Ivır Zıvır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ivır Zıvır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2014 Cumartesi

Tumblr postu


Halbuki kadında dolma parmağı hiç sevmem, "nail-art" adı altındaki böyle saçma sapan şekilli ojelerden de pek hazetmem, altın sarısı saat desen zaten saçmalık. Belki bileklikler ve etek fena değil. Ama hepsi bir arada olunca hoşuma gitti fotoğraf nedense. Zaten "kız tumbılırı" tadındaki bu fotoğrafı da neden attım, bu fotoğrafın nesini sevdim hiç bilmiyorum..

Sizlere bir Tumblr fotoğrafı betimliyorum: 20 yaşlarında bir kız. Sol elinde renkli, büyük bir kupanın içinde sade kahve, sağ elinde sigara var, dumanını dikkatli şekilde dağıtarak yüzünün tam karşısına üflüyor. Ayaklarını masanın bir köşesine uzatmış, ayağında kırmızı-beyaz Converse'ler. Afilli küpeleri, suratında 2-3 tane piercing, kolunun gözüken yerinde de kelebekli-yıldızlı renkli bir dövme var, bileğinde rengarenk 8-10 tane bileklik, saçları 45 dakika uğraşılarak ama özensiz imajı verilerek tepede toplanmış, çok hafif, belli belirsiz bir makyaj. Bilgisayarı tabii ki MacBook. Kucağında kedisi, masanın üstünde beyaz iPhone'u, 1-2 tane kitabı, üzerinde afilli bir kalem duran not defteri, kenarı atılmış gibi görünen profesyonel fotoğraf makinesi ve mini Eiffel kulesi maketi duruyor. Evet masa biraz büyük. Duvarda rengarenk yapışkan not kağıtları, dönme dolaplı resim tablosu, arkadaki sehpaların birinde 180 gr'lık Nutella kavanozu var. Sabah vakti ama perdeler koyu kırmızı olduğu için içerisi loş.

Şu anda biri yukarıdaki paragrafı fotoğraflasa kusursuz Tumblr fotoğrafı olurdu mesela.

13 Mart 2014 Perşembe

Nerede o eski çizgi filmler...


Çizgi film izlemeyi bırakmamızın en büyük sebebi bence büyümemizden ziyade bütün çizgi filmlerin saçma sapan hallere gelmesidir. Ne eski kalitede yeni çizgi filmler yapılıyor artık, ne de eski bildiğimiz çizgi filmler kaliteli yazılıyor.. Bilmiyorum benimle aynı mı düşünüyor herkes ama bazen televizyonda Tom ve Jerry'nin falan yeni yapılmış bölümlerine denk geliyorum, saçma sapan şeyler yazmışlar, eski tadından eser yok. Eskiden izlediğimiz Tom ve Jerry, Bugs Bunny, Tazmanya Canavarı, Temel Reis, Tweety, Taş Devri, Jetgiller, Road Runner, Casper, Şirinler, Red Kit, Richie Rich, Ninja Kaplumbağalar, Tsubasa... Pokemon'u falan hesaba katmıyorum zaten, o başlı başına bir fenomendi. Cidden şimdi denk gelsem, bir çoğunu şimdi bile büyük keyifle izlerim. Bazıları hala yapılıyor ama dediğim gibi eski kalitesinden çok uzak.

Bu postu da neden yazdığımı hiç bilmiyorum.

8 Mart 2014 Cumartesi

Vecize #25



 George Bush, her gün Tanrı'yla konuştuğunu söylerdi ve Hristiyanlar onu bu yüzden çok takdir ederdi. Eğer Bush, Tanrı'yla saç kurutma makinesi aracılığıyla konuştuğunu söyleseydi, muhtemelen onun deli olduğunu düşünürlerdi. Olaya küçücük bir aletin eklenmesi bunu nasıl daha da saçma yapar, anlamış değilim. 


- Sam Harris 

4 Mart 2014 Salı

Jennifer Lawrance benimdir, topukları sizindir!


Görüyorum ki herkes Jennifer Lawrance dilosu olmuş. Özellikle American Hustle filmi ve Oscar töreninde verdiği şirin ve aktif karelerden sonra iyice artan bir Jennifer Lawrance hayranlığı görüyorum piyasada. Ve bu beni oldukça rahatsız ediyor. Aşık olan mı ararsın, "abi müthiş oyuncu yaa"cıları mı ararsın, "daha 23 yaşında olmasına rağmen.." ile başlayan potansiyel yetenek öngörü aynştaynları mı ararsın, fanboy olan mı ararsın.. Her yer J-Law (bu kısaltmayı da şimdi ben buldum, sahiplenmeyin) hayranı dolmuş. Buraya kadar pek sorun yok da.. Peki bu beni neden rahatsız ediyor?

Çünkü arkadaşlar, blogumun eski takipçileri anımsayacaktır ki; kimse Jennifer Lawrance adını bile bilmezken, 17 yaşında rol aldığı The Poker House filminde hatunu ilk keşfeden bendim. Evet. Jennifer'ı Türkiye'de ilk keşfeden adan Çağlar Yıldız'dır. Hal böyle olunca da, 23 yaşındaki geleceğin yıldız aktristini keşfetmiş gibi davranan veya "hastayım bu hatuna yaa" tribindekiler beni kıskançlık krizlerine sokuyor. Neyse sadede gelelim:

Sıcak bir yaz akşamı, tarih 30 Temmuz 2009, günlerden Perşembe. Saat gece 11 buçuk suları. Çağlar Yıldız's bloga bir yazı düşer. Yazının ikinci paragrafına dikkat! Buradan buyrunuz...

Ayrıca kendisi şimdilik oyunculuğunun zirvesine bence Silver Linings Playbook'ta ulaşmıştır. Haydi eyvallah.

1 Mart 2014 Cumartesi

Çiçekçi Kız


Amerikalılar'ın "roadside flowers" dediği olay. Bizdeki gibi kırmızı ışıkta zorla çiçek satmaya çalışan roman hanımlardan biraz farklı tabii. Yer Oklohama, sene 1973.

Tarihten anı ve fotoğraflara devam ediyoruz..

28 Şubat 2014 Cuma

Guide To Kiss


Lige Magazine dergisinin 1942 yılında basılmış sayılardan birinde yayınlanan Guide To Kiss (Öpüşme Rehberi) adlı çalışması.

Tarihi anı ve fotoğraflar devam edecek..

27 Kasım 2010 Cumartesi

Türbanlı Sevişgenler


Hani türbanlıya 2. sınıf insan muamelesine kesinlikle ben de karşıyım. Nereye girerlerse girsinler, nerede takılıyorlarsa takılsınlar, umrumda değil. Ama.. Özellikle şu genç jenerasyonda türban kullananların %90'ının isteğiyle değil, aile korkusuyla türban kullandığından eminim. Ailelerin çoğu lafta "ben çocuğumu serbest bırakıyorum, o takıyor" dese de çocuklarla samimi şekilde konuşup serbest bırakmadıkları kesin. Geçen gün sıradan bir barda takılırken aklıma gelen bu mevzuda, amacım türbanın doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak değil, resim de tamamen temsilidir. Ama ailelerden rica ediyorum: Lütfen kızlarınızın başını zorla kapatmayın. Sonra ücra barlarda sevgilileriyle yiyişirken çok komik görünüyorlar lan. Valla bak.

İbneye bak!


Ulan pezevenk, bütün vücudunu çizdirmişsin, 75. dövmeni yaptırırken hala suratındaki ifadeye bak. Kalıbından utan ulan...

25 Kasım 2010 Perşembe

"Babaaaa bana bisiklet al"


Vakti zamanında aşırı enerjik, sportif gençlerdik. Abartısız söylüyorum, akşam 6'dan 10'a kadar 4-5 tane ölümüne basket maçı yapar, ardından da gece 12-1 halı saha maçına giderdik. Çok eskiden bahsetmiyorum, 3-4 sene öncesinden, lise yıllardından bahsediyorum. Dolayısıyla da oldukça yüksek kondüsyonlu, zayıf ve çeviktim. Vakit geçtikçe hamlaştık tabii. Şimdi de görünce kilolu denecek biri değilim çok şükür, 1.80 boy, 76-77 kiloyum. İdealimin 72-73 kilo falan olduğunu düşünüyorum. Ara ara bu kiloya insem de, bazen 78'lere çıktığım oluyor ki hayatta en korktuğum şeylerden biri fazla kilo, hemen frenliyorum kendimi. Kilo alıp-verme serüvenimden bahsetmiştim bir süre önce.

Son zamanlarda da hem biraz kilo vermek, hem de forma kavuşup biraz kondüsyon depolamak amacıyla akşamları koşmaya başlamıştım. Dönüşte mekik, şınav falan.. 1 hafta falan yaptıktan sonra aklıma dahiyane bir fikir geldi. Soğuklar da başladı. Gecenin bir saatinde götüm donarak koşmaya çalışacağım, terleyeceyeceğim de, eve gelene kadar terim soğuyacak vs.. 100 liraya küçük bir kondüsyon bisikleti aldım ve dertlerim son buldu. Koyuyorum bilgisayarın karşısına, bir yandan istediğimi izleyip dinliyorum, bir yandan da bisiklet çeviriyorum. Vallahi büyük teknoloji.

23 Kasım 2010 Salı

Kız olsam...


Hadi, gelin bir anlığına egolarımızı, homofobik duygularımızı bir kenarı bırakıp gerçekçi düşünelim. Kız olsaydınız bu orospu çocuğuna sabah akşam vermez miydiniz? İki dakka dürüst olun lan. Hatta kız olmayı geçtim, bu halinizle bile.. Uuu pardon, burada su boyu geçiyormuş, gelmeyin. Byee...

16 Kasım 2010 Salı

İyi Bayramlar #4


Şşşşhhh.. Sessiz! Akraba ziyareti yok, el öpme yok. Herkes evinde otursun. Temiz bir bayram olsun. Bayramınız kutlu olsun...

2 Kasım 2010 Salı

"Yavrum sen asker kaçağısın" dedi bana!


Nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Artık isyan etmekten de bıktım. Direkt olayı anlatıp, bitiriyorum, yorum sizin.. Kendim bildim bileli okuyorum, 2 senedir üniversite okuyorum, 3. sene başladı, hala da okumaya devam ediyorum. Buraya kadar sorun yok. Askerlik durum belgesi lazım oluyor, Askerlik Şubesi'ne gidiyorum, asker kaçağı çıkıyorum. Sonra komutanlara dert anlat. Ulan utanmasalar okuyan adamı tutup askere gönderecekler.. Sabır.

30 Ekim 2010 Cumartesi

Hayattan tiksindiren şeyler #27


Nefret ediyorum şu araba alarmlarından. Yanından sesli bir motosiklet veya kamyon geçer ciyak ciyak öterler, ama yeri gelir tekme atarsın ötmezler. Konu ne zaman ötüp ötmediği de değil, o kadar gereksiz ve uzun süre çalıyor ki bir çoğu.. Gecenin bir vakti don paça aşağı inip bir balyoz da benim vurasım geliyor.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Diz yarası


Yaklaşık 10 gün önce geçirdiğim ufak bi kaza sonucu diz kapağımı yere sürtmek suretiyle yaralamıştım. Hadise olalı 2 hafta olacak, hala daha yara kaybolmadı haliyle. E tam diz kapağının üzerine yara kabuğu olunca, bir de dizi yere vurduğum için biraz kemik ağrısı da olunca, 10 gündür hala ayağımı bükemiyorum bile. Hala topallıyorum, sürekli tetikte geziyorum ve hatunlarla kaşık pozisyonunda yatamıyorum :(

Şaka bir yana göt kadar bir yara yüzünden günlerdir çektiğim işkenceyi göze alınca, hakikaten halime bir kez daha şükrettim. Yaşamadan bilinmez. Allah ayağı olmayanlara, sakat olanlara falan sabır versin. Ben böylesine lanetler okurken, onlar kim bilir neler çekiyorlar..

26 Ekim 2010 Salı

R.I.P.


Bloga yorumlarıyla destek veren "ahtapot paul" nickli arkadaşın da acısını paylaşıyoruz. Akşam üzeri civarlarında meşhur Kahin Ahtapot Paul ölmüş.

Mail bilgilendirmesi


LakersTR.com'un mail sunucularındaki bir problem nedeniyle, birkaç haftadır maillere bakamıyordum. Sorun giderildi ancak son 15 günkü tüm mailler silinmiş. Bu sırada önem arz eden mail atanlar olduysa, aflarına sığınarak, bilgilendirmek isterim kendilerini. Yani son 15 gündür falan atılan neredeyse hiçbir mail elime ulaşmadı. Eyvallah.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Letonya'ya yerleşiyoruz beyler!

" Letonya'da erkeklerin doğum oranı kadınlardan daha yüksek. Ancak erkeklerin ortalama ömrünün kadınlara kıyasla daha kısa olması, yetişkin kadın oranının erkeklerden yüzde 8 daha fazla olmasına yol açıyor. Başkent Riga'daki Letonya Üniversitesi'nde cinsiyetler arasındaki dengesizlik açıkça görülüyor. Kız öğrenci sayısı erkeklerden yüzde 50 daha fazla. Bu nedenle de, kadınların kendi eğitim seviyelerinde erkekler bulmasının zorlaştığını belirtiliyor. Sosyologlar, kadınların evlenme çağına geldiklerinde de, bu yaşlardaki erkeklerin daha erken ölmesi ve intihar etme ihtimallerinin dört kat daha fazla olduğunu vurguluyor ve kadınların ortalama yaşam süresinin erkeklerden 11 yıl daha fazla olduğunun altını çiziyor. "

22 Ekim 2010 Cuma

"Anne şu kışlıkları çıkaralım artık"


Sonbahar gelir, havalar serinler, birkaç tane sweatshirt falan çıkarılır, akşamlar için eşofman çıkarılır, sonra yetmemeye başlar, dolapta yazlıklarla kışlıklar karışık durur, havalar bir türlü tam olarak karar veremez soğuk mu sıcak mı olacağına.. Sürekli kafada "ulan benim bu kadarcık mı kışlığım vardı?" sorusu daim kalır, kışlık kıyafet alışverişine çıkılır, eksik görülen birkaç parça şey alınmak için gidilir, bir araba pantolon, polar, sweatshirt alınır. Bir kaç gün sonra kolilerin birinden sürpriz kışlıklar çıkar. Hep problemdir bunlar.. Dolabın yazlıktan kışlığa çevrilme süreci son derece sıkıntılı bir süreçtir anlayacağınız. En azından benim için.

12 Ekim 2010 Salı

Mehmetçik

Hani, Facebook'u sadece Atatürk, PKK, Türkiye, AK Parti, CHP, MHP, Apo türü haber, video ve resimleri paylaşmak için kullananlar var ya, kendilerinden alenen tiksiniyorum. Ulan yeter be.. Anladık Türk'sünüz, milliyetçisiniz, Kemalist'siniz, vatanınızı çok seviyorsunuz, savaş çıksa bıçakla dalarsınız.. Tamam da arkadaş, girip 20 dakikada 5 anti-PKK, 2 Atatürk videosu, 1 tane de komik video paylaşıp çıkılmaz ki. Vatanı mı kurtarıyorsunuz, "biz buradayız" mı diyorsunuz, kime gösteriyorsunuz kendinizi? Gidin başka yerde kurtatın memleketi, Facebook bunun için pek uygun bir yer değil diye düşünüyorum.

Yukarıdaki paragrafı 1 sene önce bizzat yazmışım bloga. Yukarıdaki resmi de Facebook'ta gördüm. Ama, hani artık derdim "Facebook'ta vatan kurtarmak" falan da değil. Allah aşkına şu resimle gurur mu duyuyorsunuz da paylaşıyorsunuz? Yani bunu bile bir övünç kaynağı olarak görüp, bu şekilde paylaşmak bile hakikaten komik. Ee n'oluyor helikopteri ters çevirince? Savaşlarda hükmen galip mi sayılıyoruz?

9 Ekim 2010 Cumartesi

Günaydınlar


Staj yaptığım yerin fazla sosyeteye, zengin kısma hitap ediyor oluşundan olsa gerek, her sabah bu laf kullanılırdı. Günaydınlaaar.. Ulan iyi akşamlar, iyi geceler tamam da, günaydınlaaar nedir ya? Hey yarabbim...