31 Temmuz 2010 Cumartesi

The Çocuklar Duymasın 2: Return of The King


Böyle bir şey hakkında bir gün post atacağım aklıma gelmezdi. Ama affedin, dayanamadım. Çocuklar Duymasın'ın yayınlanma yılları 2000'lerin başı olduğundan ve o zamanlar benim yaşım 13-15'ler civarı olduğundan ölesiye izliyordum bu diziyi. İnsanin çocukluğunda yaşadıkları çok önemlidir derdi ya hep Psikolog Sinan Bey, o hesap, sonradan yayınlanan tekrarlarını da ölümüne izledim. Hatta yakın zamana kadar tekrarını gördüğümde, hala izliyordum. Ne bileyim, bu saçma diziyle aramda güzel bir ilişki oluşmuş işte.. Ama aynı resimle izlemiyordum tabii. Büyüyünce Haluk'un, İsmail Bey'in, Havuç'un falan saçma karakterler olduğu kanaatine varmış olsam da Light Selami ve Çaycı Hüseyin karakterlerini hala başarılı buluyorum. Mesela yaşım gereği o zamanlar hasta olduğum Duygu katakterine ve rol yapamayışına sonradan baya ifrit olmuştum. Neyse ki ana karakterler içinde olmayacak tek kişi o, Amerika'daki eğitimi nedeniyle yerine başka biri alınmış. Ama mesela, özellikle Havuç'un Hüseyin'den ders konusunda yardım istemesi üzerine Hüseyin'in "Ders mi? Ben mi? Valla 1. sınıfı bir senede bitirmiştim, ama.. 2 zordu!" cümlesi ve söyleyiş biçimi hala aklımdadır. Bu arada bir kişi haricinde bütün kadroyu 7 yıl sonra tekrar bir araya toplayabilmiş olmaları da ayrı bir başarıdır.

Sonuç olarak dizi 7 yıllık aradan sonra tekrar ekranlara dönüyor. Sanırım bu süre bir rekor. Belki süper olacak, belki rezil olup hemen bitirecekler ama sanırım fırsat buldukça da izlemeye devam edeceğim. Eski "ana, babababa" , "mutfak!" , "feminist, havuç" gibi bayat esprileri tekrar önümüze sunmazlarsa şansları artacaktır.. 5 Ağustos Perşembe, ATV.

Not: Başlık Ekşi'den çalınmıştır. N'apayım çok hoşuma gitti :)

Yürü be!


Geçen Elvan'ın şampiyonluğunu yazdık, bunu yazmasak olmaz ama di' mi? Nevin Yanıt, kadınlar 100 metre engelli yarışında 12.63'lük derecesiyle altın madalya kazanarak Avrupa şampiyonu oldu. Uzun mesafede Süreyya Ayhan ve Elvan'la zaman zaman başarıya alışıktık zaten ama bu bizim için biraz sürpriz oldu. Helal olsun, çok sevindim. Umarım daim olur.

Loser kimdir? #24


Kıyafetlerle köpüklü küvetin içinde genç bir dimağ, Kent sigarası, tenis raketi, likörümsü yeşil bir içecek, el feneri, plak, pembe oyuncak ayı, bavul ve Domestos eşliğinde soruya soruyla karşılık veriyorum. Hakikaten kimdir? [Arşiv]

Mutasyon


Soldaki Kim Kardashian, ilginç şekilli poposuyla ünlenmiş (ki daha sonradan özel yapım bir korse kullandığı ortaya çıkmıştı) ama yavaş yavaş ününü kaybetmeye yüz tutmuş durumda, mesleğinin ne olduğu belli olmayan bir kadın. Sağdaki de Justin Bieber. 15-16 yaşlarında bir çocuk, şarkı falan söylüyor Küçük Justin, 4 yıl önce YouTube'a yüklediği amatör videolarla keşfedilmiş, şimdi milyonların içinde yüzüyor. Özellikle ergenliğe yeni adım atmış abazan Türk kızlarının sevgilisi olduğunu gözlemlemekteyim.. Bu ikili bir akşamı birlikte geçirmişler kameraların önünde. Ama beni ilgilendiren o değil. İkisi de insan oğlunun başkalaşmış halleri gibi görünüyorlar resimde. Mutasyon geçirmiş gibiler. Allah aşkına, hadi Kardashian malum emellere alet olarak düşünüldüğünden popüler de, bu tüysüz piçin nesine bu kadar hasta oluyorlar, anlamakta büyük güçlük çekiyorum...

30 Temmuz 2010 Cuma

Maşallah



Bu resimdeki Ahu Tuğba'ymış. Öhömm.. Valla görünce şok oldum. 50-55 yaşında var heralde di' mi? Bir de dövme yaptırmış. Tövbe tövbe...

"Orayı yıkarlar"


Danimarka'daki Uluslarası Sperm Bankası'na haber amaçlı gezmeye giden Sabah Gazetesi'nin haberinden sonra, Cyros International'a bağış yapmak isteyen hevesli Türklerden mail bombardımanı gelmiş. Yöneticileri, resim bile gönderenlerin olduğunu söylemiş. Bunun dışında yol ve otel masrafını karşılayıp karşılamadıklarını soranlar olmuş. 13 yıldır kurulu olan kuruma şimdiye kadar toplam 10 Türk sperm bağışında bulunmuş, ama haber yayınlandıktan sonra sırf birkaç gün içinde onlarca Türk mailler yollayıp, formlar doldurmuş.

Cem Yılmaz, "Türkiye'de sperm bankası falan kuramazsınız, orayı yıkarlar!" derken, bu esprininin bir gün gerçeğe yaklaşacağını tahmin etmiş midir acaba? Demek ki buraya kursak, harbiden yıkayacaklar.

Galatasaray


Young Boys-FB maçı, tek kale oynayıp, rakibe top göstermeyen ev sahibi Y. Boys maçı kazanamıyor, sonuç 2-2.. GS-OFK maçı, tek kale oynayıp, rakibe top göstermeyen ev sahibi GS maçı kazanamıyor, sonuç 2-2. "Futbol ne ilginç oyun di' mi Güntekin?" Ama gerçek şu ki, aslında iki ev sahibi takım da gerçek anlamda iyi oynayamadılar.. Sadece fazla pozisyon bulan, topun kontrolünü sağlayan taraflardı ev sahipleri.
.
Galatasaray yine tek yabancıyla başladı maça, bu kez Neill ile. Tamam da Cana neden ilk 11 başlamadı, biri izahını yapsın bana. Bu adamdan tüm sezon orta sahanın bel kemiği olması beklenmiyor muydu? E takıma en erken katılan adamlardan biri, neden yedek çıkıyor? Sarp-Barış ikilisini mi oynatacaksın, yoksa maçı mı ciddiye almıyorsun? Böyle ciddiye aldırırlar işte adama.. Neyse, Barış demişken, artık o, Ayhan, Sabri gibi adamları kadroda gördükçe deliriyorum. Hadi Ayhan şimdilik oynuyor, ayağı da top yapan adam, Sabri'nin de alternatifi yok, ki arkadaş 10 senedir profesyonel sağ bek oynuyorsun, hala orta açamıyorsun, yuh. Zaten bu takımın net şekilde 2 beke de transfer ihtiyacı var, ama yönetim de hangi birini yapsın, o ayrı.. Barış'ın geldiğinden beri bir yararını gören yok zaten. İlk zamanlarda bu çocukta iş var demiştik ama ilk geldiği günden beri 1 adım ilerleyemedi ne yazık ki.. Bu takımda işi yoktur böyle adamın. Kale ayrı bir muhabbet, Aykut'u gördükçe orada çıldırıyorum artık. Neden Ufuk'tan vazgeçildi anlayamadım. Hufff, neyse çok sövdüm :)
.
İyilere gelirsek.. Mehmet Batdal'dan başlamak isterim. Bu adam yıllardır nasıl Bank Asya'da sürünmüş anlamıyorum, gerçi daha 23 yaşında ama.. GS'a geldiği için o kadar mutluyum ki. Bir kere Buca'da arkadaşlarla kendisini görmüştüm, millet peşine üşüşürken yüzüne bile bakmamıştım, "ulan altı üstü Bucasporlu bir oyuncu" diyerekten. Şimdi kendisinden özür diliyorum. Ayaklarına hakim, sırtı dönük oyunu biliyor, kafa toplarında etkili (şimdilik kafa bitiriciliği yok ama, kafa toplarına çıkışı iyi), yere sağlam basıyor, gücü kuvveti son derece yerinde.. Tüm bu güzel özelliklerini biraz geriye götüren şey tecrübesizliği ve üst düzey maç eksikliği. Bunları da oynayarak ve Baros abisinden öğrenerek kapatırsa, bazı zamanlama hatalarını da giderebilirse büyük bir yıldız olabilir Batdal. Ve kafa toplarındaki etkisiyle, nihayet GS takımı yıllar sonra kanat akınlarını ve duran topları daha etkili bir şekilde gerçekleştirebilecek.


Arda Turan yine yine iyiydi, tıpkı FB maçında olduğu gibi. Onun için söylenecek fazla şey yok, eşsiz bir yetenek ama tek problemi ara ara kopuşları.. Geçen sene bunu yapmıştı, geriye gitti, bu sene çok hırslı ve kararlı olduğunu biliyoruz, çok da iyi başladı ilk 4-5 maçtır, dün de ilki çok klas olmakla birlikte 2 gol attı. İzleyip göreceğiz. Pino ve Kewell da sonradan dahil olarak etkili pozisyonlar yarattılar. Kewell zaten bildiğimiz Kewell, çok güzel paslar, ortalar çıkararak pozisyonlar yarattı. En büyük belası sakatlık peşini bırakırsa yararlı olacağı aşikar.. Pino'ya dönersek, girer girmez yaptığı soloyla zaten taraftarı coşturdu, oyuna hareketlilik getirdi, ard arda çalımlar, deparlarla taraftarın gönlünü şimdiden hoş etti. 2. golün de mimarı zaten. Bakalım devamlılığı olabilecek mi..

Genele dönersek.. Takımda yine, küçümsenmeyecek kadar mühim bir bitiricilik problemi var. Rahatça 3-5 farklı bitirilebilecek bir maç, yine topu kaleye ittirememe sendromundan dolayı fiyaskoya dönüştü. Fener maçında da örneğini tüm maç gördük, daha zor olan pozisyon yaratma işini yapabiliyorlar ama topu içeri sokmakta çok zorlanıyorlar. Baros, Kewell, Elano (kalırsa) ve yapılacak takviyeler dahil olunca bu sorun çözülür mü bilinmez, ama şu anki durum bu. Eskiden Galatasaray'ın orta sahası çok gol atardı. Hakan Şükür'lü, Ümit Karan'lı, Necati'li dönemlerde falan Ilic, Ayhan gibi adamlar falan çok sık yazardı. Şimdi yok öyle bir şey. İkinci problem ise orta sahada oyun kurma problemi. Fenerbahçe'nin nasıl iç göbekte sıkıntı varsa, baskıda dağılıyorlarsa, GS'da da oyun kurma problemi var göbekte. FB'de Alex, Emre gibi adamlar oyunu kurabilecek niteliklere sahipler.. Ama GS'da Arda dışında öyle bir adam yok şimdilik, Arda da 4-3-3'ün ileri üçlüsünde oynadığından, geriye gelip top alması sisteme aykırı. Elano kalır mı, kalırsa bu derde derman olur mu, emin değilim. Elano kalmayacaksa da Cana'nın yanına, ayağı iyi top yapabilen, iki yönlü bir göbek lazım, eğer 4-3-3'te ısrarcıysa Rijkaard, ki en ufak bir şüphe yok buna.


Bu takıma transferin şart olduğu açık. Ve GS turu geçerse, bu 2-2'lik sonuç belki bu bakımdan hayırlı olmuş bile olabilir. Tıpkı FB forvetine olduğu gibi, Cana'nın yanına mutlaka oyunu kurabilecek ve geriye de yardım edebilecek Aurelio, Appiah tarzında bir transfer lazım. Elano ve Baros'un dönüşü ve göbeğe dediğim tarzda bir transferle bu takımın kaderi bir anda değişebilir. Ama maharet hem öyle bir transfer yapıp, hem de Elano problemini başarıyla çözebilmekte. Acaba bunu becerebilecek mi yönetim? Aaahh Haldun Üstünel ahh..

Sonuç olarak Ali Sami Yen'de çok gördüğümüz, "maç boyu üstün oynama, golü/golleri atıp rahatlama ve son dakikalarda şok olma" geleneğine bir kez daha şahit olduk. Felaket olmasa da, çok dezavantajlı bir skorla deplasmana gidecek GS. Mutlaka çok büyük konsantrasyonla oynayıp, rakibi yenmeleri lazım. Rakibinden bariz şekilde üstün olduğu aşikar olan GS'ın deplasmanda kazanacağına inansam da, galibiyet hariç neredeyse her skorun rakibe yarayacağı bir maçta işi hiç de kolay olmayacak.

Bu arada somon formalar sahada çok güzel duruyor, kim ne derse desin..

29 Temmuz 2010 Perşembe

Gay


Genç kızların sevgilisi Cristiano Ronaldo. Zaten kızların genelde gayleri çok sevdiğini biliyorduk Amerikan filmlerinden, çok da sürpriz olmadı.

Galatasaray yazısı yarın sabaha...

Fenerbahçe


Fenerli kardeşlerim kızmasınlar ama dün Fenerbahçe'yi ayakta tutan ve tarihi bir rezilliğin kıyısından döndüren tek şey, biraz şans ve Young Boys oyuncularının zeka ve teknikten yoksun yaratılmış olmalarıydı. Dün Young Boys, girdiği 10 civarı yüzde yüzlük gol pozisyonunun yarısını gole çevirmiş olsaydı, takımda Aykut Kocaman dahil 3-5 kişinin kellesi koltuktaydı, başta Kazım olmak üzere..

Sadece dünkü maç için değil, genel olarak da bir şeyler söylemek isterim. FB takımı kadro olarak geçen senekiyle aynı zaten, Stoch eklentisi ve Güiza'nın olmayışı dışında. Yapı da aynı. Değişen şey hoca, ama benim gördüğüm kadarıyla FB'nin gedikleri de aynı. Daum ve Kocaman bu konuda bir farklılık göstermiyorlar. FB, ön alanda baskıyı yediği zaman dağılıyor, bu yıllardır böyle. Bunun başlangıcı da Alex'in geldiği güne dayanıyor. Alex önderliğindeki takımın yapısı böyle, bunu Alex'i suçlamak için yazmıyorum, Alex'in ne kadar harika bir adam olduğunu defalarca dile getirdim.. Ama Fenerbahçe orta sahanın göbeğine üst düzey bir adam almadığı sürece, Alex'in liderliğini yaptığı, gelip top aldığı bir takımda bu her zaman baş gösterecek gibi duruyor. YB takımının istekli ön alan baskısı FB'yi darmadağın etti, ki YB istekli ama yetenekten biraz yoksun oyuncular barındırıyor, bu nedenle istediklerine ulaşamadılar.. Dia, Stoch iyi transfler olabilir ama bu bağlamda FB'nin göbeğe de mutlaka bir transfer yapması gerektiğine inanıyordum ama Emre olduğu için hiç akıllarından bile geçirmediler. Emre de iyi hoş ama, ön libero dahi oynasa Alex'le aşağı yukarı benzer özellikleri olduğundan bu konuda derman olamıyor, hatta eksiklik yaratabiliyor.


Stoch'un etkili hücum performansını takdir ediyorum, gayet de beğendim ancak solda da Andre Dos Santos'la birlikte süzgeç oldular ne yazık ki.. Degen ve Sutter diye ne oldukları bilinmeyen iki adam otoban yaptılar FB solunu. Çünkü FB'nin iki sol oyuncusu da savunma bilen adamlar değil. Bu geçen sene de GS'ın sağında vardı Keita-Sabri ikilisiyle. Ya da sol bekte Caner'in oynadığı maçlarda da yaşanıyordu aynı şey, çünkü Caner çok iyi bir sol açık olmakla birlikte, hiç savunma bilmez. Sağ tarafta işler nasıl olacak bilemiyoruz, Dia'yı da bir izlemek lazım öncelikle.. Gökhan'la birlikte sağ kanat da fazla ofansif duruyor ama, o kanadın uyumu daha iyi olacaktır, çünkü Gökhan istediğinde savunmada da gayret gösterebilen ve başarılı olabilen bir oyuncu, belki Dia da topun peşinden koşan, bolca geriye yardım eden bir adamdır, onu da izleyince anlayacağız.

Forvet ise tamamen fiyaskoydu. Güiza'ya lanetler okuyan taraftar, adam gol atamadığı için sonuna kadar haklı ama onun yaptığı işi de Gökhan ve Semih'in toplamı yapamıyor ilerde, bu bir gerçek. Gökhan Ünal'ı FB ilk aldığında Rıdvan methiyeler düzüp, şöyle inanılmaz, böyle muhteşem transfer demişti ama görüntü ortada. Güiza'nın sorunu kaçırmak ama Semih-Gökhan ikilisinin toplamının iki katı kadar gol pozisyonuna giriyor, girebiliyor bir maçta, bu ayrı bir yetenektir. Ha ama artık konuşmak yersiz, çünkü FB'nin onu gözden çıkardığı kesin gibi. Semih ise FB ve Türk futbolunun en yazık ettiği oyunculardan biridir bana kalırsa.


Onun dışında Christian gibi bir adamın FB takımında işi olmamalı bana kalırsa, ama her nasılsa adam banko oynuyor. Pek de alternatifi olmamasından olsa gerek.. Bence Selçuk dahi onun yerinde daha çok iş yapabilecek bir adam. Defansa Lugano gelince biraz toparlanacaktır ama Bilica hala iki ucu keskin bıçak. Hem yaptığı hatalar, hem de her an kırmızı kart görme tehlikesiyle sıkıntı yaratabilir. Son olarak da kaleci Volkan yine çok iyiydi, GS maçında olduğu gibi maçı kurtaran adamdı belki de. Fener'in bu tutumuna en başından beri hayranım. Volkan gibi genç bir kaleciye şans verdiler, inatla şans verdiler ve şimdi meyvesini yiyorlar. Adam çılgın hatalar yaptı, defalarca komik duruma düştü, alay edildi, 2008'de GS maçında belki şampiyonluğu verdi GS'a... Ama adama inandılar, ısrar ettiler ve adam resmen hata yapa yapa, tuhaf goller yiye yiye Türk standartlarında üst düzey bir kaleci oldu. Helal olsun.

Tura geri dönersek kısaca, deplasmanda 2-2 her türlü avantajken, zaten Fenerbahçe'nin bu sonuçtan sonra, bu takıma turu kaybetmesi olası bile değil bana kalırsa. Yine aynı kötülükte bir oyun ortaya koysalar bile, Saraçoğlu'nda Young Boys denen takımı evirip çevirip bir şekilde yeneceklerdir.
.

Son olarak şunu açıklayayım, bütün yazı Fenerbahçe'yi yermek, kötü yanlarını ortaya çıkarmak için yazılmış gibi görünebilir, ama GS'lı olmama rağmen son derece objektif yaklaştığıma eminim. Nitekim herkes kabul edecektir ki, hazırlık dönemi ve dünkü maç FB'nin kötü yönlerinin ağırlıkta olduğu bir dönemdi.. İyi olan tarafları da yazdım (Volkan, Lugano, Gökhan Gönül, Stoch...) ama fazlalıkta olan eksikleri de dizdim, ki bu geceki Galatasaray maçından sonra da aynı şeyi GS için yapacağımdan şüpheniz olmasın. İnşallah maçı Rıdvan yorumlamaz..
.
Bugün biraz yoğunum, akşama kadar başka yazı yok, bunla idare edin :)

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Nihayet!


Elvan Abeylegesse, nihayet 10 bin metrede Avrupa Şampiyonu. Öğrendiğimiz kadarıyla büyük farklarla birinci gelmiş. Yazık kız kaç seferdir, adı şimdi aklıma gelmeyen o insan azmanı hatunun arkasında kalıp duruyordu, Avrupa'da o olmayınca sonunda birinci oldu. Farklı bir ülkede yetişmiş olmasına rağmen, her daim Türk bayrağını sırtından eksik etmeyen, ülkesini seven, güzel insan.. Tebrik ederim, hayırlı olsun.

Soyunuyor efendim, durduramıyoruz!


Bütün dünya kupasını iki göğüsünün arasındaki Nokia E71 telefonuyla birlikte izleyen Paraguaylı Larissa Riquelme'yi hatırlayacaksınız. Dünya Kupası'nın en seksi taraftarı seçilmişti, malum telefonlu resimleri her yerde çıkmıştı vs..

Bu abla, ülkesi şampiyon olunca soyunacağını açıklamıştı. Ancak ülkesi şampiyonayı kazanamayınca yine soyunmuştu. Daha sonra da hırsızlar tarafından soyulmuştu. Brezilya'da saldırıya uğrayıp üzerindeki pasaportu, cüzdanı ve kamerasını almışlardı. Ve yine, yeni, yeniden.. Hatun yine soyunmuş. Şimdi galeri linki falan verip de Hurriyet.com.tr'ye çevirmeyelim ortamı da.. Ulan bi' giyin de vücut ısın normale dönsün be kadın.

Ayrıca kendisi son olarak da Playboy'a transfer olmuş ayrıca. İşte burda.

"Bir Maradona'nın daha sonuna geldik"


Birçok kişiye göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olan Maradona, futbolu bıraktığını açıkladığı anda eminim ki milyonlarca hayranı hüzne boğuldu. Maradona'nın, özel yaşantısındaki doğru ve yanlışları bir yana, olağanüstü bir topçu oluşu şüphe götürmezdi. Ama aynı şeyi teknik adamlığı için söylemek mümkün değil, en azından şimdilik.

Maradona bu kez de bir hevesle, olaylı bir şekilde başladığı teknik direktörlük görevini bıraktı, bırakmak zorunda kaldı. Sözde, Arjantin Federasyonu aslında Maradona'nın kalmasını istiyormuş, ona 4 yıllık yeni teklif sunmuşlar, ama Maradona tüm teknik ekibiyle birlikte kalmak istiyormuş, federasyon ise ekibine onay vermeyince Maradona da "ekibim yoksa ben de yokum" deyince, federasyon da Maradona'yla devam etmeme kararı almış. Bunun inandırıcı gelmesi mümkün değil. Bir kere Maradona bu takıma ne oynattı, ne kanıtladı ki tam 4 koca yıl daha teklif etsin federasyon? İlla kalmasını isteseler bile 1-2 yıl falan teklif ederlerdi en fazla.. Hadi bir bildikleri var, çok güveniyorlar diyelim. Koskoca Maradona'ya 4 yıllık sözleşme teklif ediyorsunuz ama birkaç tane asistan için adamı kırıp geri çeviriyorsunuz. İkisi de düşük ihtimal bana kalırsa. Maradona gibi henüz güveni zedelenmiş bir değeri, daha da düşürmemek için Arjantin Federasyonu'nun izlediği politika bence bu.

Malesef çok büyük, süperyıldız futbolculardan, çok büyük teknik direktörler pek çıkmıyor. Bunun örnekleri çokça mevcut.. Hem Türkiye'deki, hem dünya futbolundaki örneklere bakıldığında büyük yıldızlar, teknik direktörlüğe geçtikten sonra, büyük olasılıkla fiyasko yaşıyor. Ya futbolcuyken ismi hiç duyulmamış, ya da çok ünlü de olsa görev adamı, savunma oyuncusu falan olan adamlar başarılı oluyor hocalıkta.

27 Temmuz 2010 Salı

Bu sevda bitmez!


Hehehe.. Resmi gören herkesin suratında bir gülümseme belirdiğini görebiliyorum. "Şimdi bu nereden çıktı?" diyeceksiniz.. Kaygısızlar ile ilgili düşüncelerimi 2 sene önce burada yazmıştım zaten. Geçen gün de canım sıkıldı, dolanırken, o postu okudum ve altında verdiğim videoları izlerken, YouTube'da Kaygısızlar diyarına daldım. 1 saat falan video izledim. Sonra da gaza gelip bölümlerin tamamını aramaya başladım internette. Ki uğradığım ilk durak olan ShareBus'ta bulmuş olmam beni acayip sevindirdi.

http://sharebus.com/index.php?showtopic=279878 (Üyelik gerekmektedir)

Yukarıdaki linke girip bakarsanız dizinin 1. ve 2. sezon ayrı olmak üzere toplam 30 bölümünü falan bulabilirsiniz. Linklerin neredeyse hepsi Rapidshare linki. İlk sayfada linkler 11. bölümden itibaren başlıyormuş gibi gözükse de, 2. sayfaya geldiğinizde ilk 10 bölümün de Hotfile linki olarak koyulmuş olduğunu göreceksiniz. Tabii Hotfile dosyalarını indirmek biraz işkenceli oluyor ama n'apalım.. Kültigin için değer.

House-Kültigin El Ele...

House MD'nin de bomba 2. sezon finalinden sonra, 3. sezonuna henüz başladığım güzide yaz sezonunda, Kaygısızlar ile birlikte güzel bir birliktelik oluşturacaklardır. Gerçi House'u yaz sonuna kadar tek başına bile bitirememe ihtimalim çok yüksek, bir de Kaygısızlar geldi, iş zorlaştı. Hayırlısı diyelim...

" Defolun pislik herifler! Gecenin bu saatinde iri göğüslü, dolgun kalçalı bi' kadından ne istiyorsunuz?! " - Suzan Hanım

Sinema Replikleri #6

Mathilda: Leon, sanırım sana aşık oluyorum, bu başıma ilk defa geliyor.
Leon: Daha önce aşık olmadıysan bunun aşk oldunuğunu nereden biliyorsun?
Mathilda: Çünkü hissediyorum.
Leon: Nerede?
Mathilda: Karnımda.. Sıcacık... Daha önce hep bir yumru olurdu, artık geçti.
Leon: Mathilda, artık karnının ağrımadığına sevindim, ama bunun bir anlama geldiğini sanmıyorum... Senin biraz büyümek için zamana ihtiyacın var.
Mathilda: Ben büyüdüm Leon, yaşlanıyorum.

Lêon - The Proffessional
.
"The Kingdom of Jean Reno" ve "Rise of Natalie Portman" adlarında iki ayrı film ismi de çıkarılabilir şu filmden. Tamam Jean Reno zaten efsanedir de, Portman'dan da özellikle o yaşta o oyunculuk.. İnanılmaz. (Arşiv # SR)
.
Ekleme: Repliği yazarken aklıma gelmemişti ama, yorumlarda bir arkadaş hatırlatmış (adsız) sağolsun. Evet, filmin benim için en efsane yönlerinden biri de Shape of My Heart adlı parçadır elbette. Parçayı Sting'in sadece gitar eşliğinde söylediği meşhur videoyu izleyip, dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

"Ram jam!"

The Wrestler (2008)
- unutulmaz sahneler -

26 Temmuz 2010 Pazartesi

İnternette sansür!


Oturup, tekrar tekrar "şaka gibi abi, allah belalarını versin" edebiyatı yapmanın bir alemi yok artık. Neyin ne olduğunu herkes biliyor.. Son zamanda iyice moda olan bu isyan açılımına da katılmamak elde değil de, bireysel olarak yapılabilcek çok da fazla bir şey yok. İnternette toplanan imzalar, açılan başkaldırı temalı siteler, gruplar işin sadece tatmin boyutu. Adamların engellediği şey zaten internet özgürlüğü, bir de internetten toplanan 5-10 bin imzayı mı dikkate alacaklar allah aşkına? Ha, geçen yürüyüş vardı mesela, o güzel bir olay, en azından herkesin haberi oldu falan, imkanı olan herkes katılmalı bence bu tür şeylere.

E napalım.. Bizim dimağlar da mecburen kendi yöntemleriyle delmeye çalışıyorlar yasakları. Gerekli DNS ayarları ve C:\Windows'un içindeki hosts dosyasıyla oynamak suretiyle zaten hiç yasak yokmuş gibi surf yapılabiliyor, ben ve çoğu kullanıcı öyle yapıyor mesela. Ama tuhaf işletim sistemli bilgisayar kullanan veya iş yeri gibi yerlerde genel ağ kullananlar bunu yapamayabiliyor. Onlar da KTunnel türü proxy mantığıyla çalışan güvenli surf sitelerinde deniyorlar. şanslarını

Yeni bir siteye denk geldim, Türk sitesi, yapanlar güzel çalışmış, ellerine sağlık. Flash oynatıcılarda falan herhangi bir sorun yaşatmıyor ve çok hızlı. Aklınızın bir köşesinde bulunsun, tavsiye ederim: Yasaksız İnternet!

Benim için özel ve güzel tarafı şu.. Sadece mahkeme yasakları değil, mesela benim staj yapmakta olduğum yer Websense adında inanılmaz bela bir ağ koruma sistemi kullanıyor. DNS, hosts falan işlemiyor, koruma direkt ana makinadan. Sayfanın içeriğinde "seks, adult, entertainment, facebook, msn, video" türü kelimeleri gördüğü an o siteye girişi engelliyor. Ktunnel, Vtunnel gibi yerlere ise zaten sokmuyor. Ama YasaksizInternet.com ile her türlü siteye rahatça girebiliyorum. Ağ yasaklarını da delebiliyor...

Yalnızlık demişken... UFO!


UFO over China? Haber yeni ve gerçek. 7 Temmuz'da Çin'de, gökyüzünde böyle bir cisim görünmüş. Tam olarak insanoğlunun hayallerde yarattığı UFO aracına ve onun ışık huzmesine benziyor. Bilmiyorum, şu yapılan insan işi de olabilir ama hala dünyada bir açıklaması yok ve Amerikan basını dahil birçok yerde haberi yapılmış.

Bunu bilmiyorum, uzaylılar var mıdır yok mudur ondan da çok emin konuşamam tabii ama, her birinde 100 milyar yıldız olan 50 milyon galakside ve büyüklü, küçüklü 10 milyon gezegen arasında tek hayatın bizimkinde olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Ve bunları bilip de, böyle düşüneni anlaşılır bulmuyorum. Bana kalırsa dünya dışında da hayat var, tuhaf yaratıklar, farklı dünyalar var ve onlar da bizim merak ettiğimiz şeyi merak ediyor olabilirler. Ama tahayyül ettiğimizden çok daha farklı şeyler olabilirler, ayrıca sandığımız gibi üstün teknolojik yaratıklar da olmayabilirler, belki çok daha sefil hayat süren gezegenler falan da olabilir, bilemeyiz. Ama var lan, vallaha var.

Günaydın


Merhabalar. Tatilimizi yaptık döndük, zaten 2 gün, hiçbir şey anlamadım anasını satayım. Ne çabuk Pazartesi oldu. Offf..

23 Temmuz 2010 Cuma

Kısa bir mola


Şekerlerim haftasonunu bir sahil kıyısında geçirmeyi düşünüyorum. Karaburun'a gidiyorum. Tatil için öyle Çeşme, Bodrum, Antalya, Fethiye gibi cümbüş olan yerleri sevmem, daha sakin ve az insanın olduğu, doğayla baş başa olacağım yerler tercih ederim. Dikili, Ayvalık, Karaburun gibi.. Bütün yaz stajda olacağım için anca böyle minik haftasonu kaçamaklarıyla tatil yapabileceğim malesef. Olsun buna da şükür. Temmuz bitiyor, daha ilk kez ayağım suya değecek valla bu sene.

Sabah erkenden yola çıkıyorum, Pazartesi'ye kadar blog'umu da alıp gidiyorum. Aman götünüze sahip çıkın, önemli bir uzuv nitekim.

Bazen...

...planlar değişebilir...

Kanaltürk gümbür gümbür...


Kanaltürk öyle bir kadro toplamış ki yeni sezon futbol programı için.. 7 ay aradan sonra ekranlara geri dönen Erman Toroğlu bombasının yanında, bombaların bombası Ahmet Çakar ve sunucu koltuğunda bu işi en saçma yapan adam Serhat Ulueren. Oh oh oh... Kanaltürk böylece şimdiden bütün rakiplerine çalımı atıp doksana çakmış oldu. Nice O.Ç.'lere diyoruz..

Bu üçlü büyük kanallardan birinde toplansaydı -şöyle Star'da falan mesela- muhtemelen diğer kanallar futbol programlarını tamamen yayından kaldırmak zorunda kalırlardı. Bu sene gülmek için adres belli.

22 Temmuz 2010 Perşembe

Let's chill out


Müzik konusunda hiçbir zaman belli bir tarzı olmayan, maymun iştahlı, zaman zaman klasik, hatta jazz gibi tarzları bile deneyip, onlardan da bir süre sonra sıkılan biri olarak, yeni sardığım tür "chill out music" efendim. Ne demek bu? Şöyle ki; adı üstünde chilling out, yani rahatlama, sakinleşme...

Genelde slow tarzda olmak üzere, hafif hareketli olanları da var. Belirli bir ritim üzerine, elektronik süslemeler, bazıları sözlü, bazıları yalnızca müzik.. Sözlü olanlarda genelde huzur verici sesleri olan hanım ablalar veya yumuşak tonlu abiler tarafından söyleniyor. Ben ikisini de beğeniyorum ama vokalli olanları tercih ediyorum daha çok. Yorgun olduğunuzda veya rahatlamak, kafa sikmeden huzur bulmak istediğiniz zaman (ki kafa sikerek nasıl huzur bulunur bilmiyorum) bire bir geliyor. Başlarda sadece kafa dinlemek için dinlerken, zamanla baya açıp açıp zevkle dinleyecek kıvama gelebiliyorsunuz, ki ben geldim. Henüz sanatçı veya albüm ismi bile bilmiyorum hatta doğru düzgün. Şimdilik usb bellek ile bir arkadaştan aldığım bir arşiv idare ediyorum, ki 3.5 GB'lık bir arşiv. Cafe Ibiza, Best of Buddha, Cafe de Pera, Claude Challe, Chill House Milano falan filan.. Toplam 700 tane falan, dinle dinle ömür yetmez.

Yeni değil ama pek fazla bilinmeyen, çok tercih edilmeyen bir tür. Beni tavlamayı başardı şimdilik. Şimdilik diyorum, çünkü pek yakında bundan da sıkılmam olası. Dengesizlik bende malesef. Nitekim bir gün senfoni, ertesi gün Soner Sarıbilmemne'den "Pas" dinliyorum. Ama allah için fena şarkı değil yani.. Ruh halim dengesiz de biraz üzerinize afiyet...




Üstte koyduğum da örnek bir parça. Ama bu, türün en sakin çeşitlerinden biri. Kimisine fazla bayık da gelebilir, benim en çok sevdiğim bu en durgun ve huzur verici olanları çünkü. Ama çok daha hareketlileri ve cıvıl cıvıl olanları da mevcut. İsterseniz Google veya video sitelerinde "chill out music" yazarak veya 2 paragraf üsste italik olarak yazdığım isimlerle arama yaparak yüzlerce örneğine ulaşabilirsiniz.

"Sen yeni mi düştün buraya?"


Yelena Isinbayeva'lar, Allison Stokke'lar, Caroline Wozniacki'ler tükenmez! Vee yenisi geldi.. Uzun atlamacı Darya Klishina.

Rusya'dan, 91 doğumlu. Aslında kendisi yeni değil, ama bu sporla çok yakından ilgilenmeyenler için yeni sayılır. Ayrıca kendisi sadece görüntüden ibaret falan da değil. 2007 Dünya Gençler Şampiyonası uzun atlama şampiyonu. Ve bu şampiyonada 45 yıldır kırılamayan, hatta yaklaşılamayan rekoru sadece birkaç santimle kaçırmış. Başarılarınız daim olur umarım hanımefendi.

Daha fazla bilgi, daha fazla resim için "Google her".

Loser kimdir? - #23

Yastık savaşında yumruk atandır. [Arşiv]

21 Temmuz 2010 Çarşamba

O değil de...


Fikstür çekildi. Yok efendim ilk derbi BJK-FB imiş, yok FB-GS 10. haftada oynayacaklarmış... Hiçbirini anlamam. Benim derdim başka. 5. hafta Galatasaray, Buca'ya geliyor lan! Yıllardır dua eder dururum, bir İzmir takımı çıksın da 4 büyükleri izleyelim diye. İşe bak sen. Hem de oturduğum ilçeye geliyorlar. Ben daha yeni yeni idrak edebiliyorum olayı. Kewell, Baros, Pino, Arda evimin 5 dakika ötesine geliyorlar resmen. Ha belki maçları İzmir Atatürk'te oynarlar, bilemiyorum ama o da evime 20 dakika heheh :) Şimdiden çok heyecanlıyım..

Bu arada yeni gördüm, Beşiktaş daha ilk hafta geliyormuş Buca'ya. Oha :)



Birkaç saat sonra da (21:00) Fenerbahçe-Galatasaray arasında oynanacak Dostluk Kupası maçına farklı anlamlar yüklemeye çalışan taraftarlara hayret ediyorum. Tamam fanatizm falan da, kendi takımınızı da düşünün biraz. Daha kondisyon depolama aşamasında olan adamları bu kadar efora mağruz bırakıp, canla başla mücadele edecek, varını yoğunu ortaya koyacak kıvamda sahaya salmak çok büyük tehlikedir. Çok uzun süren sakatlıklar doğurabilir allah muhafaza.. Yapmayın etmeyin. Rijkaard'ın böyle düşündüğüne eminim ama, umarım bu rekabetin içinden gelen Aykut Kocaman da böyle düşünüyordur.

Maçı sadece TRT-HD ve FutbolSmart veriyor bu arada. Neyse ki zamanında Avrupa Ligi'ni izlemek için D-Smart almışız. D-Smart'ı olan herkes izleyebilecek, Spor pakedi olmasına gerek yokmuş. D-Smart'ı olmayanlara link arayışında başarılar dilemekle birlikte, şuradan seyredilebileceğini duydum.

Dövmeli #5

20 Temmuz 2010 Salı

Ne lan bu sıcaklar? Ha?


Sıcaklar adamın anasını ağlatıyor. Kısım kısım eriyoruz valla. Bütün gün klimalı ortamda çalışıyorum, yine de kesmiyor. Ufak bir hareketlenmede veya yaşanan küçük bir streste yine terlemeye başlıyor insan. Evde de salonda klima bütün gün açık, ama salondan çıkıp odama geldiğimde yine başlıyorum erimeye, vantilatör var ama kesmiyor. Laptop kullanmayı da ben sevmiyorum. Evde üzerime atlet veya tişört falan giymeye cesaret edemiyorum zaten.. İnsan oturduğu yerde terliyor, doğal olarak vücudu kirleniyor, günde 2 duş falan kesmez oldu sıcaklarda.

Ne yiyip içtiğin de büyük etken.. Sürekli susuyorum. E paso su içmekten de gına geldi. Meyve suyu, Ice Tea, Sprite falan deniyorum.. Ona da para yetişmiyor anasını satayım, günde 1'er 2'şer şişe tükeniyor hepsinden. Zaten kola falan daha çok susatıyor sonradan. Ice Tea, Sprite gibi minimum derecede şeker içeren içecekler bile içtikten birkaç dakika sonra susatmaya başlıyor. Kavun, karpuz deniyorum.. Karpuz anca buz gibiyse kısa bir süreliğine kesiyor, tabii yanında kesinlikle peynir olmayacak. Kavun kesinlikle önermiyorum, karpuza göre daha tatlı ve genizde şekerimsi bir tat bıraktığı için yarardan çok zararı var. Çay, kahve falan zaten aman aman.. Sabah ilk uyanılan hafif serin saatler haricinde kati suretle uzak durmak gerek. "Çay harareti alır" lafını da kim çıkarmışsa, dünyanın en büyük şerefsiziymiş.. Bu söze inananların da IQ'sunu 75'ten yukarı olduğunu zannetmiyorum. Neyse. Hepsinin sonucunda, fazla sıvı tüketiminden tuvaletten çıkamıyorum. Ulan deli gibi susuyorum, ne yapayım.. Ya nefsimde problem var, ya sindirim/boşaltım sistemimde. Dur dur, iyice iğrençleştim..

Ayrıca yenen yemeklere de dikkat etmek gerek. Kuru fasulye, patlıcan musakka gibi etli yemeklere hiç bulaşmamak lazım. Mümkünse çorba bile içmemek lazım aslında. Yalnızca sade, az tuzlu, az yağlı atıştırmalık yiyecekler iyidir. Ama yok ben doymam, illa büyük porsiyon, çeşit yemek olacak, ekmek banıp banıp yiyecem, pilavdan da kaşıklayacam diyene tavsiyem, bir de yanında turşu falan da ye, iyice allah belanı versin.. Sabahları ise kızarmış ekmek, sucuk, salam falan hiç akıl kârı değil. Ben koca bir tabak soğuk sütlü mısır gevreğini mideye indirip kapatıyorum o defteri.


Başlığıma da ilham olan bu efsane karikatürü yad etmesem olmazdı...

"Good night"

Danny The Dog (2005)
- unutulmaz sahneler -

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Süper Lig'te gündem

BEŞİKTAŞ

Beşiktaş'ta ilginç işler oluyor. Quaresma'dan sonra Guti bombası da patladı. Hatta üzerine "Raul de bitmek üzere" gibi ciddi bir söylenti dolaştı ortalıkta, taraftar coştu falan, transfer sezonunun erken şampiyonu ilan edildi doğal olarak Beşiktaş. Raul zaten sadece söylentiydi ama kesin olarak görülen Guti için bir türlü resmi açıklama gelmedi ve şimdi de iş yatmış gibi bir hava hakim ortalıkta. İşler tuhaflaştı, ne olacağı belirsiz.

Diğer taraftan yabancıların fazlalığı da ayrı bir sorun. Guti hariç 12 yabancı bulunan kadroda kimin gidip kimin kalacağı belirsiz. Bu bağlamda savunmada Zapo'yu tutmak isteyip Ferrari'ye yol verebilecekleri falan konuşuluyor. Hatta ilk gördüğümde "keşke Ferrari'yi uygun fiyata biz kapabilsek" demiştim ki birkaç haber sitesinde Servet-Ferrari takası gibi haberlere yer verildiğini gördüm akabinde. İki takımın da işine gelecek bir takas, Beşiktaş bir yabancıdan kurtulup Türkiye şartlarında iyi bir savunma oyuncusu almış olacak, ama özellikle Galatasaray için savunmada Neill-Ferrari ikilisi muhteşem olur. Böylece biz de Türkiye'de sırıtmayan ama özellikle Avrupa maçlarında kanser etkisi yaratan Servet'ten kurtulmuş oluruz.


FENERBAHÇE

Stoch bombasını saymazsak, Fenerbahçe transferde suskunluğunu korumaya devam ediyor. Mutlaka birkaç adam alacaklardır, özellikle hazırlık maçlarında alınan üst üste mağlubiyetlerden sonra kesin gibi. Hangi mevkiiye transfer yapacakları ise kestirilemiyor şimdilik. Özellikle Güiza soru işaretiyle birlikte forvet öncelik gibi şimdilik, ama kimi alacaklar? Dünya Kupası'nda Gana ile parlayan Gyan dedikodular arasında ama söylenti gerçek mi, gerçekse de bu takımın ihtiyacını görür mü muamma. Güiza da inatla gitmek istemiyor falan, o konuda da karışıklıklar mevcut.

Hazırlık maçlarından bahsetmişken, her zamanki gerçek burada da ortaya çıkıyor. Eğer bir takım bilinçli ve hatalardan ders alabilen bir teknik ekibe sahipse, hazırlık maçlarında alınan her mağlubiyet artı olarak haneye yazılabilir. Daha önce de söylediğim gibi, hazırlık maçlarında sırf oyuna ısınmak için osuruktan takımlara karşı alınan 5-10 gollü galibiyetlerdense, alınan mağlubiyet ve beraberlikler, atılamayan goller daha yararlıdır ileriye dönük olarak... Bu bağlamda Fenerbahçe'nin hazırlık maçları için daha dişine göre rakipler seçmesini çok doğru buluyorum, Galatasaray'ın aksine..


GALATASARAY

Hazırlık maçlarında çapsız rakiplerini 4'er 5'er gollerle yenen Galatasaray, takımın en büyük eksiği olarak görülen iki yönlü defansif orta saha eksiğini, Eric Cana ile kapatılmış görünüyor. Eğer büyük bir uyum problemi veya Linderoth sendromu yaşamazsa, takımın vazgeçilmezlerinden olacağına şüphem yok. Onun dışında uzun uğraşlar sonucunda Kewell ile sözleşme yenilendi 1 yıllığına. İnatla her yerde "Kewell ulan!" diyen taraftarları bir türlü anlayamıyorum. Yine yarısını sakat geçirecek sezonun, oynadığında da 60 dakika dayanabilecek.. Neyin inadı bu arkadaşlar? Tamam ben de çok seviyorum, çok düzgün ve yürekli bir adam, çok önemli ve şık goller atarak benim de gönlümü fethetti ama gerçekleri göremeyecek kadar da gözümü kör etmedi. Neyse biraz oynar, biraz fizyoterapi yapar, biraz kenarda durur, elbet çıkıp birkaç olumlu şey yapacak, gol atacaktır... Kewell falan hikaye, en büyük transfer hala Milan Baros gibi bir adama sahip oluşudur bu takımın. Fenerbahçe maçından itibaren tüm sezonu forvetsiz geçirdik geçtiğimiz sezon ve istisnasız her maç eksikliğini hissettik. Kenarda bekleyecek genç Mehmet Batdal'ın da takımda pişip iyi bir malzeme olacağını umut ediyorum.

Onun dışında takımın hala ileriye bir takviye peşinde olduğu konuşuluyordu ki haftalardır beklenen Pino'nun gelişi sonunda açıklandı.. Mutlaka ofansif bir adam alınacağını düşünmekle birlikte, kalenin de kime emanet edileceğini çok merak ediyordum. Rijkaard,kaleci istemediğini söylemişti ama belli de olmaz. De Santcis, Leo Franco (şükürler olsun ki gitti) fiyaskolarından sonra gerçekten kaliteli ve ortama çabuk uyum sağlayabilecek bir yabancı getirilebilirse ne ala. Alınmayacaksa da bana kalırsa hala sonsuz şans verilip, bir türlü o güveni sağlayamayan Aykut'la uğraşmak yerine Ufuk Ceylan'ı koymak çok daha mantıklı.

Bakalım önümüzdeki günler ne tür hamlelere sahne olacak...

"Sen anlat dedi bana Tanrı, sen sade anlat"


Sen anlat dedi bana Tanrı. Anlaşılsın diye değil! Hiçbir mükafat beklemeden anlat, çünkü bir mükafattır artık bir anlatıcıya doğru düzgün anlaşılmak. Sen anlat dedi bana Tanrı.. Umudu hatırlatsın diye umutsuzluğu, çareye yol açsın diye çaresizliği anlat. 'Ders verme' dedi kimseye, çünkü hoca denmez öğrenmesini bitirene. Çırakları olan bir çıraktır usta olsa olsa.. Sen anlat dedi bana Tanrı, sen sade anlat. Vay başımıza ne geldiyse onu anlat dedi. Sen anlat dedi bana Tanrı, sen sade anlat.

Yine sardım buna. Bana Bir Şeyhler Oluyor. BKM ekibinin Yılmaz Erdoğan önderliğinde bir zamanlar sergilemiş olduğu oyun. Ben hayatımda bu kadar fazla güzel şeyi içinde barındıran bir tiyatro oyunu görmedim. Arada bir, açar açar izlerim. Benim böyle takıntılarım vardır. Bazı şeyleri, filmleri falan tekrar tekrar izlerim. Onlardan biridir bu. Yine sardım son zamanlarda. Yaklaşık 2 buçuk saat süren oyunda o kadar eğleniyorsunuz, o kadar hüzünleniyorsunuz, o kadar çok şeyden ders alıyorsunuz ki.. Yılmaz Erdoğan'ın canlandırdığı muhteşem karakterin önderliğinde oyun komedi ağırlıklı, ama sırf Hilmi Hoca'nın 'duvar'a anlattığı mevzular bile koca oyunu izlemek için başlı başına bir sebep. Hala izlemeyenler varsa cidden çok şey kaçırıyorlar.

"Kabak çıkarsa getir!"

18 Temmuz 2010 Pazar

Seks günlüğü


Bugünlerde fazla film izlemeye başladım yine.. Diario De Una Ninfomana. Türkçe'si, Bir Nemfoman'ın Günlüğü. Bizimkiler Bir Kadının Seks Günlüğü olarak çevirmişler tabii, nemfoman'ın ne olduğunu çoğu kişinin bilmeyeceğini tahmin ederek.. Bunu ne zamandır izleyecektim merakımdan, anca fırsat oldu.

Genelde insanlar bu tür filmlere "off konulu gelmiş" gözüyle bakarlar. Oysa Secret Things gibi filmleri izleyenler bilirler ki aslında bu tür filmlerin normal "çok güzel yapıt" denen filmlerden tek farkı, hikayenin cinsellik üzerinden anlatılıyor olması ve dolayısıyla fazlaca seksüel sahne içeriyor olması. Halbuki bunlara o gözle bakanlar muhtemelen Secret Things'i izleyip, sonunu anlayamayacak kadar gözü körleşmiş tiplerdir. Çünkü bu bir Trasgredire değil. Zaten onun türü "erotik", bunun türü "dram". Bu kadar basit.

Nitekim film o kadar önemli bir şeyi anlatıyor ki.. Cinsel doyum bilmeyen genç bir kadının, bununla baş etmeye çalışması, bir şekilde bir adama aşık oluşu, ona bağlanışı ve akabinde başına gelenler ele alınmış. Bunun dışında erkeklerin kadın zaafı, buna ait detaylar da göze sokulmuş. Secret Things kadar derine inmese de hayatın içinden, etkileyici şeyleri anlatıyor film. Bütün dünyanın bayıldığı, "muhteşem bir yapıt" denilen The Reader'dan tek farkı daha fazla ve daha gerçek seks sahneleri içermesi.. Tek kötü yanı bence zayıf kalan sonu olmuş.


Sırf erotizm için izleyecek olanlar, film "hayat herşeye rağmen güzeldir" mevzusuna giriş yapınca hayal kırıklığına uğrayabilirler, uyarayım. Ha sırf bu amaç için izleyecek olanlara da lafım yok, tercih meselesidir. Ama film bitiminde duş almaktan daha farklı şeyler de düşünürlerse, ne mutlu dünya sinemeasına.. Ayrıca dünya üzerinde filmi izleyenlerin %65'e yakını kadınmış.

Bu arada filmin kapağı, bizim şeriat kurallarına göre tekrar düzenlenmiş vizyona girerken. Ama doğrusu Bir Nemfoma'nın Günlüğü olacakken, sırf "seks" kelimesinden prim yapmak için ismini değiştirmek serbest tabii. Saygılar.