28 Şubat 2014 Cuma

Dünyanın en zengin aktristleri

Zenginin parası, züğürdün çenesi demişler.. O sinema filmlerinde hayranlıkla izlediğimiz, kiminin oyunculuğuna, kimininse güzelliğine hayran olduğumuz kadın oyuncular içinde en popülerleri hangileri? Dünyada var olan yüz binlerce kadın oyuncudan en zenginleri hangileri? Amerika'da aktristlerin sporcular gibi yıllık belirli bir gelirleri olmadıkları için, zenginlikleri "bonservis bedeli" benzeri bir eder ile ölçülüyor. Örnek veriyorum; "Brad Pitt'in ederi 150 milyon dolar" gibi. (Brad Pitt possesses a net worth of a hundred and fifty million dollars.)

İşte List Crown'a göre dünyanın en zengin 10 aktristi...

#10 JENNIFER LAWRANCE

Dünyanın en potansiyelli kadın oyuncularının başında geliyor Lawrance, ki muhtemelen o listenin en tepesinde. Henüz sadece 23 yaşında ve şimdiden muhteşem oyunculuklara imza atıp hem Oscar, hem SAG, hem de Altın Küre sahibi oldu. Hunger Games filmindeki Katniss Everdeen rolü şimdilik kariyerinin zirvesi. Fakat beni esas büyüleyen rolü, American Hustle filminde Christian Bale, Bradley Cooper ve hatta Robert De Niro'nun olduğu bir perdede bile ustalarının arasında müthiş şekilde sıyrılabilmesiydi. Lawrance'in değeri $26 milyon.

#9 MERYL STREEP

Yaşayan en büyük efsanelerden biri olarak gösterilen Meryl Streep, herkesin hatırlayacağı The Devil Wears Prada (Şeytan Marka Giyer) filminin baş rolüydü. Onun dışında sayısız müthiş filmlerde de oynamış olan Meryl Streep şu anda 64 yaşında ve sadece 2 buçuk sene önce çekilen The Iron Lady filmindeki rolüyle de en iyi kadın oyuncu dalında akademi ödülünü kazandı. Değeri $46 milyon.

#8 SARAH JESSICA PARKER

49 yaşındaki, Yahudi asıllı ABD'li oyuncu Sarah Parker, sinemada Altın Küre ve Emmy ödülleri sahibi olsa da, en büyük üne moda ikonu Carrie Bradshaw rolüyle Sex and the City dizisinde kavuştu. Aynı zamanda şarkıcılık ve yapımcılık da yapan Parker'ın değeri $75 milyon.

#7 CAMERON DIAZ

Müthiş oyunculuk yeteneklerini çoktan kanıtlamış olan Diaz, magazinel anlamda da dünyaca üne sahip. 42 yaşındaki güzel oyuncunun The Mask, Charlie's Angels gibi sayısız kaliteli filmde önemli roller almasına rağmen ödül anlamında neredeyse hiç bir şey kazanamamış olması şimdilik onun tek eksiği gibi görünüyor. Değeri $75 milyon.

#6 REESE WITHERSPOON

Aynı zamanda yapımcı olarak da kendine önemli bir yer edinmiş olan Witherspoon, inanmak zor olsa da 38 yaşında. Twilight, Legally Blonde, Sweet Home Alabama, Just Like Heaven gibi sayısız unutulmaz filmde çok önemli roller üstlenmiş olan aktristin Hollywood Walk of Fame'de de ismi bulunmakta. Değeri $80 milyon.

#5 SANDRA BULLOCK

Amerikalı yapımcı ve oyuncu, aynı zamanda en iyi kadın oyuncu dalında Altın Küre ve Akademi ödülleri sahibi Sandra Bullock, unutulmaz rolleriyle Speed, The Proposal, Crash, The Blind Side gibi filmlerle aklımızda yer etti. Son olarak da Türkiye'de de vizyondan yeni çıkan ve bir çok ödüle aday gösterilen Gravity filminde George Clooney ile birlikte boy göstermişti. 50 yaşındaki aktristin değeri $85 milyon.

#4 JENNIFER ANISTON

45 yaşında olmasına rağmen güzelliği ve seksiliği hâla dillere destan olan Aniston, oyunculuğunun yanı sıra defalarca dünyanın en güzel kadını seçilmiştir. En büyük popülaritesine, efsane Amerikan dizisi Friends ile ulaşmıştı. Bu dizideki rolüyle hem Emmy, hem Altın Küre'de en iyi kadın oyuncu ödüllerine de sahiptir. Son olarak bir kaç gün içinde bahsedeceğim We're the Millers filminde rol alırken, yine güzelliğiyle de göz zevkimize hitap ediyor. Brad Pitt ile 5 yıl süren evlilikleri 2005 yılında sona eren Aniston'ın değeri tam $110 milyon.

#3 ANGELINA JOLIE

Sanırım listede kendisinden en az bahsetmem gereken kadın. Muhtemelen de dünya üzerinde en popüler 1-2 kadından biri kendisi, belki de birincisi. Ama oyunculuk değeri olarak en tepede değil malesef. Aynı zamanda yazarlık ve yönetmenlik de yapan ve dünyada yardım kuruluşlarıyla en haşır neşir ünlülerden biri olan Jolie şu anda 39 yaşında ve değeri $120 milyon.

#2 DREW BARRYMORE

Açıkçası, aşırı derecede hayranı olmama rağmen listenin bu kadar tepesinde olmasına en çok şaşırdığım aktrist oldu diyebilirim. Benim gönlümü 50 First Dates filmindeki fazla şirin rolüyle fethetmişti Barrymore. Onun dışında Scream, Charlie's Angels, Donnie Darko gibi unutulmaz filmlerde de rol alan güzel kızımız şu anda 39 yaşında ve bir dönem uyuşturucu bağımlılığı sebebiyle sinemaya uzun süre ara vermişti. Neyse ki daha sonra tedavi olup devam edebildi. Değeri $125 milyon.

#1 JULIA ROBERTS

Listenin en tepesinde, sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları arasına adını şimdiden yazdırmış olan biri var. 47 yaşındaki Roberts, Amerika'da bir imparatorluk gibi. Hollywood sinemasında Türkiye'den Türkan Şoray'a benzetilebilecek ama daha üst düzey bir yeri olan Roberts'ın oynadığı unutulmaz film ve kazandığı ödül sayısı pek eşi benzeri olmayan rakamlar. Amerika'nın en zengin aktristi olarak bilinen Roberts aynı zamanda Amerika'nın en güçlü 11. kadını seçilmiştir. Değeri tam $140 milyon.

Ölüm kalımlı haftalara girerken..


Süper Lig'de sezonun 23. haftasına girerken liderle ikinci arasında bir zamanlar 11'e ulaşan puan farkı 4, ikinciyle üçüncü arasında ise sadece 2. İşin psikolojik tarafı da düşünülürse, ligin son 12 haftasında resmen kan gövdeyi götürecek. İlk 3 takım için de kritik ve zorlu maçların olduğu bir haftaya daha giriyoruz. Bu hafta 3 büyüklerin oynadığı rakiplerin ortak noktası, hepsinin kazanmak zorunda olması. Yani iki tarafın da mutlaka kazanması gereken 3 nefis maç izleyeceğiz bu hafta.

3. sıradaki Beşiktaş'tan başlayalım. Haftanın açılış maçında bu akşam Antalyaspor'la içeride oynuyorlar. Aynı saatte bir de Akhisar-Bursa maçı var bu arada, o da güzel maç olacaktır. Antalya, tehlikeli bölgeden yukarılara tırmanmaya çalışıyor. Son dönemde pek fazla istedikleri sonuçları alamasalar da fena top oynamıyorlar. Üst üste Bursa, Galatasaray ve Eskişehir'le berabere kaldılar. En azından kaybetmediler. Beşiktaş ise yine çok formda ve moralli başladığı bir Galatasaray derbisini, bu kez nispeten iyi oynadığı halde yine kaybetti. Moralleri çok yüksek sayılmaz. Ersan'ın cezası bitti ama Gökhan Töre, Fernandes ve Dany sakatlık dolayısıyla oynamıyorlar. Jones ilk 11 oynayacakmış. Puan kaybına tahammülleri yok.

2. sıradaki Galatasaray ise geçen hafta derbide Beşiktaş'ı yenerek rakibinin üstüne çıktı ve Chelsea maçından da umut veren bir futbol ve skorla ayrıldı. Moraller muhtemelen yerinde. Eksik, cezalı yok. Tek sorun deplasman fobisi. Deplasmanda maç kazanmayı bir türlü beceremeyen Galatasaray, aşağılarda ölüm kalım mücadelesi veren ve lig bugün bitse küme düşecek olan Rizespor'a konuk olacak. Rizespor da son dönemin inişli çıkışlı ama umut verici performans sergileyen takımlarından biri. 2 hafta önce namağlup Sergen Yalçın'a 5 gol atmayı başarmışlardı. Maçın kolay geçme ihtimali çok düşük.

Lider Fenerbahçe çalkantılı günler geçiriyor. Hem moraller bozuk, hem de Galatasaray'la aranın kapanmasından dolayı baskı artmış durumda. Hakemlerden yana da çok şikayetçi olan Fenerbahçe aynı zamanda bu maçı kadın ve çocuk taraftarlara oynayacak. Sakat ve cezalı oyunculardan yana da dertli olan Fenerbahçe için de zorlu bir hafta olacak. Cezalı Baroni, sakat Webo ve Alves yok. Egemen ve Emre ise dönüyor. Gençlerbirliği de düşme hattının sadece 4 puan gerisinde ve puana ihtiyaçları var. Kendi sahasında puan kaybetme ihtimali düşük olsa da, tıpkı 2 hafta önceki Kasımpaşa maçı gibi olacağını ve kolay geçmeyeceğini düşünüyorum.

Hem zirve, hem küme düşme mücadelesi açısından çok kritik bir haftaya giriyoruz ve muhtemelen kalan tüm haftalar aynı şekilde olacaktır.

Guide To Kiss


Lige Magazine dergisinin 1942 yılında basılmış sayılardan birinde yayınlanan Guide To Kiss (Öpüşme Rehberi) adlı çalışması.

Tarihi anı ve fotoğraflar devam edecek..

27 Şubat 2014 Perşembe

İran


İslam Devrimi'nden önce İran'dan bir fotoğraf. 1960.

James


Efsane Formula 1 pilotu James Hunt. İzlemediyseniz Rush filmini bir an önce izleyin. Çapkın, serseri ama eşsiz yeteneği olan James Hunt ve tam bir disiplin abidesi olan Nikki Lauda arasında geçen efsanevi rekabeti mükemmel anlatan, harika bir film.

Tarihten anı ve fotoğraflara devam ediyoruz..

60'larda seksi olmak


Jane Fonda. 1965.

Supergirl


Fazla bileni yoktur. 1984 yapımı Supergirl filminden Helen Slater.

26 Şubat 2014 Çarşamba

Bugün günlerden...

25 Şubat 2014 Salı

Dövmeli #23

24 Şubat 2014 Pazartesi

Deplasman

Fenerbahçe'nin deplasman fobisini sürdürerek Elazığ ile berabere kalmasıyla puan farkı tekrar 4'e indi. Galatasaray yine rakibine yaklaşarak umutlarını tazeledi. Ligin kalanında Trabzon, Beşiktaş ve Galatasaray deplasmanlarına gidecek olan Fenerbahçe için de baskı iyice artmaya başladı. Bu dakikadan sonra geriden gelip, liderlik koltuğundaki rakibine baskı yapmaya başlayan Galatasaray için de, puan farkının kapanmaması için çabalayan Fenerbahçe için de şampiyonluğun ortak bir formülü var, o da deplasmanda maç kazanmak.

Bu konuda ilk söz Galatasaray'da olacak önümüzdeki hafta. Çok zorlu bir Chelsea maçından sonra, aşağılarda ölüm kalım mücadelesi veren Rize'ye gidecek Galatasaray ve kolay geçmesi imkansız bir maç. Fenerbahçe ise evinde oynayacağı Gençlerbirliği maçından sonra Trabzon deplasmanına gidiyor.

İki takımın da evinde çok başarılı olduğunu, ancak ligin devamında da kolay deplasmanı kalmadığını düşününce ligin kaderini belirleyecek faktörün ne olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.

Kiss Stop


Film gibi film


Intouchables filmini henüz bir kaç hafta önce izleyebildiğim için kendimden utanıyorum. İzledigim en iyi filmlerden biriydi. Hiç burayı film yorumlarıyla falan doldurmak istemiyorum, çünkü izlemeyen için ne desem havada kalacak. Sadece indirin ve izleyin, o kadar. Mükemmel, kusursuz. 10/10.

23 Şubat 2014 Pazar

From Dusk Till Dawn: The Series


Bayıldığım bir filmdir From Dusk Till Dawn. İlk yarısı gayet normal, insanı olaylarla geçen ikinci yarısında çıldırıp bambaşka bir filme dönüşen, George Clooney'nin efsane oynadığı, Tarantino'yu oyuncu olarak doya doya izlediğimiz, Salma Hayek'in raksına doyamadığımız ve birbirinden alakasız iki yarısı da birbirinden güzel olan efsane bir filmdir benim gözümde.

Filmi övdüğümüz yeter, ana konumuza dönelim. Filmin vizyona girişinin üzerinden tam 18 yıl geçtikten sonra From Dusk Till Dawn: The Series adıyla dizisi geliyormuş. Konu mutlaka benzer olacaktır ama ne tarzda televizyona dökülür bilemiyoruz tabii. Bu kez Tarantino işin içinde olmadığı için Robert Rodriguez liselisi muhtemelen yine sıçar. Saçma sapan bir dizi çıkabilir ortaya.. Yani benim tahminim bu yönde. Ama umarım güzel olur ve biz de keyifle izleriz.

RR liselisine geri dönersek.. Malumunuz, Tarantino'nun elinin değmediği tek bir iyi RR yapımı yok. Yani bence. Sin City, Desperado, Planet Terror.. Tüm iyi RR filmlerinde Tarantino'nun öyle ya da böyle bir parmağı var. Tarantino'nun parmağı olmayan Machete'yi gördük mesela. Hele ikinci filmde iyice sıçıp sıvamışlar ki, gelecek olan üçüncü film daha büyük komedi gibi duruyor. Ki bu iki filmde oynayan oyuncu kadrosunda malumunuz üzere öyle isimler var ki, adamın şapkası uçar.


Bu arada RR, yine Big Kahuna Burger'ı yad etmiş. Ne zaman adını duysam Pulp Fiction'daki malum sahne gelir aklıma.

Yazının alternatif başlığı: "Haydi Tarantino'yu övelim, Rodriguez'i gömelim".

Inked Mustang


Sports #67

22 Şubat 2014 Cumartesi

Bu nasıl derbi?


İlk devredeki Fenerbahçe-Galatasaray derbisi de uyku getirecek derecede sıkıcıydı ama bunun kadar kasvetli değildi. Maçta bir-iki Beşiktaş pozisyonu ve Galatasaray penaltısı dışında heyecan verici tek bir şey olmadı. Üstüne kaleci sakatlıkları, Cenk'in korkutan durumu falan.. Gerçek anlamda kasvetli, berbat ve son derece kalitesiz, zevksiz bir derbiydi.

Sabahki yazımda da yazdığım üzere, Galatasaray'ın kazanacağı yönündeki kendimden eminliğim maçın ilk 10-15 dakikasından itibaren yerini endişeye bıraktı, bu konuda yalan söyleyemem. Veysel'in bireysel yeteneğiyle ve Dany'nin hatasıyla gelen penaltı olmasa bu maçı kazanma konusunda ciddi sıkıntılar yaşayacaktı Galatasaray, bunda beis yok. Galatasaray maça iç saha karakterinden tamamen alakasız, beklenen baskı ve presten yoksun ve dahası, tuhaf beceriksizliklerle başladı. Bunun iki ana sebebi, akılların Chelsea maçında olması ve Bilic'in Galatasaray'ı çok iyi analiz etmiş olmasıydı. Beşiktaş, Veli önderliğinde Galatasaray'ın orta sahasını özellikle ilk yarım saat resmen sürklase etti. Onun dışında olabildiğince cesur ve hücum destekli bir oyun oynamaya çalıştı Beşiktaş. İlk yarım saatten sonra oyun dengelenmeye başlandı ama yine de o beklenen hakimiyet ve baskı bir türlü gelmedi Galatasaray adına. Maç boyu Beşiktaş'ın kalesini iki kaleci de sakat sakat korudu ve neredeyse bu iki sakat kalecinin kalesine tehlike yaratacak şut çekemedi Galatasaray. Bu arada Cenk başta olmak üzere iki kaleciye de büyük geçmiş olsun.

İkinci yarı ise tam bir İtalyan Hoca takımı gibi oynadı Galatasaray. Hücum oyuncularının gününde olmadığının farkında, yorulmadan, rakibi bekleyerek ve nispeten iyi alan kapayarak.. Telles'in solda verdiği fireler haricinde gayet sorunsuz bir takım savunması sergiledi Galatasaray ikinci devrede. Ve tamamen oyunu soğutmaya, tempoyu düşürmeye odaklı bir oyun oynandı. Bunu yaparken ve 3 puanı kazanırken, Chelsea maçı öncesi özellikle ikinci devrede hiç yorulmadı Galatasaray. Kötü oyunun yanına bu artıyı da eklemek gerek.

Sonuç olarak, Galatasaray için bu zorlu virajda kelimelerle anlatılmayacak kadar değerli bir 3 puandı. Hem şampiyonluk yolunda, hem de hayati bir Şampiyonlar Ligi maçı öncesi hayati bir derbi haftasını 3 puanla geçmiş oldu.

"Galatasaray'la oynamak..."


Her ne kadar Pascal Nouma, Beşiktaş için Galatasaray'la oynamanın nasıl bir şey olduğunu açıklayıp ezeli rekabete son noktayı koymuş olsa da, akşamki maçla ilgili bir kaç cümle yazayım.

İşin şakası bir yana, Beşiktaş'ın Fenerbahçe'yi ligin ilk devresinde Kadıköy'de ne durumlara düşürdüğünü gördük. Enerjik ve çok isteyen bir yapıları var. Çok yetenekli oyuncuları var. Ancak, iki takımın da kazanmak zorunda olduğu kritik maçlardaki karneleri, Galatasaray'ın bu sezonki Arena performansı, büyük maç alacak yapıdaki oyuncu sayısı gibi etkenler elbette Galatasaray'ı ön plana atıyor. İddaa'nın bir derbiye verdiği en düşük oranlardan biri olan 1.50'nin sebepleri de bunlar muhtemelen.

Beşiktaş her ne kadar "hiç bir maça beraberlik için çıkmayız" dese de, ister istemez biraz bekleyerek ve temkinli oynamak zorunda kalacaktır, özellikle de ilk yarım saatte. Galatasaray son dönemdeki tüm Arena maçlarında olduğu gibi maça büyük iştahla, sağlı sollu bastırarak başlayacaktır. İlk 15-20 dakikada bir gol bulursa zaten maçın kaderi erken çizilmiş olur. Beşiktaş ise ilk yarım saatte bekleyip, topu kapınca hızlı çıkmak isteyecektir. Yarım saat sonucunda Galatasaray golü gelmezse maç biraz dengeye gelir ancak yine de topun hakimiyeti Galatasaray'a yakın olacaktır. Beşiktaş ağırlıklı olarak Almeida'ya top indirerek oynayacaktır. Bu bağlamda Galatasaray stoperlerinin hava hakimiyetine fazla izin vermemeleri gerekiyor.

Drogba'nın yedek başlayacağı söyleniyor. Doğruysa bence Antalya maçından sonra güzel hamle. Hem biraz daha ayakları yere basar, hem de yürünen yolun şampiyonluk yolu olduğunu, bunun takım için ne önem arz ettiğini daha iyi anlar. Ayrıca skor istenilen gibi giderse oyunu tutmak için son yarım saat alınır, gol ihtiyacı olursa da gol aramak için girer. Umut-Burak ikilisi bence bir Arena derbisi için ideal olabilir. Arkalarında Sneijder-Hajrovic, onların da arkasında Selçuk-Melo ikilisiyle bence baskılı oyun için tüm şartlar sağlanmış olur.

Sonuç olarak Galatasaray'ın kazanması muhtemel, Beşiktaş'ın sürpriz arayacağı bir maç olacak. Beraberlik, iki takıma da yaramayan, ama yine de Beşiktaş'ı sevindirecek bir sonuç olur. İki takım da bu maçtan 3 puanı alıp, yarın Fenerbahçe'nin puan kaybetmesini bekleyecek. Zaten bu maçtan beraberlik dışında bir sonuç çıkar ve yarın da Fenerbahçe puan kaybederse lig yeniden başlar.

21 Şubat 2014 Cuma

Sıcak sıcak...


Çıktığı ilk gün, yani bu akşam izledim Recep İvedik 4'ü.

Sabah Twitter'da da yazmıştım. Recep İvedik'e gülmediğini söyleyen insanları samimi bulmuyorum. Daha doğrusu gülmediğini söyleyeni değil de, neden güldürmediğiyle ilgili türlü sanatsal sebepler sayanları diyelim.. Yoksa bu komedi türü ilgisini çekmiyordur, gülmeyebilir. Ama "kaliteli espri yok, sırf kabalık sabalık, argoyla güldürüyor" laflarına acayip ayarım. Bu hayatta illa kaliteli esprilere mi gülmeli insanlar? Normal hayatta da çoğu zaman saçma sapan, absürd şeylere de gülmez miyiz?  Sanki günlük hayatta sadece kaliteli, zeka dolu, ince esprilere gülüyoruz.  Ben Cem Yılmaz'ın bu zeka dolu esprilerine de kahkahayla gülüyorum, Recep İvedik'in argo, kaba saba komikliklerine de.. İkisi de farklı tür komikler, evet. Ama amaç sadece gülmekse eğer, bir şey komikse komiktir.

Filme gittim ve tüm bu kasıntı düşünceler kafamda olmadan, kafa yormama gerek kalmadan umarsızca güldüm. Dört farklı Recep İvedik filminden en iyisi hangisi, sonuncusu diğerlerinden iyi miydi, kötü müydü.. Bunlar da beni ilgilendirmiyor. İzledim ve baya da güldüm. Bu.

20 Şubat 2014 Perşembe

"Hem de ne.."


Overrated my ass!


Katy Perry'e overrated diyenler onlayn mı arkadaşlar? Taş olursunuz valla. Overrated diyecekseniz Emma Watson'a deyin, Taylor Swift'e deyin, Mila Kunis'e deyin, Kate Upton'a deyin. Ama bu kadına demeyin, Scarlett Johansson'a da demeyin abi, Miranda Kerr'e de demeyin. Ok?

İngilizce'si zayıf olan cahiller için İlber Ortaylı notu: İngilizce'de sıfatların sonuna gelen ".. my ass" kullanımı argoda, aslında ilk kelimeyle dalga geçme amaçlı kullanılır. "Overrated my ass" derken "nah overrated" gibi bir anlam doğurur. Yani overrated diyenlerle dalga geçen bir anlamı vardır. 

19 Şubat 2014 Çarşamba

Hastasıyız absürd komedinin


İşler Güçler dizisiyle yükselişe geçen, Düğün Dernek filmiyle patlama yapan Ahmet Kural & Murat Cemcir önderliğindeki ekibin yeni işi de Kardeş Payı dizisi. İlk bölümü izledim ve gerçek anlamda hayran kaldım. Yine en az İşler Güçler kadar iyi olacağını belli etmiş bir yapımla karşımızdalar. Bu arada Çalgı Çengi, İşler Güçler, Düğün Dernek.. Şu ana kadar hep yaptıkları dizi ve filmlere verdikleri isimler ikileme oluyordu. Bu kez normal bir isim kullanmayı tercih etmişler.

Ekibe giren ve çıkan 3-5 kişi dışında kadro İşler Güçler'e çok benziyor ve beni o dizide de, bunda da esas yakalayan nokta, baş rol oyunculardan ziyade ara oyuncuların müthişliği. Mesela Şinasi Yurtsever yine bomba bir karakterle karşımızda. Ekibe yeni katılan Seda Bakan'ın (üstteki resimde) da oynadığı karakteri baya sevdim. Cemiş Şahin (İşler Güçler'in efsane karakteri Cavit) yine enfes bir karakterle buluşturulmuş. Salih Abi'yi göremedik ilk bölümde, umarım es geçilmez.

Yalnız İşler Güçler'in üçlüsünden Sadi Celil Cengiz'in hem filmde, hem bu dizide olmayışı bana enteresan geldi. Bir kaç ay önce televizyonda "Sadi Celil neden filmde yok?" diye sorulduğunda sadece o dönem Sadi'nin başka bir filmin çekiminde olduğunu, fakat çekecekleri diğer yapımlarda yine birlikte olacaklarını söylemişlerdi. Bu dizide şimdilik yok gibi görünüyor fakat dikkatli gözlerden kaçmamıştır, dizinin çok kısa bir sahnesinde 1-2 saniye kadar göründü. Bakalım ilerleyen zamanlarda oyuncu kadrosuna dahil olacak mı.. Ki umarım olur.

Sonuç olarak güzel bir dizinin daha bizleri beklediği malumumuz. Ben yine diziyi bir kaç güç gecikmeli olarak internetten izlemeyi tercih ediyorum. Hem reklam derdi olmadan, hem de küfürler biplenmeden daha keyifli oluyor.

Emma Watson'ın Götü


Bu postumuzda Emma Watson'ın götünü-- pardon, daha doğrusu bu resimdeki götünü konuşacağız. Çünkü kendisini yakînen tanırım, böyle bir kalçaya sahip değildir. Dün Twitter'da konuşulan "oha Emma Watson'ın kalçaya ne olmuş lan öyle?" mevzusunun üzerine, bu fotoğrafın fake olma ihtimalini aklına getirmeyen poposever arkadaşlarımızın büyük çoğunluğu "squat çalışmış" öngörüsünde bulundular. Ayrıca "squat bu kadar yapamaz abi, kesin bir şey takmış" diyenler oldu. Tabii ki fotoğrafın fake olduğu ortaya çıktı. Hele ikinci karede photoshop'u baya abartmışlar.


Zaten bu Emma Watson'a olan hayranlığı oldum olası abartılı bulmuşumdur. Şahsen ben kendisinde hiç bir çekicilik bulamyorum. Çok güzel bir yüzü yok, göğüsler sıradan, popo mevzusuna zaten yeni girdik. Çok muhteşem bir oyuncu da değil. Nasıl bu kadar ünlü olabiliyor, anlamak zor.

18 Şubat 2014 Salı

Dövmeli #22


Bekliyoruz


Türkiye'nin gelmiş geçmiş en çok gişe yapan filmi olmasının da verdiği sebebiyetle doğal olarak vizyonda da en uzun süre kalan film oldu. Film çıktığı ilk gün gitmiştim ve izdiham içinde zorla 2 seans sonrasına yer bulup izlemiştim. İşler Güçler dizisinden sonra iyi bir şeyler çıkacağını tahmin ediyorduk ama, çok kötü film olan Çalgı Çengi'den sonra resmen meridyen değiştireceklerini eminim kimse tahmin etmiyordu. Ve filmden çıktığım andan beri, filmin vizyondan kalkıp yüksek çözünürlüklü olarak internete düşmesini bekliyorum. Aylar oldu, hala da bekliyorum..

Bu arada yeni dizileri Kardeş Payı da ilk bölümle yayın hayatına başladı. Çok övüyorlar ama henüz izleyemedim, onu da İşler Güçler gibi internetten takip edeceğim. Kaliteli olacağı konusunda bu kez şüphe yok. 1-2 gün içinde izleyip bir şeyler karalamayı düşünüyorum.

17 Şubat 2014 Pazartesi

Deplasman Kedisi


Tam anlamıyla Arena'da aslan, deplasmanlarda kedi gibi olan bir Galatasaray izliyoruz bu sezon. Oynanan futbol olarak, iç saha ve deplasman maçlarında öyle devasa farklar var ki, izlemeyen birine kelimelerle anlatmak mümkün değil. Hele bu farkın makası, takım iç sahada futbol ritmini bulduktan sonra iyice açıldı. Ben kendimi bildim bileli bu takım onlarca sorunla boğuştu, çok değişik problemleri oldu. Ama ilk defa böyle bir sıkıntıyla karşılaşıyoruz sanırım. Ligde şu an üçüncü sırada olan takım, 10 deplasmandan yalnızca 2 galibiyet çıkarabilmiş.

Takımın devamlı seyirci gücüne ihtiyaç duyması teknik ekibin üzerinde durması gereken enteresan bir konu. Tabii ki her takım seyircisi önünde daha iyi oynar ama hiç bir takım deplasmanda 60. dakika 2-1 gerideyken bu kadar uyuşuk oynamaz, oynayamaz. Takım Arena'da aynı duruma düşse 60'tan sonra muhtemelen Muslera maçı orta sahada izler.

Antalyaspor-Galatasaray maçı ekseninde bir şeyler söylemek gerekirse.. Selçuk ve Drogba'nın isteksizlikleri rahatsızlık verici düzeydeydi. Özellikle Drogba'nın miskinliği ve kenarı gelirken gösterdiği tepki. Burdisso için fazla yorum dahi yapmak istemiyorum, mümkünse bir daha 18'e alınıp da yabancı sınırı boşuna harcanmasın. Melo ve Sneijder dışında maçı gerçekten isteyen olmadı. Telles hücumda çok iyi. İlk yarım saatin de yıldızıydı ama savunmada çok açığı oluyor. Bu potansiyelde bir genç için kredisi var ancak arkasını toparlamak için bir şeyler düşünmesi gerekiyor hocaların. Umut attığı gol için tebriği hak ediyor, üst düzey bir kafa kesmeydi. Mevzu bahis böyle bir maç olunca, iş yine dönüp dolaşıp takımın deplasman karnesine geliyor, nitekim içerideki maçlarda defans oyuncuları bile fizik olarak daha iyi ayakta kalıyorlar, daha iyi kademe yapıyorlar. Çünkü orada taraftar herkesi zinde tutuyor.

Önümüzdeki hafta Galatasaray kendi sahasında büyük ihtimal yine dopingli gibi başlayarak Beşiktaş'ı yenecektir diye tahmin ediyorum. Ama ertesi haftalarda yine aynı deplasman karakteristiğine bürünürse bunun hiç bir anlamı olmayacak.

Ve şampiyonluk haftalardır olduğu gibi yine Fenerbahçe'nin ellerinde. Üst üste 2 hafta alınan mağlubiyet ve yüklenen baskıyla elden kayıyor gibi gözükse de, bu hafta çok sayıda eksiğiyle, baskı altında oynadığı Kasımpaşa'yı -bir şekilde- yenmeleri ve Galatasaray'ın puan kaybetmesiyle tekrar avantaj açık ara Fener'e geçti. O baskı da üzerlerinden kalktı. Daha 13 hafta ve iki takım için de alınacak tam 39 puan var. Galatasaray için fark tekrar 2 maçlık. Ama muhtemelen takım bu akşam son kredisini harcadı.

Sinema Replikleri #8


Seven Psychopaths

16 Şubat 2014 Pazar

"He's 68 years old. what's your excuse?"


Huzurlarınızda 6 Temmuz 1946 doğumlu Sylvester Stallone.

Heyhat


Bir zamanlar milyonlarca gencin hayallerini süsleyen, boy boy fotoğraflarının ve seksi posterlerinin ergen duvarlarında, malum videosunun da gizli klasörlerde kol gezdiği Kim Kardashian'ın kendisinden daha ünlü olan o kalçaları bakın ne hale gelmiş. Hayat fani, hayat acımasız. Biraz daha bilimsel konuşmak gerekirse, yer çekimi ciddiyetsizlik kaldırmıyor arkadaşlar.

* İlber Hoca'dan cahillere gelsin: "Heyhat" ne demek?

Dövmeli #21


Spor Pazarı


Süper Lig'de zirve açısından kritik bir haftaya daha giriyoruz. Artık her hafta kritik tabii ama bundan sonra enteresan olaylara sahne olabilir zirve yarışı. Entresan olaylardan kastım, aynı hafta birden fazla zirve takımının puan kaybetmesi veya puan farkının tekrar Fenerbahçe lehine açılması gibi.

Fenerbahçe, moral olarak çökmüş haldeyken sahasında Kasımpaşa'yı ağırlayacak bugün. Fakat tabii taraftar kenetlenmiş durumda olduğu için, bugün stadı doldurup muhteşem bir coşku yansıtacaklardır sahaya. Son dönemde zaten durumu pek iyi olmayan Kasımpaşa'ya puan kaybetmesi çok düşük ihtimal Fenerbahçe'nin. O yüzden başta dedim "puan farkının tekrar Fenerbahçe lehine açılması" diye. Çünkü Galatasaray çok zorlu bir fikstüre giriyor ve yarın da zorlu Antalya deplasmanına gidiyor. Neler olacağını kestirmek kolay değil.

Beşiktaş ise Pazar öğlenine keyif verecek bugün. Öğlen 2'de Bursaspor'u ağırlayacaklar. Beşiktaş ile Bursa arasındaki malum rekabet, Beşiktaş'ın son dönemde iyi oynayıp moralli olması ve zirveye ortak olması, Bursa'nın önce Galatasaray'dan 6 yemesi, sonra sahasında Antalya'ya puan kaybetmesiyle orta sıraların da gerisinde kalması derken iki takım için de önem arz eden bir karşılaşma olacak. Bir kaç hafta önce şampiyonlukta hesaba bile katılmayan Beşiktaş, bugün akşam üzeri saat 4 gibi -maç fazlasıyla da olsa- Galatasaray'ın 2 puan önünde, Fenerbahçe'nin sadece 2 puan gerisinde bulabilir kendini.

Tekrar Galatasaray'a dönersek.. Bugünkü Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarının akabinde, Galatasaray'ın yarın sahaya 3. sırada ve liderin 7 puan gerisinde çıkması muhtemel. Bu tür şeyler 2 haftadır Fenerbahçe'ye baskı yaparken, baskı altında olma sırası bu kez Galatasaray'da olacak gibi.


Neden Spor Pazarı dedim? Çünkü sadece futbol değil, Beko Basketbol Ligi'nde de bugün çok güzel maçlar var. 15:00'da Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi, 17:30'da Karşıyaka-Efes ve 20:00'da Galatasaray-Aliağa maçları. Son maç hariç hepsinın kıran kırana geçmesi muhtemel.

Herkese keyifli pazarlar.

15 Şubat 2014 Cumartesi

"Hustle"


Filmi sinemada izlemeye, çok sayıda arkadaşımın "dur yapma!" uyarılarına kulak asmadan gittim. Sonuçta oyuncu kadrosu müthiş, konusu da enteresan, oskara da aday olduğunu öğrenince filmi sinemada izlememe engel olamadılar. Keşke daha ikna edici olabilen kişilerle arkadaşlık etseymişim. Filmle ilgili ilk etapta söyleyebileceğim tek şey "kötü film". Muhtemelen adını duymadığımız oyuncularla çekilmiş olsa, IMDB'den 7.6 puan almış bu filmin adını kimse duymayacaktı bile. Ki bu filmin o puanı almasında da emeği geçenlere selam olsun.

Bilen bilir, çok film izlememe rağmen ben öyle zor film beğenen ekşisözlük yazarları gibi falan değilim. Ama filmin kötü yanlarını saymaya nereden başlayayım bilmiyorum. Bir kere film aşırı durağan ve bu durağanlıkta insanı içine çeken bir yön de yok. Ve hal böyleyken, 2 saatin üzerinde süren filmi izlemek benim ve filmi izlemeye gittiğim arkadaşım için bir işkence haline geldi. Derken imdadımıza kapakta kendisini takdim ettiğim üzere Jennifer Lawrance yetişti. İlginç olan da zaten Christian Bale, Bradley Cooper ve hatta Robert De Niro'nun olduğu bir filmde, filmi yerden 15 cm kadar yüksekliğe kaldıran isim o oluyor. Oyunculardan bahsetmişken, sergilenen oyunculuklara elbet lafım yok, sorun o değil zaten. Jennifer ablamız o sivrilen "tuhaf" kişiliğiyle filmi biraz olsun ayağa kaldıran, ortama hareket getiren isim oluyor.

Onun dışında, artık yönetmenin fantazisi midir bilmiyorum ama, yüz olarak güzel olan fakat vücut olarak berbat olan Amy Adams'ın, film boyunca hem sarkık memelerini, hem de çirkin bacaklarını gözümüze gözümüze sokmaları da seyir zevkini kaçıran bir diğer ayrıntı olarak kayıtlara düşülebilir. Yani film seksüelizmden de kazanamıyor.

14 Şubat 2014 Cuma

Efsane geri döndü


2008 yılından beri açık bulunan bloga, bildiğiniz gibi 2 buçuk, 3 senedir falan ara vermiş durumdaydım. Sebebi vakit darlığı, malum. Nereden esti bilmiyorum ama geri dönüş kararı aldım. Muhtemelen eskisi kadar aktif olamam tabii. Ama aklıma geldikçe bir şeyler karalamaya, fotoğraflar koymaya çalışacağım. Muhtemelen ağırlıklı olarak fotoğraf koyarım.

Tıpkı 6 senedir olduğu gibi, blog her an kişisel emellere alet olabilir.

Dave Dee, Dozy, Beaky, Mick & Tich



13 Şubat 2014 Perşembe

"EleMancini"


Bu yakıştırmayı kendisine ilk kim yaptı hatırlamıyorum ama, ne sebeple olduğu az çok ortada. Mancini ne zaman iyi bir şeyler yapsa, ne zaman kendi kendime övecek olsam bu çirkin yakıştırmayı getiriyorum aklıma. Ve bunu yapanlar adına utanıyorum. Ünal Aysal bu kelimeyi ilk olarak Fatih Terim'e kullandığında da, niyetinin kötü olduğunu savunan bence art niyetlidir. Daha sonra aynı yakıştırmanın kendisi için de yapılabileceğini söyleyen Aysal'ın, kendisini Türkçe'de daha net ve doğru ifade edebilmeye başladığını fark ediyoruz son zamanda. Neyse konumuz bu değil.

Mancini'yi, bu bir kaç ayda tanıyabildiğimiz kadarıyla kısaca tanımlayarak başlamak istiyorum. Net, açık sözlü, şeffaf, yenilikçi, komplekssiz, antipatik olmaktan uzak. Karizma ve duruş desen o da var. Oyuncuların saygı duyacağı bir altyapı ve geçmiş de fazlasıyla sahip olduğu özelliklerden biri.  Bunlar insanî özellikleri. Ve işin bu yanında sıkıntı yok. Zaten gelirken de yoktu. Peki futbol konusunda nasıl? Şimdiye kadar ilk etap için sınıfı geçti gibi.

Mancini, Galatasaray Futbol Takımı'nda neler yaptı?


Öncelikle hem oynanan futbol, hem de psikolojik olarak dip yapmış bir takım teslim aldı Mancini. Ve bu takımı her yönden ayağa kaldırdı. Takımı bu şekilde teslim almasının ortak sorumluları hem yönetim, hem Fatih Terim'di. İki tarafın da bunda payı vardı, hep söyledim. Ha bir taraf mutlaka az da olsa daha fazla suçludur, herkesin de kendine göre fikirleri vardır. O ayrı bir konu.


Mancini Hoca, takıma inancını kaybetmeye, hatta maçlara bile gelmemeye, stadı dolduramamaya başlayan taraftara eski heyecanını, coşkusunu ve inancını kazandırdı. Başarır veya başaramaz bilinmez ama, 11 puan farktan geri gelerek bu taraftarın şampiyonluğa inanmasını sağladı. Hatta ilk geldiği günlerde yaptığı hatalara ve puan kayıplarına rağmen, verdiği güven sayesinde taraftarlar arasında (bir bölümünde de olsa) sahip olunan inancın korunmasında büyük rol oynadı. Ve kendisi de bu takımın geri döneceğini, çift haneli puan farkına rağmen şampiyonluk yarışına inandığını dile getiriyordu. İlgili haberlerden birine buradan ulaşabilirsiniz.

Mancini, neredeyse tüm oyuncuların performansını yukarı çekmeyi başardı. Sneijder'ı eski günlerine döndürerek, patlama gücüne kavuşmasında başrol sahibi oldu. Mancini gelene kadar neredeyse adını unuttuğumuz, takımda ihtiyaç fazlası olarak görülen Ceyhun Gülselam'ı rotasyona, hatta takımın önemli halkaları arasına ekledi. Ceyhun Gülselam ve Galatasaray'ın yenilenen orta saha sistemiyle ilgili ayrıntılı ve nefis bir yazıyı, Melih Şabanoğlu'nun kaleminden buradan okuyabilirsiniz. Bunların dışında Sabri ve Emre Çolak'ın performanslarının oldukça yukarı çekildiğini görüyoruz. Hatta katılan olur mu bilmiyorum ama bence Semih Kaya'nın performansı da oldukça arttı. Tabii tüm bunların yüzde yüzünü hocaya endekslemek yanlış olur. Özellikle Semih Kaya değerini Galatasaray'a kazandıran Fatih Terim'i, Semih'le ilgili konuşulan her notun başına önsöz olarak iliştirmek boynumuzun borcudur.



Bunun dışında Mancini alışık olmadığımız taktik dizilişleri, hücum ve savunma setleri oynattı. Ve bunların verimli olduğuna dair şüpheleri yavaş yavaş ortadan kaldırmaya başladı. Savunmada ayrı diziliş, hücumda ayrı diziliş, geçişlerde savunma kaymaları, topun arkasında nasıl durulacağı, duruma ve plana dayalı hücum pres vs.. Zaten hem oyuncular, hem de takım muhabirlerinden anlıyoruz ki, Galatasaray Futbol Takımı belki de tarihinde hiç olmadığı kadar taktik-teknik çalışıyor antrenmanlarda. Ve bunları belirtirken, Mancini'nin hiç bilmediği ve tanımadığı bir ülkeye kısa sürede uyum sağlayarak takımın futbolun doğrularına yönelmesini sağladığını da belirtmek lazım. Onlarca kez şahit olduk ki, bu ülke futbolu Aragones, Rijkaard, Toshack gibi nice efsane antrenörleri harcadı. Çünkü bu ülkede futbolun doğruları çoğu zaman değişebiliyor ve buna ayak uydurmak için kafa yapınızın uyması gerek.

Bu süreçte en etkileyici ve ilgi çekici aksiyon ise, malesef Terim önderliğinde oluşturulan berbat kadro mühendisliğini düzeltmek için yapılan çok cesur ve radikal hamlelerdir. Bunda yönetim ve scouting personeliyle işbirliği içinde çalışıldı elbette. Ama alınan tüm oyuncuların Mancini onayından geçtiğini biliyoruz (yalnız ben Salih Dursun'un o onaydan nasıl geçtiğini henüz anlayabilmiş değilim, umarım beni yanıltır). Bu süreçte Mancini, daha önce dünyada bile eşine az rastlanır bir gençleştirme operasyonuna önderlik etti. Üstelik bu operasyonda hiç bir zaman yüksek maliyetli, yıldız oyuncu talebi olmadı. Bu alınan gençlerin yarısı beklenen potansiyeli karşılayabilirse ileride korkutucu bir takım olabilir Galatasaray. Bu alınan aksiyonun Mancini konusunda, taraftar penceresinden bakıldığında en etkileyici yanı bence şudur; Mancini, "nasılsa ben bugün varım, yarın yokum, hazır oyuncularla günü kurtarayım, kendimi tekrar ıspatlayayım, bakayım keyfime" demedi. Minimum maliyetli, neredeyse hiç biri kendini kanıtlayamamış olan bir dolu gençle birlikte çalışmayı tercih etti. Beni kendisiyle ilgili en çok sevindiren nokta budur açıkçası.

Velhâsıl kelam, belki Galatasaray bu sezon 3 kulvarda da sıfır çekecek. Belki de 2 kulvarda şampiyon olup, Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynayacak. Bunu henüz bilemeyiz. Ama bildiğimiz şey, bu adamın futbolun doğrularını yapan ve kazanmayı gerçekten isteyen bir adam olduğudur. Olursa kimseye sürpriz olmaz, olmazsa da sabrı sonuna kadar hak ettiğini bence şimdiden gösterdi bile.

Son olarak olmasını istediğim şey; sezon sonu bu kulvarları Galatasaray nerede bitirmiş olursa olsun, fark etmez. Bu adama sezon başında teslim edilmiş bir takımın, tüm sezonunu izleyemezsem kahrolurum. Önümüzdeki yaz muhtemelen üst düzey bir stoper ve Drogba ayrılırsa yerine benzer tipte bir santrafor dışında takıma fazla transfer ihtiyacı duyulmayacaktır. Gerekli takviyeler yapılsın, takım tam kadro olarak yaz kampından itibaren Mancini'ye teslim edilsin ve neler olacağına bakalım..

Eyvallah.

11 Şubat 2014 Salı

Olacak İş Değil

Güneşte neden şemşiye kullanılır anlamıyorum, hayret bir şey yaa adamın sinirini bozuyorlar.


10 Şubat 2014 Pazartesi

Hakemlerden Şikayet Eden Fenerbahçe...

Bu post, BOMBARASİ nickli Twitter kullanıcısının "hakemlerden şikayet eden şikecilerin pisliklerini ortaya döküyorum" temalı tweetleri kolaj haline getirilerek oluşturulmuştur. (@caglarryildiz)

Güncellenecektir.
  • VARAN 1:



* * *
  • VARAN 2:



* * *
  • VARAN 3:

* * *
  • VARAN 4:


* * *
  • VARAN 5:

* * *
  • VARAN 6:
Kasımpaşa maçında Emre B.'den küfür.


* * * 
  • VARAN 7:
Emre B.'den Zokora'ya "fucking nigger"


* * * 
  • VARAN 8:
Tombalacı Meireles


* * *
  • VARAN 9:
Meireles'in neredeyse mağdur ilan edildiği tükürük olayı


* * *
  • VARAN 10:
Meireles'ten hakeme "tekerlek" hareketi


* * *
  • VARAN 11:
Beşiktaş maçında ceza sahası içinde Lugano'nun çalınmayan el pozisyonu


* * *
  • VARAN 12:
Şikeli sezondaki Antep maçı



* * *
  • VARAN 13:
Carlos'un maç boyu tahrik ederek sonunda Keita'ya kırmızı kartı aldırması


* * *
  • VARAN 14:


Lugano'nun Ferrari'ye kırmızı kart ve penaltı aldırması


* * *
  • VARAN 15:
Caner'in Erciyes maçındaki tekmesi



* * *
  • VARAN 16:
Meşhur sezondan yine Lugano, Wagner'e sırt masajı yapıyor



* * *
  • VARAN 17:
Alves'in Hasan Kabze'nin ayağına basışı




* * *
  • VARAN 18:
Trabzon maçında Egemen'in çizgiyi geçen topu



* * *
  • VARAN 19:
Bu sezon 2. devrenin ilk haftası, Konya maçı, atılan ofsayt gol



* * *
  • VARAN 20:
Malum sezondan, ofsayt Gençlerbirliği golü



* * *
  • VARAN 21:
Malum sezondaki meşhur 4-3'lük Sivas maçında, Erman'ın pozisyonuna çalınan uyduruk ofsayt



* * *
  • VARAN 22:
Bursa maçı, Meireles'in ofsayttan attığı gol



* * *
  • VARAN 23:
2009-10 sezonu FB-GS maçı ofsayt gol



* * *
  • VARAN 24:
Lugano'dan Bursalı futbolcuya topla alakasız kasti faul



* * *
  • VARAN 25:
Çukurcu Bilica



* * *
  • VARAN 26:
FB-GS maçında Dos Santos'a çalınmayan penaltı



* * *
  • VARAN 27:
Trabzon maçı, Umut Bulut'un vuruşunun elle kesilişi



* * *
  • VARAN 28:
Antep maçı ofsayt gol



* * *
  • VARAN 29:
Kayseri maçı ofsayt gol



* * *
  • VARAN 30:
Ali Aydın ve birbirinden skandal 4 kırmızı kart



* * *
  • VARAN 31:
Aziz Yıldırım tarafından Fenerbahçeli olduğu teyid edilen Yunus Yıldırım:

http://gundem.milliyet.com.tr/aziz-yildirim-in-belleginden-taraftar-hakemler/gundem/gundemdetay/22.12.2011/1478710/default.htm

* * *
  • VARAN 32:
Hakeme el ense yapan ve PFDK'ya bile sevk edilmeyen Kocaman Aykut



* * *
  • VARAN 33:
Mersin İY maçı ve "filenin sultanı" Bekir İrtegün


* * *
  • VARAN 34:
Bu sezon yine Yunus Yıldırım'ın yönettiği maçta verilmeyen G.Birliği penaltısı



* * *
  • VARAN 35:
Bu sezonki GS maçı ve ofsayt gol



* * *
  • VARAN 36:
Hakeme su şişesi fırlatan Roberto Carlos



* * *
  • VARAN 37:
Geçen sezon Bursa maçı, soyunma odası baskını



* * *
  • VARAN 38:
Geçen sezonki Eskişehir maçı, iptal edilen Alpet Potuk golü



* * *
  • VARAN 39:
Fethiyespor maçı, ofsayt(!) gerekçesiyle sayılmayan goller



* * *
  • VARAN 40:
Yine Yunus Yıldırım ve görmediği penaltı



* * *
  • VARAN 41:
* * *
  • VARAN 42:
Samsun maçı Nobre kendini atıyor, penaltı ve kırmızı kart. Dk 5. Sonuç 5-0. 2005/2006 sezonu.



* * *
  • VARAN 43:
Alışık olduğumuz bir hadise daha, bu kez 2010 yılından
http://kralspor.ensonhaber.com/aziz-yildirim-yine-hakem-odasini-basti.html



* * *
  • VARAN 44:
Geçen sezondan, Webo'nun Eboue'ye faul yaparak attığı gol



* * *
  • VARAN 45:
2008-09 sezonu, yine Konya maçı, yine el



* * *
  • VARAN 46:
Dünkü maçta Meireles'in es geçilen kırmızı kartı



* * *
  • VARAN 47:
Kasımpaşa maçı,Webo'ya çalınan uyduruk penaltı



* * *
  • VARAN 48:
Ve kullanılan penaltı:



* * *
  • VARAN 49:
Rize maçı, Caner'in 2. sarı kartının es geçilişi



* * *
  • VARAN 50:
Malum sezon, 2-0 Buca öndeyken çalınan uyduruk penaltı


* * *

  • VARAN 51:

Yunus Yıldırım'ın yönettiği Fenerbahçe maçları:


* * *

  • VARAN 52:

Yan hakemin kafası yarılmasına rağmen oynatılan Kadıköy derbisi


* * *


  • VARAN 53:
Mersin maçında atılan ofsayt gol


* * *

  • VARAN 54:

Necati'nin ofsayt diye kesilen pozisyonu


* * *

  • VARAN 55:
Emre'nin Kasımpaşa maçındaki küfürü


.

Devam edecek...