçlı, mizahi ve çok eğlenceli 2 reklam filmi çekilmiş. Oynayanlar da, Romanya deyince akla ilk gelen efsaneler Nadia Comaneci, Ilie Nastase ve tabii ki Gheorghe Hagi. Özlemişiz be! Neyse.. Reklamlar süper olmuş bu arada. İzleyin, izlettirin efendim...

7 Ağustos 2009 Cuma

İşte yaratıcılık bu!

Cim Bom Fena 'Mor'arttı (Hürriyet)
Morartan rekor! (Ajansspor.com)

Mor ve Ötesi (Sporx.com)

Mor ve Ötesi (Fotomaç)
Aslan morarttı (Lig TV)
Mor Aslan, fena morattı (Maraton.com.tr)
Aslan mor, Netanya mosmor! (Posta)
Üstü mor 6 Aslan (Sabah)

Türk medyasının akıllara durgunluk veren, üstün kreatif boyutu...

2 Temmuz 2009 Perşembe

Kader Keita


Galatasaray'ın geçen yıldan beri titizlikle sürdürdüğü, isim yapmış, kaliteli oyuncuları sessiz sedasız, kimsenin haberi olmadan transfer etme geleneği sürüyor. Kewell, Baros hep aynı tarzda transferler oldu. Hiçbir dedikodusu bile çıkmadan, anlaşma sağlandığı resmi kaynaktan bildirildi. Şimdi de Abdul Kader Keita, Olympique Lyonnais'den 3 yıllığına bonservisiyle alınmış. Birincisi, Galatasaray'ı böyle bir tutum sergileyip kolpa medyayı hep ters köşeye yatırdığı için tebrik ediyorum. İkincisi, bir ara 16 milyon avroluk bonservis bedeli ödenmiş bir oyuncuyu takıma kattığı için bir daha tebrik ediyorum.

Türk futboluna ve takıma hayırlı olsun.

30 Haziran 2009 Salı

Esaslı spor gazetesi


Bugün berberde tıraş sırası beklerken kendi adıma çok yararlı birşey keşfettim ve yeni bir karar aldım. Bundan sonra her gün Habertürk Gazetesi alıyorum.

Kocaman olan saçlarımı kırptırmak üzere sıra bekliyordum. Masanın üzerinde Star, Yeni Asır ve Habertürk gazeteleri duruyordu. Fotomaç falan var mı diye altları kurcalayayım derken HT Spor yazan bir gazete buldum, ki ilk defa duyuyorum böyle bir gazetenin varlığını. Okumaya başladım ve inanın yaklaşık 12-14 sayfalık gazeteyi 15-20 dakika içinde yalayıp yuttum, okumadığım yer kalmadı. Adamlar cidden işi güzel yapmışlar. Zaten kolpa transfer haberlerinden falan eser yok. Herşey olduğu gibi, gayet güzelce kağıda dökülmüş. Sadeliğin güzelliğini yaşıyorsunuz. Ve adının hakkını veriyor, gerçekten de "spor" gazetesi, Fotomaç gibi spor gazetesi olduğunu iddia edip futboldan başka birşey barındırmayan bir yayın değil. 1 tam sayfayı Wimbledon'a ayırmışlar, 2 tam sayfa basketbol var, 1 sayfa da halter ve diğer sporlardan haberler vardı.

Habertürk Gazetesi'nin yanında ek olarak veriliyor. Tavsiye ederim. Gerçi internet yüzünden, artık pek gazete okunmuyor ama benim gibi gazeteyi eline alıp okumanın keyfinin farklı olduğunu düşünen sporsever için biçilmiş kaftan.

18 Ekim 2008 Cumartesi

Gündem yavşaklığı


Daha önce futbolla ilgili konuda birşey söylemiştim. Demiştim ki, "Türk Milleti olarak duygularımızı aşırı yaşayan bir topluluğuz. Üzüntümüz fazla depresip, sevincimiz gereğinden fazla coşkulu oluyor." Aynen de öyle. Olayları öyle büyütüyoruz ki, bazen şaka olup olmadığını düşünüyor insan.

Hülya Avşar'ın Başbakan'a "kedi gibi masum görünüyor" demesinin yarattığı olaylara bakın Allah aşkına. Aman efendim "ülkenin başındaki insana nasıl 'kedi gibi' denir?" , yok "AKP, Avşar kızının söylediği lafa ayağa kalktı." , "Erdoğan'ın cevabı ne olacak?" vs... Yahu ne oluyoruz? Sanki kötü birşey söylemiş. Belki de "bir lider için yeterince agresif görünmüyor" demek istedi. En fazla bu olsa bile, bunda bile büyütecek birşey yok. Ne yönetim şeklini eleştirmiş, ne durumuna parmak atmş. Sadece dış görünüşünden bahsetmiş, ki aşağılayıcı bir bahsediş de değil. Bu kadar mı midemiz dar? ABD gibi bütün dünyanın başkenti olan bir ülkede başkan için ayan beyan söylenenleri görmüyor muyuz? Millet canlı yayında hakaret ediyor, Bush'un savaşçı zihniyetine lanet okuyor... Anti-Bush grupları, grup olmaktan çıktılar, eyalet oldular yıllardır. Bizde söylenen "başbakanın kedi gibi bir hali var" cümlesi bile 1 haftalık ağır siyasi-magazin gündemimizi oluşturuyor. Yazık.

"Gündem olsun, siyaset ve magazinle ilgili olsun, nasıl olursa olsun."

17 Ekim 2008 Cuma

Neresi burası?!


Mustafa Sandal'ın reklamları hoş, güzel, eğlenceli de millet bazı şeyleri öğrenmek istiyor.. Mesela Mustafa Sandal'dan başka erkeğin olmadığı ve metrekareye 3 tane mini şortlu taş hatunun düştüğü bu koşu parkı neresi? (!)

9 Ekim 2008 Perşembe

Problem üst katlarda


Gündem Beşiktaş'ın yörüngesinde dolaşıyor. Demirören tercihleri, Sinan Engin'in takıma zarar verip vermediği, Sağlam'ın istifası, yerine gelecek adam... Ben Galatasaray kadar yakın takip edemiyorum tabii ki Beşiktaş'ın iç durumunu. Ama bir futbolsever olarak baktığımda hiç şüphe duymadan söyleyebilirim ki, Ertuğrul Sağlam'a haksızlık edildi.

Sen bu adamı takımın başına Jose Mourinho diye getirmedin zaten. Ne bir kariyeri vardı teknik adam olarak doğru düzgün, ne de başarı için garantisi. Sadece siyah beyaz renklere delicesine aşık olan, işini ciddiye alan, yüreğiyle yapan bir Beşiktaşlı'ydı bu adam. Takımın başında olduğu sürece de başarısız demek bence ayıp olur. Sanki Beşiktaş son 5 yılda şampiyonluğu son haftaya kadar kovalamış mı? 100. yıl gazından beri iş yok zaten takımda. Geçen sezon da birçok hakem hatasıyla koptular zirveden. Bu sezon için birşey diyemezsin zaten. Avrupa'da elendi, nedeni belki de Türk takımlarının hastalğı, rakip isimsiz diye ciddiye almamak. O takımı muhtemelen Cimbom da, Fener de eleyemezdi bu hallerde. Ligde de gayet iyi gidiyor. Trabzon'dan sonra en iyi durumda olan ekip görüntüsündeler. Teknik adam olarak tecrübesiz olduğu zaten bilinen birşey, yeni keşfetmedik bunu. Ama bence kısıtlı tecrübesine rağmen kötü şeyler yapmadı. En azından çırpınıyor, birşeyler yapıyor. 4-4-2 olmuyor, onu sağa, bunu sola, şunu içeri çekip 4-3-1-2, 4-1-3-2 falan deniyor. Aragones gibi değil en azından. "Napayım, petrol mü çıkarayım?" demiyor.

Resmi açıklama da biraz önce geldi; Mustafa Denizli getirilmiş başına. Göreceğiz neler olacağını.. Sağlam'dan fazlasını yapamayacağını düşünüyorum. Beşiktaş şampiyonluk yarışından yine erken düşecek. Yazık.

Beşiktaş Kulübü'ndeki sorun -benim görebildiğim kadarıyla- idman veya maç sahasında değil, takım binasının üst katlarındaki odalarda.

6 Ekim 2008 Pazartesi

Resmi Olmayan Taraftar Siteleri


Biliyoruz hepimiz bu tarz siteleri... Galatasaray'ın Webaslan'ı, Fenerbahçe'nin Fenerbahce.com'u epey ünlü siteler ancak resmi bir nitelik taşımıyorlar.

Açıkçası en fazla kullandığım sitelerden biridir Webaslan. Gerek kurulumundaki yüksek merciili UA üyeleri olsun, gerekse de anında siteye yansıtılan haberler olsun dört dörtlük bir site gibi duruyordu. Tarafsızdı üstelik, zaten haberler direk ajanslardan ve gazetelerden alındığı için taraf da katılamazdı. Ama dünkü Bursa maçı için yazılan şu cümleler beni bir Galatasaray'lı olmama rağmen çileden çıkardı... İzninizle;

" Karşılaşmanın hakemi Hüseyin Göçek maç boyunca tüm takdir haklarını Bursasporlu oyuncular için kullanırken, Galatasarayımızın puanlarını adeta çalmış oldu.
"

Hakem iyi yönetmedi dememişler. Hakem biraz taraflıydı da dememişler. Hakem büyük etkenlerden biriydi de dememişler. Direk 'çalmış' demişler. Yeri geldiğinde fanatik olurum da, GS'dan soğuttu ne yazık ki şu haber beni. Webaslan'ı da açmam bir daha şu halden sonra. Hakemin hatası olmadı değil de Bursa yine 5'e gidiyordu be kardeşim! Sakatlıkları bahane edersiniz anlarım da bu nedir... Sonra gelmiş Sinan Engin'le dalga geçiyoruz milletçe. Herkesin içinde bir Sinan var galiba!

(Bu arada WebAslan ve Fenerbahce.com diye girdim ama Fenerbahce.com'u pek açmadım; onlar çok daha fenalar. Ciddi ciddi rekabeti yansıtıyorlar, derbi günlerinde de 'vurun, kırın, parçalayın ulan' temalı haberler yazıyorlar. Fener'lileri bilmem ama ben bir GS'li olarak takımım için böyle bir haber görmek istemem, gaza da gelmem şu sözlerle. Doğruca haber yapın işte kardeşim...)

Resmi olmayan sitelere cidden karşıyım bundan sonra. Kulüpten bağımsız birlikler, lakin birçok kişi tarafından takip ediliyorlar. Şurada Lincoln 3-4 defa eleştirilse, aldığı miktar vurgulansa aforoz edilir herif okuyucu taraftarlar tarafından. Basın böyle el değiştirebiliyor işte. Resmi sitelerin hal değiştirmeleri, haberleri ve istatistikleri sıklaştırmaları şart.

Merak edenler, 1 hafta boyunca takip etsin şu siteleri, vallaha komedi...
(KaraKartal.com da var aynen bu tarzla çalışan ancak onların haberlerini hiç incelemedim şimdiye kadar, birşey diyemeyeceğim haklarında bu sebepten...)

WebAslan

Fenerbahce.com

5 Ekim 2008 Pazar

Disko Kralı


Okan Bayülgen 11 Ekim'de başlıyor yeni programına...

Tanıdık, alışılmış şeyler olacak yine: Hakkı Devrim, Makina ekibi, Kanal D ve gece saatleri...

Format değişik olacakmış, tutar mı tartışmaları çıktı bile. Yaptığı herşey tuttu, bu da tutacaktır eninde sonunda. Zaten gece saatlerinde düzgün birşey yok, tüm gençlik de sabahladığı için tutması cidden mümkün değil.

Çok tartışılan bir adam bu Okan. Gıcık bulanı da var, aşık olanı da. Ben fanatiği değilim, ama zamanımın boşa gitmediği bir saatte olduğu için gönül rahatlığıyla seyredebiliyorum. Yalnız sevmediğim birşey var ki, Beyaz'la kıyaslanarak kötülenmesi. Beyaz'ın insanlara saygılı davranması, herkesin görüşüne saygı göstermesi ve ceketinin önünü telefonla canlı yayına katılanlarla konuşurken iliklemesi hiçbir şey ifade etmiyor benim için. Program formatı, arkadasında tonlarca adam var, paraya göre yapılan hareket bunlar. Gerçek hayatta bu iki kişi nasıldır, bilemeyiz elbette ama Okan para için saygısızlaşıyorsa, Beyaz da tam tersi, para için saygı işini abartıyor. Bunu birkaç kere, arada bir yapmıştı. Daha sonra basından övgü alınca iyice sıklaştırmaya başladı. Bakın yanlış anlamayın, polis oğludur, saygılı adamdır onu kastetmiyorum, ben TV ekranındaki görüntü hakkında konuşuyorum. Rahatsız edici bir durum bu. Okan'ın kameralara yansayan özel hayatı da insanı pek açmıyor. Zaten sevmememin, fanatiği olmamamın nedenlerinden biri de bu. Ama işte bazen insanlar programda çizilen karakteri fena bir şekilde o insanın üstüne yorumluyorlar. Bu da Okan'ı haksızken haklı kılıyor bir nevi.

Blog okuyucularının da fikirlerini almak isterim bu konuda. En aşağı anket ekledim, orada Okan'ı sevme-sevmeme olayını ele alalım. Tabii anketteki cevap yeterli olmayacaktır, yorum bölümümüz yine açık. Okan'ı da, eski programlarını da tartışabilirsiniz. Yeni programı hakkındaki düşüncelerinizi, tahminlerinizi, görüşlerinizi de aktarabilirsiniz tabii.

3 Ekim 2008 Cuma

Cennet?


Fotomaç'ın bugünkü ön sayfa manşeti. "Cinnet" neyse de, eğer "Cennet" buysa yaptığımız iyilikleri biraz daha ölçüp biçip yapmamız gerekebilir.

20 Eylül 2008 Cumartesi

"Benim yalıya tanker girdi"





Mustafa Sandal'ın yeni Turkcell Muhabbet Kart reklamları muazzam olmuş. 2 reklamı da koydum yukarı. Son yıllarda izlediğim en sağlam reklamlardan.. Hele ilk reklamın sonunda arabanın esas sahibi uzaktan arabanın kapılarını açarken, bizimkinin uzaklaşışı efsane.