Yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mayıs 2014 Pazar
"Çıplak bedende biftek yeme qeyfi"
Eddie Murphy, bir Avrupa şehrindeki güzel manzaralı otel balkonunda az pişmiş biftek ve patates kızartması keyfi yaparken, masa olarak çırılçıplak bir süpermodel kullanmayı tercih etmiş. 1980'ler olduğu tahmin ediliyor.
17 Mart 2014 Pazartesi
Mangalın efendileri
Amerikalı BBQ Pit Boys adındaki bir grup kovboy tarzlı abimiz toplanmışlar, mangalda yaptıklartı sanat eserlerini bizlere de tanıtıyorlar, tariflerini veriyorlar. Ama bunlar bildiğimiz yemek tarifi verenlerden biraz farklı. Bir kere sadece et yapıyorlar. Ve inanılmaz yapıyorlar. Standart şeyleri (hamburger, biftek vs..) bile gereğinden fazla iştah kabartıcı yapmaları bir yana, bir de inanılmaz yaratıcı şeyler de yapıyorlar aşağıdaki Potato Bombs gibi.. Onun dışında yaratıcı olarak Fireball Meatballs tarifini de izlemenizi öneririm. Tek söyleyebileceğim, karnınız açken ve gece geç saatte izlemenizi tavsiye etmiyorum.
İnternet siteleri de var ama YouTube Kanalı'na girip direkt oradan izlemenizi tavsiye ederim. 13-15 dakikalık videoları hiç sıkılmadan tek seferde izliyorum, sonunda da Şaban'ın cama ekmek bandığı sahneyi yaşarken buluyorum kendimi.
3 Kasım 2010 Çarşamba
Gergin bekleyiş
1 Kasım 2010 Pazartesi
The Meyhane
Player'daki şarkılar çok iyi. Adamlar üşenmeyip yüzlerce meyhane şarkısı koymuşlar. Harbi rakı ortamı yapılan durumlarda işe yarayabilir :)
Kategori:
İnternet,
Kültür-Sanat,
Yemek
28 Ekim 2010 Perşembe
Vedat Milör
Tadı Damağımda programını izlemeye bayılıyorum da, bir gün şu adamın yemek yiyişini izlerken düşüp bayılacam. Adam ne aşırı kibar, ne de hapur hupur yiyor, acayip iştah kabartan bir şekilde yiyor. Zaten yediği şeyler genelde nefsi coşturan şeyler olduğundan, özellikle gece geç vakit yayınlarını izlerken bir acayip oluyorum. Çıkıp bir yerlere bir şeyler yiyesim geliyor. Ama o saatte yiyebileceğim en kral yemek yarım ekmek kokoreç veya bir kelle paça çorbası olduğundan... Öyle yani.
10 Ekim 2010 Pazar
"Siktir git bi' çay koy"

Dünya üzerinde Türkler kadar fazla çay tüketen başka millet yoktur muhtemelen. Misafirlik, iş yeri, tamirci, emlakçı, şirket, holding, plaza fark etmez.. İçilen içecek mutlaka çaydır. Üç yaşında çocuk bile bilir Türkiye'de çay demlemeyi. "Hadi bi çay koy da içelim" gibi kalıplaşmış bir cümleye sahiptir dilimiz. Hatta ve hatta "siktir git bi çay koy" gibi bir efsanemiz vardır. Simit-peynirle iç, kekle iç, börekle iç, kurabiyeyle iç, çikolata, gofretle iç. Ama iç.
Hazır önümüz de kış. İç ısıtmak, soğuk kış gecelerini çekilir hale getirmek, NBA gecelerinde üşümeden sabahlamak için bire bir. O kadar mübarek bir şey ki bu, kışın iç ısıtıp üşümekten kurtatıp, yazın harareti alıp, serinletebiliyor. Heheh, bu tamamen hikaye tabii [via]. Bol bol için, açık için. Bu kadar çok çay içen biri olarak çayı açık içtiğim için çok hayıflandığım oldu. Büyük bardakta içerim, açık içerim, hayvan gibi şeker atarım. Başka türlü içemiyorum lan işte, acı geliyor, n'apayım?
8 Ekim 2010 Cuma
Nar yemek...

Ustalık gerektirir efendim. Öyle sıradan bir meyve gibi hatur hutur yiyemezsin. Özenle, dikkatlice ayıklaman lazım kabuğundan tek tek. Hızlı hızlı yemeye çalışırsan, o beyaz kısımları ağzına gelir, kekremsi, çirkin bir tat olur. O nedenledir ki elma, armut, şeftali gibi oturup bilgisayar başında falan pratik şekilde yenmez. Oturacaksın, sereceksin gazeteyi, alacaksın altına tabağı, yanına bezi, öyle yiyeceksin, ağır ağır, tadını çıkara çıkara.. Fışşk diye... Mmmmm..
27 Eylül 2010 Pazartesi
"Ye kebabı, iç şarabı"

İçkiyle çok fazla aram yoktur. Ortam olursa ayda yılda bir 2 bira veya durumuna göre rakı masasına katılıp birkaç kadeh içerim. Ama daha fazla yerim. Ölümüne meze yerim, içenleri çıldırtırım.. Bazen canım ister tekila veya votka shot takılırım tek başıma. Oturup vişne-votka yapmak, viski-soda içmek falan pek hazettiğim şeyler değildir. Filmlerde babalar viskiyi sadece buzlu, sek içiyorlar ama kusura bakmayın benden çıkmaz o.. Şarap ise daha önce birçok kez denediğim ama çok beğenemediğim bir içkidir. İçişinin karizması, balıkla, peynirle içilebiliyor oluşu hep tahrik etmiştir beni ama o ekşimsi tadı bir türlü sevemedim ne yazık ki.
Geçen gün ortamcı kuzen Şirince Köyü'nden bir şarap almış. Böğürtlen Şarabı dedi. Böğürtlen, framboaz, ahududu gibi mayhoş meyvelere de oldum olası bayılmışımdır. Denedim tabii ki. Ben mi çok kalitelisine denk geldim bilmiyorum, fiyatını sordum ama söylemedi kuzen. Normalde şarap çok soğuk içilmez diye biliyorum ama bu çok soğuk içiliyormuş, hatta buzlu bile içiliyormuş. Nitekim baya soğuk şekilde denedim ve normalde içkiyi çok yavaş içen ben, tadının güzelliğinden hemen bitirdim. Zaten alkollü içki havasından çok uzak. Hani meyve suyu ile voktayı karıştırırken meyve suyuna abanınca votkanın tadını zar zor alırsınız ya, ona benzer bir durum. Aroması çok yoğun ancak çok lezzetli, sevimli bir tadı var. Ama boş hadise de değil, alkol oranı %12. İçimi bu kadar yumuşak olan bir içki için oldukça yüğjkseBaya tuttum..
Buralarda nasıl bulurum veya fiyatı çok mu yüksektir bilemiyorum. Ama yakınımda bir "şarap butik" var, en kısa sürede ziyaret edeceğim.
*Başlık: Ye kebabı, iç şarabı, vur karpuz göte. Bu gidişle yarraaamı gidersin cennete.
22 Eylül 2010 Çarşamba
Günde 15 kilo verin!

Kilo hakikaten büyük dert. Çok şükür hiçbir zaman kilo problemi olan bir insan olmadım ama şimdiden ara sıra düşüncelerimle oynamaya başladı. 1.80 boylu biri olarak hiçbir zaman 79 kilonun üzerine çıkmadım çok şükür, ama tehlikeli sularda olduğumun da farkındaydım. Erkekte body building yapmadığı sürece "boy-kilo arası 10 fark olmalı" derler; boy 1.80'se, kilo 70 şeklinde, ama öylesi de çok cılız duruyor be abi. Ben ideal kilomun 73-74 olduğuna kanaat getirdim.
En etkili kilo verme yöntemi akşam yemeğini çok cılız tutmak, hatta mümkünse akşam yemek yemeyip meyveyle falan geçiştirmek, illa da yiyecekseniz mümkün olduğunca erken yemek, 5-6 gibi falan. Bir doktor tanıdığın tavsiyesi üzerine akşam yemeklerini kestim bir süredir. Sabah 2-3 poğaça+çay kombinasyonu klasik, öğlen 1 gibi normal hayvan gibi yiyorum. Bir daha öğün yok. Akşam eve gidince de meyveye abanıyorum. İnsana en çok kilo aldıran şey, öğün dışında tüketilen çikolata, kola gibi şeyler. Özellikle kolada öyle büyük bir kalori var ki, cidden aşırı fazla. Onları da azalttım baya. Ama aralarda çay, kahve falan tamamen serbest. Ki günde 5-6 bardak çay, kahve içiyorum ve çok fazla şekerli içiyorum. Buna rağmen 5-6 aydır 78-79 arasında gidip gelen ben, bunu uyguladığım 2 haftada 75 kiloya düştüm. Tabii akşam yemeğini iptal ettim ama bazen dolma, mantı falan oluyor, nitekim bünye dinlemiyor iptal falan.
Metabolizmaya göre değişiyordur herkeste ama ben kilo verme tekniğimi buldum. Hem kendimi hiç sıkmadan, öyle "kibrit kutusu kadar peynir, 1 dilim kepek ekmeği" muhabbetlerine girmeden, hem de sevdiğim şeyleri yiyerek kilo verebiliyorum. Ki okul, iş, staj üçgeninde belki de 3-4 yıldır hiç düzenli spor yapamıyorum. Biraz da koşsam falan iyice forma girecem yani..
PS: Başlıkta realite arayanı döverim.
11 Eylül 2010 Cumartesi
Türkler de Hamburger yapabilirmiş!

Hamburger denen yüzyılın icadını bizle tanıştıran Amerikalılar olmuştu önce McDonald's, sonra Burger King ile. Kimisine göre Mc, kimisine göre BK daha iyi yapıyordu, bence BK. Ama gerçek şu ki ülkede başka hamburger yapabilen de yoktu. Sağda solda büfeler, sandviççiler "hamburger" adı altında saçma, dondurulmuş, incecik, köftemsi şeyleri yapıyordu ama, bir şeye benzediği yoktu ne yazık ki. Burger Turk adında, aynı Burger King amblemi ve renklerini kullanan bir mekan var, öğrendim ki bir çok ilde varmış, bir kez de deneme şansım oldu ama çok iç açıcı bulmamıştım. Büfe hamburgerinden çok daha iyi elbette ama Burger King'in yanından bile geçmiyordu. Geçenlerde duyduğum bir mekan ismiyle sarsıldım. Dükkan Burger. Evet mekanın ismi bu. İnanılmaz güzel hamburger yaptıklarını duyup, İstanbul'da neredeyse 10 şubesi olup, İzmir'de hiç olmadığını duyunca yıkılmıştım. Ancak daha sonra öğrendim ki Çeşme'de varmış bir şubeleri. Atladım motora, doldurdum depoyu, bastım Çeşme'ye. Alaçatı'nın en ucube yerinde, ara ara öldüm, sırf ararken ekstradan 20 lira benzin yakmışımdır. Ama bir şekilde buldum.
Evet, işte bu! Adamlar yapmış. Diğer burgerlerle kıyaslamaya girmek yerine, hala damağımda olan tadını hayal etmekle yetiniyorum. Çünkü sıradan bir hamburger değil adamların yaptıkları, farklı bir şey, özel bir lezzet. Etleri inanılmaz kaliteli. Sipariş ettiğim Dükkanburger Menü'de (aşağıdaki resim) 200 gr köfte, soğan, peynir ve dana bacon bulunuyor. Aşçı arkadaşlarımız, ızgara üzerinde pişen et tam kıvamındayken ortadan ikiye bölüyor, iki tarafını da dağlıyor ve hamburger resimde görüldüğü gibi iki parça şeklinde servis ediliyor. Böylece etin ihtişamı daha net şekilde gözler önüne seriliyor. Karışık sandviç kalınlığındaki ekmeği ısırdığınıza, dana bacon ile güçlerini birleştirmiş, yumuşacık köfte öyle sarsıcı bir lezzet sinyalı salgılıyor ki beyninize, bir süre sarhoş oturmanıza sebebiyet verebiliyor. Ayrıca satır köfte, biftek burger, sosisli, köfte ekmek gibi farklı seçeneklerin dışında; dana bacon, acı sos gibi baştan çıkarıcı eklentileri de mevcut isteğe göre.
Ve bir patates kızartması yapıyorlar.. Nasıl beceriyorlar bilmiyorum ama, öyle fresh kızartmalar gibi tatsız tutsuz, lastik gibi değil. Anne kızartması gibi, yumuşacık ve gerçekten patates kızartması tadını alıyorsunuz. Çok etkileyici.
Fiyat? İşte o birazcık tuzlu. Diğer ürünleri hatırlamıyorum ama resimdeki bacon'lı burger, tek başına 20 TL. Yanında 5'er TL'lik kola ve patates ile birlikte toplam 30 kağıt bayıldım. Bir o kadar da benzin parası girdi, geçmiş olsun, giren girdi yani. Ama her güzelin bir kusuru olurmuş.
Hamburger köftelerimizi, İzmit'teki çiftliğimizde doğal şartlarda yetiştirdiğimiz "düve" (genç dişi sığır) etinden hazırlıyoruz. İçinde tek çekilmiş %100 kıyma, tuz ve karabiber bulunur.
Ekmeklerimizi günlük olarak kendi mutfağımızda pişiriyoruz.
Tüm burger çeşitlerimiz "orta" pişirilir. Bu sayede et daha sulu ve lezzetli olur. Etinizin daha fazla ya da daha az pişmesini istiyorsanız, lütfen sipariş sırasında belirtiniz.
Gittikten sonra internette, sözlüklerde falan birazcık araştırınca kendimi baya cahil hissettim hatta. Ben daha yeni öğrenip mekana "keşif" muamelesi yaparken, millet mekan hakkında tartışmalara girmiş, çıkmış. Neyse, geç de olsa öğrenmiş oldum. Tuttum burayı. Fiyatı BK ve Mc'a oranla çok yüksek olsa da, Çeşme buraya 45 dakika, mekana ulaşmasıyla beraber 1 buçuk saate yakın olsa da, zaman zaman gözü karartıp gidilebilecek bir yer.
Kategori:
Makale / Uzun Yazı,
Yemek
27 Ağustos 2010 Cuma
24 Ağustos 2010 Salı
"Sabahın köründe hahvaltı" sorunsalı

Valla HTŞ'ye de yazabilirdim aslında bunu. Delirecem bilader. Sabah 7 buçukta kalkıyorum. Staj yerinde ilk yemek yeme şansım 1'de oluyor öğle tatilinde. Sabah uyanır uyanmaz bir şeyler yemek gerekiyor haliyle, yoksa öğlene kadar açlıktan geberiyorum. İyi güzel de, sabah kalkar kalkmaz insan kahvaltıya yumulamıyor ki. Hiçbir şey istemiyor canım. İlk zamanlar yeni başladığım için bir hevesle kalkıp mısır gevreği ve sütümü özenle hazırlıyordum ama sırf tok tutsun diye, istemeden, zorla yiyordum. Zaten ilk haftadan sonra hevesin yerini "amaaan canım istemiyo" aldı. Bana çok bilmişler tarafından vaad edilen şey "ilk birkaç hafta zorla ye, alışınca zaten kendin yemek isteyeceksin" olmuştu. Koca bir yalanmış. 1 buçuk ay oldu, hala bir istek yok, yiyorum ama zar zor yiyorum. Neler denemedim ki.. Çemen denedim, nutella denedim, hatta Amerikan dizilerinde çok görüp özendiğim tost ekmeğinin arasında fındık ezmesi + reçel bile denedim, yok arkadaş, hepsi 3-4 gün sonra bayıyor. Ne yapsam olmuyor. Çaresizim. Ne yiyecem lan ben sabahları?
Kategori:
Hayat,
Ivır Zıvır,
Yemek
3 Ağustos 2010 Salı
"Orayı yıkarlar" #2

Geçen gün sperm bankasıyla ilgili bir haberde aynı başlığı kullanmıştım, bu kez sperm bankasıyla falan alakası yok ama, ona yakın bir şey denebilir. Blogu ilk zamanlardan beri takip edenler hatırlayacaklardır, 2 sene önce kadar Hooters adında bir restoranı tanıtmıştım. Hooters'ın Amerika'nın en popüler fastood zincirlerinden biri olduğunu ve mekanı özel kılan şeyin restoranda çalışan kısa şort ve dekolteli tişört giyen bayan garsonlar olduğundan falan bahsetmişitim, hatta yorumlarda türlü geyikler dönmüştü.
Nasıl ki Burger King, McDonals, KFC gibi Amerika patentli zincirler Türkiye ve onlarca ülkede varsa, 29 ülkede olan Hooters, Türkiye'ye de geliyormuş. Ve tabii ki aynı konsept. Uzun uzadıya geyik yapmak istemiyorum, fakat sadece kısayoldan, şöyle bir düşünün... Apaçisi, abazanı, sarhoşu, garsonlara sarkanı.. Of of.. Sağlam bir güvenlik elemanı açığı olabilir ülkede.
Haberi yayınlayan haber sitesinin de "En seksi piliçler yolda" başlığıyla, "seksi garsonlar galerisi için tıklayınız" konseptiyle birlikte haberi "ekonomi" kategorisi altında vermesi ayrı bir güzellik tabii.
Kategori:
Hatun,
Ivır Zıvır,
Yemek
26 Temmuz 2010 Pazartesi
20 Temmuz 2010 Salı
Ne lan bu sıcaklar? Ha?
Sıcaklar adamın anasını ağlatıyor. Kısım kısım eriyoruz valla. Bütün gün klimalı ortamda çalışıyorum, yine de kesmiyor. Ufak bir hareketlenmede veya yaşanan küçük bir streste yine terlemeye başlıyor insan. Evde de salonda klima bütün gün açık, ama salondan çıkıp odama geldiğimde yine başlıyorum erimeye, vantilatör var ama kesmiyor. Laptop kullanmayı da ben sevmiyorum. Evde üzerime atlet veya tişört falan giymeye cesaret edemiyorum zaten.. İnsan oturduğu yerde terliyor, doğal olarak vücudu kirleniyor, günde 2 duş falan kesmez oldu sıcaklarda.
Ne yiyip içtiğin de büyük etken.. Sürekli susuyorum. E paso su içmekten de gına geldi. Meyve suyu, Ice Tea, Sprite falan deniyorum.. Ona da para yetişmiyor anasını satayım, günde 1'er 2'şer şişe tükeniyor hepsinden. Zaten kola falan daha çok susatıyor sonradan. Ice Tea, Sprite gibi minimum derecede şeker içeren içecekler bile içtikten birkaç dakika sonra susatmaya başlıyor. Kavun, karpuz deniyorum.. Karpuz anca buz gibiyse kısa bir süreliğine kesiyor, tabii yanında kesinlikle peynir olmayacak. Kavun kesinlikle önermiyorum, karpuza göre daha tatlı ve genizde şekerimsi bir tat bıraktığı için yarardan çok zararı var. Çay, kahve falan zaten aman aman.. Sabah ilk uyanılan hafif serin saatler haricinde kati suretle uzak durmak gerek. "Çay harareti alır" lafını da kim çıkarmışsa, dünyanın en büyük şerefsiziymiş.. Bu söze inananların da IQ'sunu 75'ten yukarı olduğunu zannetmiyorum. Neyse. Hepsinin sonucunda, fazla sıvı tüketiminden tuvaletten çıkamıyorum. Ulan deli gibi susuyorum, ne yapayım.. Ya nefsimde problem var, ya sindirim/boşaltım sistemimde. Dur dur, iyice iğrençleştim..
Ayrıca yenen yemeklere de dikkat etmek gerek. Kuru fasulye, patlıcan musakka gibi etli yemeklere hiç bulaşmamak lazım. Mümkünse çorba bile içmemek lazım aslında. Yalnızca sade, az tuzlu, az yağlı atıştırmalık yiyecekler iyidir. Ama yok ben doymam, illa büyük porsiyon, çeşit yemek olacak, ekmek banıp banıp yiyecem, pilavdan da kaşıklayacam diyene tavsiyem, bir de yanında turşu falan da ye, iyice allah belanı versin.. Sabahları ise kızarmış ekmek, sucuk, salam falan hiç akıl kârı değil. Ben koca bir tabak soğuk sütlü mısır gevreğini mideye indirip kapatıyorum o defteri.
Başlığıma da ilham olan bu efsane karikatürü yad etmesem olmazdı...
Kategori:
Hayat,
Ivır Zıvır,
Yemek
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Pisboğaz #3

Cartedôr Tel Kadayıflı. Zaten Cartedôr çeşitlerinin kalitesi tartışılmaz ama buna iyice abone oldum. Üstü antepfıstık parçacıklı vanilya, alt tabakada yaklaşık 1.5 cm kalınlığında komple antepfıstıklı tel kadayıf. Biraz vanilya, biraz kadayıftan aynı kaşığa alıp ağıza atınca karşı konulmaz lezzet.. Tatlılığı da kıvamında, çok tatlı değil. Gerçi abone oldum dedim de, bu kadar pahalı olmasa her gün alıp koca bir tabağı bitiresim var ama cidden pahalı, diğerlerine oranla.
Magnum Double Karadut-Böğürtlen. Aslında Magnum'un en sevdiğim çeşitleri bademli ve beyaz çikolatalı olanıydı. Ama bu da baya hoşuma gitmeye başladı son zamanlarda. Çift katlı çikolatasının arasında parçacıklı karadut ve böğürtlen ikilisi, içindeki kaliteli Magnum vanilyasıyla on numara bir birliktelik oluşturuyor. Geçerli.
Neste Gold Flakes. Diğer mısır gevreklerinin alayını denedim, hepsi tıraş. Zaten sade olup da içine şeker koyulanları geçiniz, onun mantığı tamamen saçma, ne uğraştırıyonuz ulan? Bunun şekli o sadelere benziyor ama ballı. Ve inanılmaz çıtır, diğerlerine göre çok daha sert, böylece sütün içinde çabucak yumuşayıp leyla olmuyor. Afiyetle yiyorum. Gece yatarken, sabah kalkınca...
Ülker Rondo Choko. Peder bey ucuzlukta görünce almış eve. İlk gördüğümde klasik Rondo, Ülker Kremalı tarzı bir dolgu bisküvi zannettim. Bu türleri pek sevmediğim için de elimi sürmedim. Günlerce durdu bir köşede. Ama geçen içim kıyıldı, bir deneyeyim dedim. "Benim O" havası yakalanmaya çalışılmış ve bence daha güzel. Baya bir beğendim, bir pakedi silip süpürdüm, hem de bu sıcakta..
Ice Tea Şeftali. Normalde Ice Tea bana tadı çok fazla bir şeye benzemeyen bir içecek gibi gelirdi. Böyle hep bir şey eksik gibi, şekeri veya aroması vs.. Son zamanlarda ise kız arkadaşıma özenerek birkaç kez denedim ve acayip bağımlılık yaptı. Artık litrelik paketlerini almaya başladım eve. Ama limonlusu falan sarmıyor, sadece şeftali içiyorum. Bu arada Nestea dandirik, Lipton'dan şaşmamak gerek..
6 Ekim 2009 Salı
Hayattan tiksindiren şeyler #21

Sallama poşet rakı çıksın!
Damacana rakı üretilsin!
70'lik bira çıksın, dolaba git-gel yoruluyoruz!
Gelirken bir 70'lik al da, yanımızda bir büyük olsun!
Rakı'n Coke!
Her yıl rakıya katılan su miktarı 600 ton! Gelin sek içelim!
Damacana rakı üretilsin!
70'lik bira çıksın, dolaba git-gel yoruluyoruz!
Gelirken bir 70'lik al da, yanımızda bir büyük olsun!
Rakı'n Coke!
Her yıl rakıya katılan su miktarı 600 ton! Gelin sek içelim!
Ve türevi alkolle ilgili iğrenç Facebook grupları... Hala inatla paylaşılıyor. Ha, sağlam mezeyle çok güzel gidiyor bu meret, orası ayrı. Ama, lütfen. [HTŞ # Arşiv]
Kategori:
Ivır Zıvır,
İnternet,
Yemek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















