TV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2017 Perşembe

Alemin kralları geliy-- Ama Netflix'e!


Quentin Tarantino'dan sonra gelmiş geçmiş en sevdiğim ikinci yönetmen olan Martin Scorcese'nin yeni filmi The Irishman'in 2018'de çıkacağı açıklanalı epey oldu. Beni aşırı derecede heyecanlandıran bu filmin sinemada vizyona girmeyip sadece Netflix'te yayınlanacak olması çok büyük hayal kırıklığı. En sonunda bana da aldıracaklar Neflix üyeliği. Gerçi taahhüt olmadığı için film çıktığında 1 aylığına alabilirim. Ama be kardeşim, yahu bir filmi sinema perdesinden mahkum etmek ne demek? Sen yapma bari Scorcese Reyis.. 

Filmde beni en çok heyecanlandıran ise ne yönetmen Scorsese, ne Robert de Niro, ne de Al Pacino.. Kesinlikle Joe Pesci. O'nun ismini görünce inanılmaz heyecanlandım. Goodfellas ve Casino filmlerinde tarihin gördüğü en etkileyici yardımcı oyuncu rollerini oynayan (bence) Pesci, çerez filmleri saymazsak son 20 yıldır neredeyse hiç bir yapımda adam akıllı rol almadı. Bunun sebebiyle ilgili ufak tefek araştırmalar yaptım, net bir bilgi yok. Yatırım işleriyle uğraştığı falan söyleniyor. Meşhur Home Alone ikilemesinde ve Raging Bull'da da oynayan ama özellikle bahsettiğim iki filmde oynadığı mafya rolünü adeta yaşayan ve yaşatan performanslarıyla ağzımın sularının akmasına sebep olmuştu. Zaten Goodfellas'ta oynadığı rolle malum ödülü kapmıştı Akademi'den. 

Velhasıl kelam, keşke sinemada izleyebilseydik The Irishman'i ama artık yapacak bir şey yok. Olan olmuş, koskoca Scorsese bile populizm ve paranın esiri olmuş. Bize de film çıkınca bir şekilde izlemek düşer.

1 Şubat 2016 Pazartesi

Efsane geri döndü!


9 Aralık'ta filmden uzun uzun bahsetmiştim. Yarın Amerika'da vizyona giriyor. Bize de internete düşmesini beklemek kalıyor. Efsane nihayet geri döndü.

16 Aralık 2015 Çarşamba

Üşüyoruz #2


LOST için üşüdüğümden bahsedince, üstüne bir de şans eseri bu fotoğrafı görünce House'tan bahsetmeden geçip, Büyük Usta'ya saygısızlık yapmak istemedim.. Bu da benim için dizi tarihinin kesinlikle gelmiş geçmiş en klas dizisidir. Gregory House, gerçek bir fenomendir. Manipulative Bastard'dır, Dr. Smartass'tir. 

"Hope is for sissies."
"People don't change." 
"Being normal sucks."
"Evetbody lies." 

10 Aralık 2015 Perşembe

Üşüyoruz


Onlarca dizi izledim. Komediler hariç olarak Prison Break, 24, House, Spartacus, Breaking Bad, The Walking Dead ve daha niceleri.. Hepsi birbirinden güzel ve unutulmaz dizilerdi. Ama bu meret kadar keyif veren başka bir dizi daha olmadı şimdiye kadar. LOST bambaşka bir şeydi. O ada, o gizem, birbirinden özel karakterler, flashback'ler.. Benim için kesinlikle gelmiş geçmiş en iyi dizidir.

Üşenmesem, daha doğrusu vaktim olsa, oturup Jack'in ormanda gözünü açtığı Pilot bölümden itibaren bütün sezonları izleyesim var yıllardır.

9 Aralık 2015 Çarşamba

The Rise of Thadland



Ve evet.. 3. sezondan sonra iptal edilen efsanenin devamını bir türlü sağlayamadık ama nihayet filmi geliyor. Blue Mountain State: The Rise of Thadland

BMS, hayatımda izlediğim en keyifli dizilerden biriydi. Bol alkol, partiler, küfür, karı-kız ve hem absürd, hem de gerçek komedi. Diziyi sürükleyen Thad Castle ve arkasındaki müthiş yan oyuncular. 4. sezonun başlamasını beklerken dizinin bir anda yayından kaldırıldığını öğrendiğimizde yıkılmıştık. Filmin konusu da, 4. sezonun konusu olacak olan Alex Moran ve Sammy'in okuldaki son senesini konu ediniyormuş. 

Zaten 2013'ten beri dizinin film olacağı konuşuluyordu ama bir türlü netleştirilememişti. Blue Mountain State: The Movie adıyla film olsun diye Vine ve Twitter'da kampanyalar başlatılmıştı. Daha da önemlisi filmin çekilebilmesi için bağışlar toplanmıştı. Üstelik sosyal medyadaki bu kampanyalara ve bağış olayına en büyük desteği de dizinin gerçek oyuncuları vermişti. Geçen sene de resmi ağızlardan filmin çekileceği açıklanmıştı ama oyuncu kadrosu ve filmin gerçek ismi net olarak belli olalı bir kaç ay oldu sadece.

Oyuncu kadrosu neredeyse tamamen aynı. Kafa adamlar Thad, Alex, Radon, Sammy, Craig, Koç Marty aynen duruyor.. Blogumun da yıllardır sağ sütununu süsleyen Marry Jo da filmde yer alıyor. Tek beni yıkan nokta, Koç Marty'nin manitası Debra'nın (aşağıda) olmaması. Herhangi bir yerde bu konuyla ilgili bilgi göremedim ama IMDB cast list'te görünmüyor. Büyük yıkım gerçekten.

24 Nisan 2014 Perşembe

Allah "analı" büyütsün


House dizisindeki "Thirteen" rolüyle gönüllere taht kuran, ardından Rush, The Words, Tron gibi filmlerle de tahtını sağlamlaştıran Olivia Wilde, nişanlısı Jason Sudeikis'ten hamileydi bildiğiniz (ya da bilmediğiniz) üzere. Dün gece doğumunu yapmış kendileri. Müjdemi isterim, it's a boy! 

30 yaşına gelmiş bu arada Olivia. Yaşlanıyoruz be kardeşim.. Biz ilk izlediğimiz zamanlar 22-23 yaşlarında tam bir çıtırdı tabii. Bu arada hamilelikte de pek bir şişmişti güzel kızımız. Doğumdan sonra kiloları atacağını umarak bu gereksiz yazımıza son veriyoruz.

23 Nisan 2014 Çarşamba

Mila


Two and a Half Men'in son bölümünde yine Mila Kunis'i görmemiz çok hoş bir sürpriz oldu. Çok güzel kadın. Sanki yıllardır da bu dizide oynuyormuş gibiydi. Keşke düzenli olarak oynasa..

3 Nisan 2014 Perşembe

Ve bitti...

*** spoiler alert ***

9 sezonluk maceranın sonuna geldik. How I Met Your Mother bitti. İşin duygusal kısmını bir kenarı bırakıyorum, onu zaten yeterince yaşadık son bölümlerde, geçen haftaki yazıda da az çok anlatmıştım.

Finali beğenip beğenmediğime tam karar veremiyorum, zaten tüm bölümü final olmasının verdiği buruklukla, devamlı süreye bakarak, bitmesin falan diyerek izledim.. Öncelikle ben böyle sürprizli bir final beklemiyordum açıkçası. Özellikle son 2 bölümden sonra veda ağırlıklı, ağlatmaya yönelik bir bölüm olacağı kanısındaydım. Ama bölüm ağlatmak bir yana, göz bile doldurmadı, dahası çok acayip sürprizler oldu. Barney'le Robin'in boşanması, Ted'in tekrar Robin'e dönmesi, annenin ölmesi büyük sürprizlerdi. Bir sürpriz bekleyenler belki çocukların annesinin Robin olmasını beklediler son dakikaya kadar ama, o da ters köşe çıktı.

Onun dışında bir çok şey 40 dakikalık bölüme sıkıştırılmaya çalışılırken aceleye gelmiş. Keşke bölüm 1 buçuk saat olsaydı da, film gibi doya doya izleseydik. Mesela Ted'in anneyle tanışması daha gizemli bir havadaydı ama beklenenden daha sıradan oldu. Sadece geçmişten 1-2 minik ayrıntıya dokunduruldu, o kadar. Onun dışında boşanma mevzusu da çok çok, ama çok kısa geçilmiş. Bir şok etkisi yaratmak için yapılmış, nispeten başarılı da olmuş ama böyle büyük bir olayın 3-4 dakikada kapanması, dahası Barney'nin hiçbir şey olmamış gibi hemen eskiye dönmesi falan yavan olmuş. Ayrıca Barney'nin evlilik dışı çocuğu sürecinde annenin hiç ortada olmaması da biraz gerçekçilikten uzaktı. Bebeğiyle karşılaşması ise şimdiye kadarki en dokunaklı sahnelerden biriydi.

Final pek bekleneni verememiş olsa da en azından akıldaki tüm soru işaretlerine cevap verdi. Böyle mükemmel bir diziyi izlemiş olduğum için çok mutluyum ama bittiği için de acayip bir burukluk var açıkçası. Hele finalde sık sık eski zamanlardan esintiler sunması, filmin sonunda herkesin ilk bölümlerden karelerinin gösterilmesi baya vurucu oldu benim için. Grubun ara ara dağılır gibi olup tekrar bir araya gelmesi, saçlar beyazlasa da 2005 ruhunun kaybedilmemesi, MacLarens'ın şahit olduğu olaylara vurgu yapılması.. Her şey müthişti gerçekten.

Ve bitti...

1 Nisan 2014 Salı

Biraz kızıl, biraz mavi

* The Walking Dead Spoiler Alert! *

4. sezon dün itibariyle bitti. Her sezon finali gibi bu da biraz heyecan ve keyif, biraz da hüzünle geçti. Dizi esasen bu sezona bomba gibi bir giriş yaptı ve bence dizinin gelmiş geçmiş en efsane bölümü olan 8. bölümle iki aylık bir araya girdi, hatırlayacağınız üzere. Ancak daha sonra, dünkü finale kadar (16. bölüm) baya zayıf ilerledi. Ağırlığı ikili-üçlü insan ilişkilerine veren ve grupların Terminus'a ulaşma çabalarını gösteren, durağan bir 7 bölüm izledik. Ta ki düne kadar.. Sezon finali bize tekrar o özlenen Walking Dead aksiyonunu ve heyecanını yaşamamıza sebep oldu. Dahası, 5. sezon için beklentilerin artmasına sebep oldu.

Özellikle 3. sezonun başından itibaren bir çok olaydan sonra "acaba diziyi buradan nasıl devam ettirecekler?" sorusuna düşmüşüzdür çoğumuz. Senaristlerin özellikle hapishanenin kaybedilmesinden sonra sağlam bir yere bağlamaları gerekiyordu halatı. Yukarıda bahsettiğim o durağan ve sıkıcı süreç de zaten bağlantı süreci oldu. Halat Terminus'a bağlandı ama ne kadar sağlam olacağını 5. sezonda izleyeceğiz.

Geçtiğimiz sezonlarda Hapishane ve Vali'nin kasabası ortaya çıkınca, dizinin belli belirsiz de olsa Lost tadı vermeye başladığını söylemiştim Twitter'da. Bu tat çok hafif de olsa iki diziyi de izleyenler bana hak verecektir. İki ayrı insan grubunun iki ayrı dünyası ve yeni tanışılan dünyanın fazlasıyla esrarengiz olması.. Şimdi aynı şey tekrar oldu. Büyük umutlarda Terminus'a ulaşan ve orada karşılaşan iki grubun başına gelecekleri, oranın ve insanların nasıl bir şeyler olduğunu bilmeyişimiz, öğrenmek için sabırsızlanışımız.. İşte bunlar hep Lost. 

Neyse, senaristlerin bundan haberi olduğundan bile şüpheliyim. Bana keyif veren bir durum bu. Dizi güzel, karakterler güzel. Bir ömür boyu izlemeye hazırım.

26 Mart 2014 Çarşamba

Biz ne ayrılıklar görmüş adamız...


Hakikaten de öyle ama insan tam 9 sezondur gerçek zamanlı olarak takip ettiği dizinin 1 hafta sonra tamamen biteceğini düşündükçe hakikaten duygulanıyor. Daha doğrusu ben diziyi 3. sezonda izlemeye başlamıştım. Hatta ilk 2 sezondaki bölümlerine bir yaz tatili gününde başlayıp koca 2 sezona bir kaç günde bitirmiştim. Hayran kalıp devamını izlemek için sabırsızlıkla bekliyordum.. 5. sezondan itibaren zaman zaman "bozdu" dedik, "sırf Barney hatrına izliyorum" diyenler oldu, "annenin kim olduğunu söyleseler de bitirseler" dediler ama, şu anda bile anneyi öğreneli 1 sezon olmasına rağmen diziyi hala keyifle izliyorum ve bitecek olması beni gerçekten üzüyor. 

Yazının başlığında da dediğim gibi, ne ayrılıklar gördük, başta Lost, House, Breaking Bad olmak üzere tarihe geçmiş dizileri hafta hafta takip ettik ve bitimine şahit olduk. Ama özellikle son iki duygusal bölümden sonra gerçekten bu dizideki herkesin adeta aileden birileri gibi olduğunu tekrar hissettim. Önümüzdeki Salı günü 9. sezon, 23. bölümle (1 saatlik özel bölüm) ekranlara ilelebet veda ediyor olacaklar ve bölüm sonunda muhtemelen tüm hayranlarının gözleri dolu dolu olacak, hatta bence bir çoğu hüngür hüngür ağlayacak.

13 Mart 2014 Perşembe

Üşüyoruz!


Gönlüm hep seni arıyor,
Neredesin sen?

Nerede o eski çizgi filmler...


Çizgi film izlemeyi bırakmamızın en büyük sebebi bence büyümemizden ziyade bütün çizgi filmlerin saçma sapan hallere gelmesidir. Ne eski kalitede yeni çizgi filmler yapılıyor artık, ne de eski bildiğimiz çizgi filmler kaliteli yazılıyor.. Bilmiyorum benimle aynı mı düşünüyor herkes ama bazen televizyonda Tom ve Jerry'nin falan yeni yapılmış bölümlerine denk geliyorum, saçma sapan şeyler yazmışlar, eski tadından eser yok. Eskiden izlediğimiz Tom ve Jerry, Bugs Bunny, Tazmanya Canavarı, Temel Reis, Tweety, Taş Devri, Jetgiller, Road Runner, Casper, Şirinler, Red Kit, Richie Rich, Ninja Kaplumbağalar, Tsubasa... Pokemon'u falan hesaba katmıyorum zaten, o başlı başına bir fenomendi. Cidden şimdi denk gelsem, bir çoğunu şimdi bile büyük keyifle izlerim. Bazıları hala yapılıyor ama dediğim gibi eski kalitesinden çok uzak.

Bu postu da neden yazdığımı hiç bilmiyorum.

6 Mart 2014 Perşembe

Homofobizme karşı omuz omuza!


Bir zamanlar benim de çok tuttuğum bir hatundu Michelle Rodriguez. İlk olarak Lost'taki erkeksi ama aynı zamanda çekici hatun rolüyle (Ana Lucia Cortez) gönlümü fethetmişti. Ki Lost dizisindeki rolü sayesinde 2 ayrı ödül almışlığı da var. O zamanlar da bir şeyler yazmıştım hakkında (vay be, 6 sene olmuş). Tabii Lost'un öncesinde ve sonrasında da Girl fight, Machete, SWAT, Fast and Furious serisi başta olmak üzere bir sürü filmde rol aldı.

Kendisi, biseksüel olduğunu çok önceden açıklamıştı ama ilk resmi lezbiyen ilişkisini de henüz 15-20 gün kadar önce doğruladı. Zaten vücudunun kadın, suratının ve davranışlarının erkek gibi olmasından az çok tahmin edilebilirdi! Yeni manitası süpermodel Cara Delevingne. Ağzının tadını da biliyor namussuz!

Cara Delevingne

Ve son olarak da çift çocuk sahibi olmaya karar veriyorlar, fakat gel gör ki Cara'nın ailesi çocuğa da, bu ilişkiye de hiç sıcak bakmıyormuş. Sıcak bakmamak şöyle dursun, sürekli de bunu medyaya taşıyıp ilişkiyi onaylamadıklarını söylüyorlarmış. Daha önce de NBA maçında verdikleri fazla samimi pozlar ve arabada sevişme skandalından sonra Cara'nın ailesinin medyaya haykırışları yankılanmıştı. Ayıp ayıp. Bırakın kızlar istedikleri gibi oynasınlar. Böyle geri kafalılık da olmaz canım. Nerede kaldı hoşgörü, nerede kaldı batılılık.. 

Dedikodu köşemizin de bu haftalık sonuna geldik.

5 Mart 2014 Çarşamba

Korkulu, gerilimli dizi


Tavsiye bir diziden bahsetmek istiyorum kısaca. Kardeşimin önerisiyle izlemeyi denedim geçen sene. Zaten ben izlemeye başladığımda 10 bölümlük ilk sezon bitmişti. Gayet sürükleyici ve ilgi çekici bir dizi olduğu için de bir kaç günde bitirdim 10 bölümü.

Bates Motel, babanın öldüğü bir ailede anne ile oğulun, kırsala yakın bir yerde bir motel satın alıp onu işletmeye başlamasını konu alıyor. Sonra bu ikilinin başına gelenler, sosyal yaşamdaki ilişkileriyle falan harmanlanmış ama başlarına çok olağan şeyler gelmiyor tabii. İşler baya karışıyor haliyle. Son derece kaliteli, kesinlikle sıkmayan, sürükleyici ve hep sonrasını merak ettiren bir dizi. Film değil ama dizi konusunda çok seçici olan beni hemen yakalamayı başardı. Piyasada pek olmayan türde bir dizi. Şiddetle tavsiye ediyorum.

Dizinin 2. sezonu da dün itibariyle başladı. İlk bölüm yine gayet güzel ve sürükleyiciydi. Bu sezon da 10 bölüm sürecekmiş. İlk sezonki çizgisini kaybetmezse harika olur. Haydi bakalım.

3 Mart 2014 Pazartesi

Selfie


Bu da The Walking Dead selfie.

2 Mart 2014 Pazar

"Hasretinden prangalar eskittim"


Şu diziyi izlemiş olup da özlemeyen var mı? Yoktur. Yayından kaldırılmasının mantığını anlayabilen var mı? Yoktur. Bu diziyi izleyip de şu hanım kızımıza (Mary Jo Cacciatore) hayran olmamış olan var mı? Yoktur. Thad Castle'ı hayranlıkla izlemeyen var mı? Yoktur.  Yalnız hanım kızımız (Frankie Shaw) demişken, kendisi bu dizi dışında hiç bir yerde bu kadar çekici ve kışkırtıcı değil, o da ayrı bir mevzu. Oluyor böyle şeyler. Bir filmde hatunun birine hasta olunur, başka filmleri izlenir ve hatunun o kadar iyi olmadığı fark edilir. Çok takılmamak lazım. Ben diziyi özleyince buraya saçmalayayım dedim. Yav tamam Mary'i de biraz özledim tamam. Yalnız nefis diziydi be.

Ayrıca Blue Mountain State, bence şimdiye kadar yapılmış en nefis dizi intro'suna sahiptir. İnkar eden götoştur.

23 Şubat 2014 Pazar

From Dusk Till Dawn: The Series


Bayıldığım bir filmdir From Dusk Till Dawn. İlk yarısı gayet normal, insanı olaylarla geçen ikinci yarısında çıldırıp bambaşka bir filme dönüşen, George Clooney'nin efsane oynadığı, Tarantino'yu oyuncu olarak doya doya izlediğimiz, Salma Hayek'in raksına doyamadığımız ve birbirinden alakasız iki yarısı da birbirinden güzel olan efsane bir filmdir benim gözümde.

Filmi övdüğümüz yeter, ana konumuza dönelim. Filmin vizyona girişinin üzerinden tam 18 yıl geçtikten sonra From Dusk Till Dawn: The Series adıyla dizisi geliyormuş. Konu mutlaka benzer olacaktır ama ne tarzda televizyona dökülür bilemiyoruz tabii. Bu kez Tarantino işin içinde olmadığı için Robert Rodriguez liselisi muhtemelen yine sıçar. Saçma sapan bir dizi çıkabilir ortaya.. Yani benim tahminim bu yönde. Ama umarım güzel olur ve biz de keyifle izleriz.

RR liselisine geri dönersek.. Malumunuz, Tarantino'nun elinin değmediği tek bir iyi RR yapımı yok. Yani bence. Sin City, Desperado, Planet Terror.. Tüm iyi RR filmlerinde Tarantino'nun öyle ya da böyle bir parmağı var. Tarantino'nun parmağı olmayan Machete'yi gördük mesela. Hele ikinci filmde iyice sıçıp sıvamışlar ki, gelecek olan üçüncü film daha büyük komedi gibi duruyor. Ki bu iki filmde oynayan oyuncu kadrosunda malumunuz üzere öyle isimler var ki, adamın şapkası uçar.


Bu arada RR, yine Big Kahuna Burger'ı yad etmiş. Ne zaman adını duysam Pulp Fiction'daki malum sahne gelir aklıma.

Yazının alternatif başlığı: "Haydi Tarantino'yu övelim, Rodriguez'i gömelim".

19 Şubat 2014 Çarşamba

Hastasıyız absürd komedinin


İşler Güçler dizisiyle yükselişe geçen, Düğün Dernek filmiyle patlama yapan Ahmet Kural & Murat Cemcir önderliğindeki ekibin yeni işi de Kardeş Payı dizisi. İlk bölümü izledim ve gerçek anlamda hayran kaldım. Yine en az İşler Güçler kadar iyi olacağını belli etmiş bir yapımla karşımızdalar. Bu arada Çalgı Çengi, İşler Güçler, Düğün Dernek.. Şu ana kadar hep yaptıkları dizi ve filmlere verdikleri isimler ikileme oluyordu. Bu kez normal bir isim kullanmayı tercih etmişler.

Ekibe giren ve çıkan 3-5 kişi dışında kadro İşler Güçler'e çok benziyor ve beni o dizide de, bunda da esas yakalayan nokta, baş rol oyunculardan ziyade ara oyuncuların müthişliği. Mesela Şinasi Yurtsever yine bomba bir karakterle karşımızda. Ekibe yeni katılan Seda Bakan'ın (üstteki resimde) da oynadığı karakteri baya sevdim. Cemiş Şahin (İşler Güçler'in efsane karakteri Cavit) yine enfes bir karakterle buluşturulmuş. Salih Abi'yi göremedik ilk bölümde, umarım es geçilmez.

Yalnız İşler Güçler'in üçlüsünden Sadi Celil Cengiz'in hem filmde, hem bu dizide olmayışı bana enteresan geldi. Bir kaç ay önce televizyonda "Sadi Celil neden filmde yok?" diye sorulduğunda sadece o dönem Sadi'nin başka bir filmin çekiminde olduğunu, fakat çekecekleri diğer yapımlarda yine birlikte olacaklarını söylemişlerdi. Bu dizide şimdilik yok gibi görünüyor fakat dikkatli gözlerden kaçmamıştır, dizinin çok kısa bir sahnesinde 1-2 saniye kadar göründü. Bakalım ilerleyen zamanlarda oyuncu kadrosuna dahil olacak mı.. Ki umarım olur.

Sonuç olarak güzel bir dizinin daha bizleri beklediği malumumuz. Ben yine diziyi bir kaç güç gecikmeli olarak internetten izlemeyi tercih ediyorum. Hem reklam derdi olmadan, hem de küfürler biplenmeden daha keyifli oluyor.

20 Haziran 2011 Pazartesi

"Yaradanımız aynı olamaz!"


Bundan 7-8 ay önce Spartacus Orospuları yazısında, Spartacus: Blood and Sand dizisinin hatunlarından bahsetmiştim. Tabii ben bloga 35. kez ara verdikten sonra, Spartacus'ün 2. sezonu (God of the Arena) başlayıp bitti bile. Amına kodumun dizisi 6 bölüm sürdü zaten, ne olduğunu bile anlayamadık. Hay sikiyim, kafam karıştı, ne anlatacaktım lan ben?

Heh hatırladım. Tabii yeni bir Spartacus sezonu demek, yeni memeler ve yeni mincolar demekti. Sezona bir hışımla giren Gaia zaten herkesi mest etmişti ama benim gözüm başkasındaydı. Köle Diona rolündeki Jessica Grace Smith.

Şurada resmi Facebook sayfası var. Oradan bir sürü resmine, bilgisine vs. göz atabilirsiniz. Ara sıra durum güncellemesi de yapıyor, işte yok efendim Los Angeles'tayım, arkadaşlarla Arjantin'e geldik, Mado'da dondurma keyfi falan..

19 Haziran 2011 Pazar

Alemin kralı geliyooooorrr...


Breaking Bad hakkında blogta çokça bahsettim diye hatırlıyorum. Gerçi 3. sezon biteli olmuş 1 buçuk sene amına koyim, yanlış hatırlıyor da olabilirim. Ama dur bakiyim.. Evet şurada ve şurada yeterince bahsetmişim sanırım. Tekrar ediyorum ki, hayatım boyunca en zevk alarak izlediğim dizi olabilir.

Walter White Reyis, 17 Temmuz'da dönüyor. Yıllardır dizi izlerim, ilk defa bu kadar ara veren diziye rastlıyorum. Sebebini yine yukarıdaki linklerde açıklamışım vakti zamanında. Uzatmadan beklemeye koyuluyoruz.

CountDown: 28 days to go!