Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2017 Pazar

90's

3 Şubat 2016 Çarşamba

Ek iş


91 doğumlu İtalyan basketbolcu Valentina Vignali, 15 yaşından beri modellik sektörünün de içinde bulunmaya ve iki mesleği bir arada sürdürmeye devam ediyor. 1,83 boyundaki Vignali, İtalya!nın bir çok kulübünde basketbol oynadı ve şu anda da Massa e Cozzile takımında aktif olarak oynamakta.


Ama birazcık araştırınca anlaşılıyor ki, modellik kariyeri, basketbol kariyerinin çok önüne geçmeye başlamış durumda. Playboy dergisinin kapağına kadar yükselmiş durumda olan 25 yaşındaki arkadaşımızın basketbol kariyeri o kadar da parlak sayılmaz.


Kendisinin fotoğraflarını internette boy boy görebilir, isterseniz Instagram hesabına da göz atabilirsiniz.

28 Aralık 2015 Pazartesi

Diesel

11 Aralık 2015 Cuma

Clutch Sit

30 Kasım 2015 Pazartesi

G.O.A.T.


Ve Kobe, resmi olarak bu sezon sonuna basketbolu bırakacağını açıkladı. Basketbol tarihinin gelmiş geçmiş en büyük oyuncusu, bir daha parkeye çıkmayacak. Genzimde buruk bir tat, daha dünmüş gibi gözümün önünden geçen insanüstü performansları, bir daha hiç bir basketbolcuyu bu kadar sevemeyeceğim gerçeği.. Hepsi sırtımda yük şu an.

Basketbol, bir daha hiç bir zaman aynı tadı vermeyecek.

5 Eylül 2014 Cuma

Galatasaray Basketbol 2014-15


Öncelikle Galatasaray Basketbol Şubesi'ni A.Ö. (Aysal'dan önce) ve A.S. (Aysal'dan sonra) diye ayırmalıyız bana kalırsa. Şahsen ben ayırıyorum. Ünal Aysal ve yönetimi, kulübün başına gelir gelmez tüm branşlarda başarı için ciddi anlamda somut adımlar attılar. Futbolu bir kenarı bırakırsak bunların en başında erkek ve kadın basketbol takımları geliyor. Kadın basketbol takımı, bu proje sonucunda 13 sene sonra lig şampiyonu olurken, aynı sezonda hem Euroleague, hem de Türkiye Kupası'nı alarak kırılması güç, tarihi bir rekora imza attı. Bu yazıda ise konumuz erkek basketbol takımı.

Aysal yönetimiyle birlikte erkek basketbol şubesi, ilk sezonunda kurulan güçlü kadro ve Oktay Mahmuti'yle şampiyonluk hayallerine yarı finalde veda ettikten sonra, "if you can't beat them, buy them" diyerek Beşiktaş'ın hocasını ve en önemli oyuncularını kadrosuna katarak 23 senelik aradan sonra şampiyon oldu. Geçtiğimiz sezon ise yine büyük şanssızlıklar, sakatlıklar ve normal sezon 4.'lüğüne rağmen finale kadar gidildi, fakat serinin MVP'sinin hakemler olduğu bir Fenerbahçe serisini, son maça çıkmayarak kaybetti. Hedef şu an 2014-15 sezonu, konumuz takım yapılanması ve transferler.

Eksik Noktalar

Son sezon adına kadrodaki en büyük eksik kesinlikle pivottu. Şampiyon takımdan N'dong'un emekli olmasından sonra büyük umutlarla Barcelona'dan Nathan Jawai getirildi. Tam da form bulmaya başlamışken, büyük bir kalp rahatsızlığıyla -basketbol yaşantısı bir yana- hayati tehlikesi bile baş gösteren Jawai yerine Ataman'ın yine Beşiktaş'tan eski öğrencisi olan Bonsu alındı. Jawai'yle tamamen zıt karakterde bir pivot olan Bonsu, sakatlığının da etkisiyle sezonun çoğunda potansiyelini sahaya yansıtamayarak, Furkan Aldemir'le birlikte pivot mevkisinin özellikle hücum anlamında çok sıkıntılı süreçler geçirmesine sebep olmuşlardı. Erceg'in şut ağırlıklı bir uzun olması, Ersin Dağlı'nın da uzun sakatlık dönemi sebebiyle sezonun ciddi bölümünü kaçırmasıyla, Galatasaray pick & roll'ler ve kısaların uzunlara boş pozisyonlar hazırladığı nadir hücumlar haricinde içeriden bireysel olarak sayı üretemeyen bir takım oldu. Kısacasi içeriden sırtı dönük oynayabilen oyuncumuz yoktu. Bu da kısalara daha fazla yük binmesine, rakiplerin dış savunmaya daha ağırlık vermesine ve hepimizin dikkatini çektiği üzere gibi sezon boyunca minimum sayıda organize hücum izlememize sebep oldu. Tüm sakatlıklara ve bu problemlere rağmen bu takımın final yapması ve maçı 7. maça kadar götürmesi bile bana kalırsa müthiş bir başarı. Burada boş rolü sanırım yine Ergin Ataman'a vermek gerek.

İkinci büyük sorun ise, Jamont Gordon'ın çapraz bağlarının kopmasıyla sezonu çok erken kapatmasının ardından oluşan bir 2 numara eksikliğiydi. Yerine alınan Hairston'dan bahsetmeyi bir kenarı bırakın, mümkünse hayatım boyunca adını bile duymak istemiyorum. O derece. Jamont, içinde bir NBA süperstarı potansiyeli barındıran, gününde olduğunda takımının kaybetmesi imkansız olan, gününde olmadığı zamanda bile çok kaliteli bir savunma ve -bir uzun ayarında- ribaund katkısı veren, tüm savunmacılarını fiziğiyle ezebilen, çılgın bir adamdı. Kendisi bence Arroyo'dan sonra takımın kesinlikle en kilit adamıydı. Bu eksiği Sinan Güler'ın playofflarda form bulmasıyla bir nebze de olsa aşabildik ama o da performansını tüm maça yayma sorunu yaşadığı için Gordon'ı her daim aradık.

Bir başka çözülmesi gereken sorun ise -kimilerine göre en büyük sorunumuz bile olabilir- Arroyo'suz takımın yokları oynamasıydı. Özellikle Gordon'ın sakatlanmasından sonra, Arroyo'nun benchte olduğu sürelerde (ki 35 yaşında olmasına rağmen bir çok maçta neredeyse dinlenmeden oynamak zorunda kalıyordu) takımın sayı yaratmadaki inanılmaz sıkıntısı her daim göze batan bir unsurdu. Geçtiğimiz sezon, Euroleague çeyrek finalde ilk devreyi önde kapattığımız Barcelona deplasmanında Arroyo'nun sakatlanmasından sonra maçı 27 sayı farkla kaybedişimizi kimse unutmamıştır eminim. Ender Arslan, gününde olduğu zaman enerjisiyle ciddi sayı katkısı verebilen bir guard ancak liderlik, takım arkadaşlarını oyuna dahil etme gibi konularda çok zayıf olduğundan Arroyo'nun bu konudaki yükünü pek hafiflettiği söylenemez.

Sezon öncesinde bunun gibi ciddi eksikler bulunurken, bir de takımın aslan yüreği Markoishvili'nin takımda tutulamaması, hem yeni bir small forward eksiği doğurdu, hem de takımın belki de en yürekten oynayan oyuncusunu kaybetmemize sebep oldu. Banvit'in sezona yaptığı flaş girişe, tüm rakiplerini sürklase ederek normal sezonu rahatça lider bitirmesine ve "ben de ciddi bir şampiyonluk adayıyım" deyişine Galatasaray yarı finalde dur diyordu. Ve bu nefes kesen seriye Markoishvili damga vuruyordu. Banvit'in hocası Dimitris Itoudis, sezon bitiminde CSKA'ya giderken Marko'da gözü kalmış olacak ki, takımına aldırdı. Ve hepimizin yüreğini dağladı.


Eksikler tamamlandı mı?

Yabancı sınırının da 5+1 olmasıyla, bu bağlamda transfer çalışmalarına başlayan yönetim, ilk olarak Arroyo ve Erceg dışında tüm yabancılarla ve Ersin Dağlı'yla yolları ayırdı. Ardından Cenk Akyol'dan istenen ücret fedakârlığı gelmedi ve kendisi eski takımı Anadolu Efes'e uğurlandı. Engin Atsür Beşiktaş'a, Göksenin de kiralık olarak Darüşşafaka'ya gönderildi.

An itibariyle Martynas Pocius, Pietro Aradori, Vladimir Micov, Nolan Smith, Kerem Gönlüm, Nathan Jawai ve Ian Vougioukas'ü kadrosuna katmış durumda Galatasaray Liv Hospital. Özellikle şut ağırlıklı olmak üzere inanılmaz hücum potansiyeli olan bir takımın temeli atılmış görünüyor.

Böylece hem 2, hem 3 numaralarda son derece etkili oynayabilen, hem de penetre yetenekleri hiç de fena olmayan Pocius ile -benim gözümden bakarsak- Gordon'ın yerini doldurduk gibi. Tarzları sebebiyle Pocius ve Gordon gibi birbirinden tamamen alakasız iki oyuncuyu karşılaştırmak saçmalık olur tabii. Ancak yıllardır Euroleague tecrübesi bulunan, Real Madrid'de forma giymiş bir oyuncu Pocius. Hem dış şut, hem penetre konusunda gayet iyi olan, hazırlanmış oyunlar dışında, bireysel olarak da kendine hücumlar yaratabilen bir oyuncu. Bu anlamda Gordon'a belki biraz benzetebiliriz. Hairston faciasından sonra takıma Kobe gibi geleceği kesin. Pocius 28 yaşında ve kariyerinin en verimli döneminde diyebiliriz.

Gözümüzün nuru Marko'nun eksiğini ise belki de mevcut şartlar dahilinde, piyasadaki en iyi alternatif olan Micov'la kapattık. Micov'un 29 yaşına kadar 11 takım değiştirmiş olması, kağıt üzerinde en büyük eksisi gibi duruyor. Fakat kısa vadede oyuncularından maksimum verim alma konusunda uzman olan Ataman'ın yönetiminde başarılı olacağına dair hiç şüphem yok. Henüz ülkemiz basketbolunda uzun vadeyi konuşmanın çok bir anlamı yok, nitekim ülke basketbolu olarak -belki de mecburen- sezonluk başarılara odaklanılmış durumda. Tam da bu şartlarda Micov'un nokta transfer olduğunu düşünüyorum. Kendisi Marko kadar net bir savunmacı olmasa da bu konuda kötü de sayılmaz. Üçlük çizgisinin her noktasından fazlasıyla etkili ve -maç genelinde- bu konuda özellikle kritik şutları müthiş bir yüzdeyle sokan Marko'dan biraz daha istikrarlı olabilir. Micov 2.01'lik boyuyla tam bir small forward ve dört kısalı süreçlerde işi 4 numara da kotarabilecek bir isim. Marko'dan sonra bu pozisyonda gözümüzün pek arkada kalacağını sanmıyorum.

Gelelim Pietro Aradori'ye.. Kendisi muhtemelen Pocius-Micov ikilisinin arkasından gelecek oyuncu olarak tasarlandı hoca tarafından. Hücumda penetre özelliğinin de hiç kötü olmaması bir yana; orta mesafe ve dış şut konusunda çok başarılı, kritik şutları sokmaktan çekinmeyen ve ritim bulduğunda sinir bozucu olabilen Aradori'nin, sezon içinde ilk beşi bolca zorlama ve 5+1 yabancı sınırında +1'in en büyük adayı olma potansiyeli çok yüksek. Transfer olduğunda Twitter hesabından taraftarla sıcak etkileşimi dikkatlerden kaçmadı.

Yeni combo guard'ımız Nolan Smith'ten en büyük beklentim ise, sahaya enerji getirmesi ve hem bir arada oynadıklarında, hem diğer türlü Arroyo'nun yükünü hafifletmesi. Hocanın da talebi bu yöndedir muhtemelen. Kalıplı bir oyuncu olmaması ve şutunun oldukça zayıf olması dezavantajları olsa da; atletizmi, penetre, dribling ve fastbreak kabiliyetiyle takımın önemli bir eksik noktasını kapatma potansiyeline sahip olduğu kesin. İstikrar problemi yaşamazsa sezon boyunca ciddi katkılar alabiliriz. Mevcut düzen içerisinde 5+1'in +1'i konusunda Aradori'yle ve Jawai, Vougioukas ikilisinden biriyle çekişecekler gibi duruyor. Form durumuna ve rakibe göre buna hoca karar verecektir.

Şu ana kadarki tek yerli transferimiz ise Kerem Gönlüm. Yıllardır her fırsatta Galatasaraylı olduğunu ve mutlaka Galatasaray'da oynamak istediğini söylemesine rağmen, parayı biraz daha ön planda tutan Kerem sonunda taraftarı olduğu takımın formasını giyebilecek. 37 yaşındaki ayaklarının izin verdiği ölçüde içeriye bir tehtid ve hareketlilik getirmesini umacağız. Hala kıymetli bir yerli uzun olması, onun bu takımın rotasyonunda kesin olacağını işaret ediyor. Şu an için Ersin'in boşluğunu doldurmuş görünüyor.



Gelelim tam bir yılan hikayesine dönen pivot transferi meselesine.. Bence harika bir dış takım kurulan Galatasaray'da en kritik transfer son ana kadar hala pivot hamlesiydi. Oyun aklı, topu dolaştırması ve dış şutu ile yaşayacak gibi görünen bu takım için atletik bir pivot ihtiyacının olduğunu düşünüyordum. Ciddi iddiaların olduğu Joey Dorsey, Salah Mejri, Lawal gibi alternatifler malesef elden kaçmıştı. Ve sonunda kısa aralıklarla önce Jawai ile imzalandı. Ardından da Yunan pivot Vougioukas ile.  Jawai'ye tekrar dönersek, basketbola uzun bir ara verdikten sonra doktorlar "basketbol oynayabilir raporu" verdiler, Avusturya Milli Takım kampında bulundu ve Dünya Kupası kadrosuna seçildi. Şu sıralar da oynamakta.. Fakat ben kulübün bu riski almasına gerçekten çok şaşırdım. Jawai inanılmaz kilo almış (söylentilere göre 35) ve zaten çok hareketli bir oyuncu olmaması bir yana, iyice hantallaşıp neredeyse zor yürür hale gelmiş durumda. Mali konular da göz önüne alınarak sanırım böyle bir risk alındı ve kendisinin bir an önce fazla kiloları atıp, sonra da form bulmasını umacağız. Sağlıklı ve formda bir Jawai'nin neler yapabileceğini az çok biliyoruz. Umduğumuz gibi olursa bunu rakipler düşünsün, biz değil.

Jawai'yle birlikte 5+1+1'in son 1'ini de tamamladık ve açıkçası ben başka transfer beklemiyordum ki, çok şaşırdığım bir Vougioukas hamlesi geldi şubeden. 29 yaş, 2.11 boyundaki milli pivot ile imzalayarak yabancı sayısını 8'e çıkardık. 8 kişiden bir tanesine Türkiye Ligi için lisans çıkarmayacağız. Bu kim olur henüz bilemiyorum. Jawai olur diye tahmin ediyorum. Vougioukas, atlet bir uzun değil, savunmada da oldukça yumuşak denebilir. Olumlu özellikleri ise, Yunan genlerinden gelen biz uzuna göre çok iyi olan oyun zekası ve orta mesafe şutları. Bu transferin tek açıklaması, Jawai'ye tam olarak güvenilememesi. Sanırım lig için lisans alınmayacak oyuncu, bu ikiliden biri olacak.

Tüm bu yeni transferlerin üzerine Arroyo, Ender, Sinan ve Erceg'i da hesaba katarsak Galatasaray bu sezon 3 sayılar başta olmak üzere şut potansiyeliyle çok can yakan bir takım olacak gibi duruyor. Kağıt üzerindeki bu potansiyeli Ergin Hoca'nın sahaya ne kadar yansıtabileceğini göreceğiz.

Böylece;

Arroyo, Smith, Ender
Pocius, Sinan, Aradori, Smith
Micov, Pocius Aradori
Erceg, Kerem
Jawai, Vougioukas Furkan, Kerem

Şeklinde son derece alternatifli, derin bir kadroyla sezona girilecek..



Türk Basketbolu'nda bir devrim niteliği taşıyan 5+1 yabancı sınırı kuralıyla bence ülke basketbolunun dış başarı için en fazla potansiyel barındıracağı dönemlere giriyoruz. Bu hem koçlar, hem tüm personel için önemli bir sınav olacak. Ama şüphesiz ki en büyük sınavı yerli basketbolcular verecek. Bu zamana kadar aldığı paraya önem veren, yabancı sınırı sayesinde "nasılsa oynarım" diye seren yerliler artık çalışmak zorunda. Bu kuralın devam etmesiyle 1-2 sene içinde yerlilerin alacağı maaşlar da gerçekten hak ettikleri düzeye gelecektir. Keşke futbolda da böyle bir şeye cesaret edilebilse.. Sonuç olarak yabancı kuralıyla birlikte neredeyse bambaşka bir takımla sezona başlayacak olan Galatasaray beni çok heyecanlandırıyor. Özellikle Fenerbahçe ve Anadolu Efes'in de çok iddialı kadrolar kurduğunu görüyoruz. Son derece keyifli bir sezon bizleri bekliyor. 23 senelik özlemin ardından şampiyonluğuna kavuşan Galatasaray Basketbol Takımı, umarım 1 senelik aradan sonra sezon sonunda tekrar ipi göğüsler.

Eyvallah.

31 Temmuz 2014 Perşembe

İpin Ucu


Ünal Aysal yönetimi, Aysal'ın bizzat bolca zikrettiği kurumsallık, vizyon, misyon gibi tabirlere bire bir uyumlu aksiyonlar sergileyemese de, önceki yönetimlere nazaran bariz şekilde daha geniş vizyonlu, somut icraatleri ve davranışları olduğu kesin. Sneijder, Drogba gibi iki büyük efsaneyi takıma katmalarının yanı sıra, göreve gelir gelmez üst üste gelen futbol şampiyonlukları ve Şampiyonlar Ligi başarıları, hem kadın, hem erkek basketbolda çok uzun yıllar sonra gelen şampiyonluklar, hatta Avrupa şampiyonlukları.. Bu başarıların Aysal döneminde oluşunu tesadüf olarak nitelendirmek için art niyetli olmak gerekir. Fakat, Terim mevzusunda dahi büyük ölçüde yönetimi haklı bulan ben, son dönemde ciddi yönetim hataları görüyorum ve bu yazıda biraz bundan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle şunu söyleyelim; Aysal, bu hocasızlık ve kaos ortamında piyasada belki de getirilebilecek en doğru adamı getirdi takımın başına. Prandelli isminde o kadar tek yürek ki taraftar, Terim dahil son 10-15 yılda bu kadar birlik olunan başka bir -hocayı bırakın- konu dahi hatırlamıyorum. Drogba bile geldiğinde yaşı ve fiyatı sebebiyle istemeyenler olmuştu, Sneijder'da da aynı şekilde.. Bu nedenle Prandelli de hem yönetim, hem taraftar desteğini sonuna kadar hissediyor ve hissedecek. Bu çok önemli. Bu bağlamda da Prandelli'nin elindeki şartlar doğrultusunda başarısız olma ihtimalini düşük görüyorum ben. Umarım da yanılmam. Yönetimin son periyotta öyle büyük yanlışları ve hataları oldu ki, hoca olarak Prandelli yerine, taraftarın fikir ayrılığına düşeceği bir hoca (David Moyes gibi) getirmiş olsalardı şu an çok daha ciddi baskı ve eleştri yağmuru altında olacaklardı. Orası kesin. Prandelli tercihi biraz kurtarıcıları oldu. Başarı gelirse zaten sıkıntı yok, ama gelmezse bu "kurtarıcılık" biraz geçici olmuş olacak ve Ünal Aysal'ın suyu ısınacak malesef.

Yönetimin güzelliklerini, bu taraftarı 3 sezondur (ya da kimine göre 2) nasıl mutlu ettiğini defalarca kez her yerde dile getirdik. Fakat kökü 2-3 sene öncesine de dayanan yanlış planlamaların acısı şimdi çıkmaya başlıyor. Bu da 3 önemli şubeye de maddi-manevi yansıyor. Futbol, erkek basketbol ve kadın basketbol. Bu sebeple de Aysal verdiği sözleri tutamamaya başlıyor. "Kadın ve erkek basketbolda küçülmeye gitmeyeceğiz, başarılı olan şubeler küçülemez" demişti daha bir kaç ay önce. Şimdi iki şube de, hatta futbol şubesi de dahil olmak üzere ciddi bir küçülmenin eşiğindeyiz. Zaten maddi durumu iyi olmayan bir kulüp olarak, o kadar çok gereksiz para saçıldı ki.. Buna ilk göreve gelinen Terim döneminde, yaşı 30'lara dayanmış oyunculara 3-4 sezonluk yüklü anlaşmalar yapılarak başlandı. Kısa vadede acil başarı için Eboue, Riera gibi oyuncularla yıllık 2.5-3 milyon euro paralara ve her sezon fiyatı artan anlaşmalara imza atıldı. Sonra ipin ucu kaçtı. Bugüne geldiğimiz zaman takımda Sneijder'ı saymazsak; Burak, Selçuk, Hamit, Muslera gibi yıllık 3 milyon euro sınırlarında yarım düzine oyuncu var. Dahası, bir o kadar da 2 milyon euro civarında dolaşan ve 1-1.5 milyon euro kazanıp, hiçbir katkı veremeyen de bir sürü oyuncu.. Takımda kazandığı parayı tam olarak hak ediyor diyebileceğimiz oyuncuları saymaya kalksak bir elin parmaklarına ulaşamayız. Financial Fair Play'in iyice sıkılaştığı bu dönemde futbol takımında maaş halatı iyice duvardan duvara vurur duruma geldi. Bunun olumsuz etkilerini hem mevcut şube, hem Galatasaray'ın diğer tüm şubeleri görüyor..


Dahası sorun maddi açıdan sadece bireysel maaşlarla da bitmiyor. Bunun yanında şu anda Galatasaray, sayısı 40'a varan kontratlı oyuncuyu bünyesinde barındırıyor. Bunun bedeli olarak da dolayısıyla hali hazırda Türkiye'de oyuncu maaşlarına açık ara en fazla para ödeyen takım durumunda. Kadronun 26-28 kişi civarına indirilmesi öngürülüyor ama birden 10+ oyuncuyu elden çıkarmak, üstelik bunlardan biri Eboue gibi kesin elden çıkarılması gereken fakat 2.2 milyon euro maaş alan, bir diğeri Dany gibi pek kimsenin bulaşmak istemediği "el bombası" gibi bir oyuncuyken..

Bu 40 kişilik kadronun en büyük sebeplerinden biri olarak, geçtiğimiz devre arasında alınan yarım düzine oyuncu görülürken, aslında kökü yine Aysal yönetiminin göreve ilk başladığı dönemlere dayanıyor. O kadar çok "bu takımda olmayacağı belli" saçma sapan adamlar alındı ki kadroya.. İsimler üzerinde çok durmak istemiyorum ama, Galatasaray kalibresinde olmadığı çok çok net olan en az 7-8 tane oyuncu alındı bu takıma. Kendi 3. sınıf takımlarında bile forma şansı bulamamaya başlayan Yiğit Gökoğlan, Furkan Özçal, Salih Dursun gibi adamların bonservis bedeli ödenerek alınmasını hiç bir zaman anlayamayacağım mesela. Hajrovic'i, Ontivero'yu alıyoruz örneğin, belli bir yetenekleri olduğu kesin. Ama yabancı sınırının iyice sıkışacağının bu kadar belli olduğu bir ortamda, büyük yıldız olma potansiyellerinin olmadığı belliyken neden böyle yüklü maliyetlerin altına girilir, hakikaten anlamak güç. Hajrovic konusundaki ikinci Ribery vakasına hiç değinmek bile istemiyorum, düşündükçe sinirlerim zıplıyor. Ki Hajrovic sebebiyle adeta çöpe attığımız parayla şu anda küçülme içinde olan erkek ve kadın basketbolunun komple bir sezonu kurtulurdu.

Devam edelim.. Sinan Gümüş. Oyuncuya karşı bir önyargım yok, videolara ve hazırlık maçlarındaki 2-3 pozisyona bakarak yetenekli bir genç olduğunu da söyleyebiliriz. Ama bu takımda yıldız oyuncu olacak kapasitesinin olmadığı açık ve net. Almanya 3. liginden gelen 21 yaşındaki oyuncuya senelik 500 bin euro garanti maaş ödeyeceğiz. Muhtemelen ligde ve Avrupa'da çoğu maçta 18'e bile giremeyecek. Bunlar nasıl paralar yahu? Ne yapıyoruz biz? Burada körü körüne eleştirmekten de olabildiğince kaçınıyorum. Örneğin Sercan Yıldırım, şu anda her ne kadar "bir an önce def olup gitse" diye baktığımız bir adam olsa da, o dönem yeteneğiyle ve genç oluşuyla gelmesinde herkesin hem fikir olduğu, pek kimsenin itiraz etmediği bir isimdi. O da Batuhan Karadeniz gibi kendi kötü karakteri ve tembelliğinden dolayı mesafe kat etemedi. O konuda ne zamanın hocası Terim'e, ne de yönetime kızmamak gerek. Ha ama geçen sezon sözleşmesini uzatıp tekrar kiraladığımız için kızabiliriz. Neyse ki Balıkesir sanırım alacakmış kendisini. Çok yüksek bir maliyeti olmasına rağmen Chedjou için de aynı şeyleri söyleyemem mesela. Geldiğinde çoğunluğun hemfikir olduğu bir adamdı. Ama olmadı bir türlü. Hakikaten de çok yetenekli bir stoper esasen ama ciddiyet ve konsatrasyon problemleri olduğu için potansiyelini yansıtamıyor ve sanırım hiç bir zaman da yansıtamayacak. Bu sebeple onu da ele almıyorum.. Yönetim hatası denemez, hoca hatası da denemez hatta. Ama Amrabat'a malesef hem hoca, hem yönetim hatası diyebiliriz rahatlıkla. Türkiye Ligi gibi vasat altı bir ligde yarım sezon iyi top oynadı diye 8.6 milyon euro para harcamak resmen çılgınlıktı. Her oynadığı maçtan sonra o bonservis bedeli daha da büyüdü..

Bunlarla ilintili olarak Aysal yönetiminde gereksiz oyunculara harcanan bonservis bedellerine göz atmak istiyorum kısaca.

2.500.000 Euro - Yiğit Gökoğlan
3.300.000 Euro - Dany Nounkeu
700.000 Euro - Furkan Özçal
8.600.000 Euro - Nordin Amrabat
2.750.000 Euro - Salih Dursun
3.500.000 Euro - Izet Hajrovic
2.000.000 Euro - Lucas Ontivero

Tam 23 milyon euro para ediyor, sadece bonservisler. Maaşları ve bedelsiz alınan gereksiz oyuncu maaşlarını da hesaba katarsak toplamda 40-45 milyon euro'yu bulan müthiş bir ziyan. Hatasız kul olmaz tabii ki ancak kadro şişkinliği ve inanılmaz maliyetteki hatalı transferlerle birlikte şu maliyetin en azından yarısını kurtarabilmiş olsaydık şu an başka şeyler konuşuyor olabilirdik.


Nitekim, takımın en iyisi olan Carlos Arroyo'nun sadece 1 milyon euro maaş aldığı erkek basketbol şubesi şu an küçülmeye gidiyor. Dolayısıyla istediği transferleri yapamıyor ve mevcut oyuncularından maaş indirimi isteyecek. Avrupa şampiyonu kadın basketbol takımı en önemli 2 oyuncusunu kaybetmiş durumda ve yerine gelenler / gelme ihtimali olanlar kesinlikle tatmin edici değil. Kontratlarına göre ciddi bir yüzdeyle artacak olan futbol oyuncularının maaşlarını ve gelme ihtimali olanların talep edecekleri paraları düşünürsek Galatasaray için işler gelecekte daha da içinden çıkılmaz bir hal alacak. Ve UEFA, FFP konusunda çok ciddi. Bir kez bu sınıra yakalanırsak Avrupa'dan men edilebiliriz. Bunu göze almak düşünülemez bile..

İşlerin bu noktaya gelmesinde yönetim kadar, mevzubahis oyuncuların alınmasını talep eden Fatih Terim ve az da olsa Mancini'nin de payı var elbet. Kadro şişkinliğinde hocalara da payı dağıtmamız gerek. Ama daha büyük sorun olan maaş skalasının bu noktalara gelmesinin öncelikli sorumlusu malesef yönetimdir. 

Geçen sezon futbolda kombine rekorları kıran, bu sezon passolig kombinelerinde lider olan, kadın basketbol daseyirci rekoru kıran, erkek basketboldaki tüm kritik playoff maçlarında salonu hınca hınç dolduran bu taraftara yazık değil mi? Futbolda Robben'lerin, basketbolda Spanoulis'lerin konuşulduğu ortamda "feda sezonu" geçirmek zorunda olacak şubelerle mücadele edecek Galatasaray. Her şeye rağmen 3 büyük şubede 3 büyük hocamız var. Cesare Prandelli, Ergin Ataman ve Ekrem Memnun üçlüsü, çok şükür ki, içimizi çok rahatlatan ve sonsuz güvencemiz olan isimler. Taraftarın, kısıtlı bütçelerden maksimum başarı çıkarma konusunda en büyük güvencesi bu üç hoca olacak.

Umarım her şey Galatasaray ve onu karşılıksız sevenlerin gönlünce olur..

Eyvallah.

13 Nisan 2014 Pazar

Avrupa'nın en büyüğü!


Galatasaray Kadın Basketbol Takımı; yarı finalde uzay takımı, kendisinin belki 5 katı kadro bütçesine sahip olan Ekaterinburg'u eledikten sonra, finalde de ezeli rakibi Fenerbahçe'yi -ki onlar da en az 2 kat daha fazla yatırım yaptılar bu sezon- yenerek Kadınlar Euroleague Şampiyonu oldu. İki takıma da bu gurur için tebriği borç bilmeliyiz öncelikle. Benim ise bir kadın basketbol maçının sonunda gözlerimin dolacağı aklıma bile gelmezdi. Hikayesiyle, öncesi ve sonrasıyla, kısacası her şeyiyle inanılmaz bir maçtı hakikaten. Avrupa'nın 1 numaralı kupasını kazanmak yetmezmiş gibi, bir de bunu Fenerbahçe'yi yenerek yapmak, olayı bambaşka bir boyuta taşıdı. Aynı şey futbolda veya hatta erkek basketbolda olmuş olsa ülkede ölenler olurdu muhtemelen.

Bu arada akşam da Moto GP var. Efsane geçen ilk yarıştan sonra müthiş keyifli bir yarış daha bizleri bekliyor. Harika pazar!

16 Şubat 2014 Pazar

Spor Pazarı


Süper Lig'de zirve açısından kritik bir haftaya daha giriyoruz. Artık her hafta kritik tabii ama bundan sonra enteresan olaylara sahne olabilir zirve yarışı. Entresan olaylardan kastım, aynı hafta birden fazla zirve takımının puan kaybetmesi veya puan farkının tekrar Fenerbahçe lehine açılması gibi.

Fenerbahçe, moral olarak çökmüş haldeyken sahasında Kasımpaşa'yı ağırlayacak bugün. Fakat tabii taraftar kenetlenmiş durumda olduğu için, bugün stadı doldurup muhteşem bir coşku yansıtacaklardır sahaya. Son dönemde zaten durumu pek iyi olmayan Kasımpaşa'ya puan kaybetmesi çok düşük ihtimal Fenerbahçe'nin. O yüzden başta dedim "puan farkının tekrar Fenerbahçe lehine açılması" diye. Çünkü Galatasaray çok zorlu bir fikstüre giriyor ve yarın da zorlu Antalya deplasmanına gidiyor. Neler olacağını kestirmek kolay değil.

Beşiktaş ise Pazar öğlenine keyif verecek bugün. Öğlen 2'de Bursaspor'u ağırlayacaklar. Beşiktaş ile Bursa arasındaki malum rekabet, Beşiktaş'ın son dönemde iyi oynayıp moralli olması ve zirveye ortak olması, Bursa'nın önce Galatasaray'dan 6 yemesi, sonra sahasında Antalya'ya puan kaybetmesiyle orta sıraların da gerisinde kalması derken iki takım için de önem arz eden bir karşılaşma olacak. Bir kaç hafta önce şampiyonlukta hesaba bile katılmayan Beşiktaş, bugün akşam üzeri saat 4 gibi -maç fazlasıyla da olsa- Galatasaray'ın 2 puan önünde, Fenerbahçe'nin sadece 2 puan gerisinde bulabilir kendini.

Tekrar Galatasaray'a dönersek.. Bugünkü Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarının akabinde, Galatasaray'ın yarın sahaya 3. sırada ve liderin 7 puan gerisinde çıkması muhtemel. Bu tür şeyler 2 haftadır Fenerbahçe'ye baskı yaparken, baskı altında olma sırası bu kez Galatasaray'da olacak gibi.


Neden Spor Pazarı dedim? Çünkü sadece futbol değil, Beko Basketbol Ligi'nde de bugün çok güzel maçlar var. 15:00'da Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi, 17:30'da Karşıyaka-Efes ve 20:00'da Galatasaray-Aliağa maçları. Son maç hariç hepsinın kıran kırana geçmesi muhtemel.

Herkese keyifli pazarlar.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Bir gencin ibret dolu hikayesi...


Basketbolla ilgisi olmayanlara; Resim tamamen gerçektir. Chris Andersen, muhtemelen 2001'de bulunan soldaki ve sağdaki minik dövmeleri büyütmeyle başlayan macerada, gırtlağa kadar ulaşmış durumda. Kim bilir derinliklerde neler var artık..

24 Kasım 2010 Çarşamba

LakersTR 2010 Christmas Buluşması


LakersTR.com olarak 2010-11 sezonunu açıyoruz. Yeni buluşmamızı Christmas akşamı oynanacak olan Miami maçı için düzenliyoruz. 25 Aralık Cumartesi gecesi saat 12'de olan maçı izlemek için, 50 civarı bir katılımcı bekliyoruz. Şimdiden 25'e ulaştık. İstanbul'da yapılacak olan buluşmada; Cumartesi akşamdan buluşulup, gece 12'ye doğru maçın izleneceği mekana geçilecek ve maç sonu moral durumuna göre, galibiyet turu aksiyonu ve Pazar sabahı kahvaltıya kadar birlikte vakit geçirilecek.

Katılım için:

* Olaya uzak olanlar için; Küçük buluşmaları da sayarsak, bu tahminen LakersTR'nin 20. buluşma organizasyonu falan. Yukarıdaki resim de 2009'daki şampiyonluk maçındaki buluşmadan çekilmiştir. Var mı ulan böyle bir topluluk?

21 Kasım 2010 Pazar

Beyazlar zıplayamaz!

"Blake Griffin, everyone!"

30 Ekim 2010 Cumartesi

Hâlâ Photoshop gibi...


Demirören'in orantısız kafası ve bakışı, formadaki çirkin derecede büyük numara ve iğrenç yazı karakteri, ayrıca Iverson'un duruş ve bakışı, arkadaki Türk bayrağının duruşu.. Gerçek resim, PS gibi çıkmış. Bence Iverson falan gelmedi lan, bizi uyutuyolar. Valla bak. Ben inanmam. Marbury de Cimbom'a gelirse, belki..

27 Ekim 2010 Çarşamba

Laker Girl

26 Ekim 2010 Salı

Uykusuz her gece...


Lakers 3-peat için, Miami yeni bir hanedanlığın başlangıcı için, Boston son bir nefes için oynayacak. Uykusuz geceler, sarhoş gibi gezilen sabahlar, annelerin sabah ezanında lavaboya kalkıp "oğlum salak mısın git uyu" dediği günler başlıyor. Bu gece Miami-Boston maçıyla başlayıp, Lakers-Houston maçı ile bitecek..

22 Eylül 2010 Çarşamba

Messi Lakers'ta


NBA'in köklü takımlarından Los Angeles Lakers, uzun yıllardır aradığı 10 numarayı İspanya'da buldu. Transferde geçtiğimiz sezonki hatalara düşmek istemeyen sarı-morlu ekibin yöneticilerinden Magic Üstünel ve Haldun Johnson, Katalan ekibi FC Barcelona ile gizli sürdürülen pazarlıkların sonucunda, Arjantinli oyuncuyu sarı-morlu renklere bağladılar. Bu ikilinin tam 17 aydır Barcelona kampının yakınlarındaki bir pansiyonda kaldıkları bildirildi. Boston Celtics, Charlotte Bobcast ve Juventus gibi dünya devlerinin de peşinde olduğu bilinen Lionel Messi (23) orta alanda hücuma yönelik görev yapabilen, her iki eline ve ayağına hakim, etkili dış şutlar atabilen ve gerektiğinde farklı mevkilerde de oynayabilen bir isim. Transferin sonuçlanması üzerine Genç Messi; "Zaten çocukken Lakerslı'ydım. Kerim Abdülcabbar, Megiç Cansın, Şak.. Lakers'ın hiçbir maçını kaçırmazdım, hayallerimin takımına geldiğim için çok mutluyum, Kobe Abi'yle iyi bir ikili oluşturacağımızı düşünüyorum. En kısa sürede İngilizce'yi de öğrenip takıma katkıda bulunmak istiyorum." diye konuştu.

Şimdi akıllarda şu soru işareti var: Kobe ile Messi aynı takımda oynar mı?

Kaynak: İHA (Video)

12 Eylül 2010 Pazar

Gücümüz yetmedi


Bu tür durumlarda söylenen en klasik cümle "canınız sağolsun" olur genelde. Bunca mutluluktan sonra da başka bir şey demek de zor.

Dün maçı tek başına Teodosic alıyordu neredeyse, bugün tek başına Durant aldı. Söyleyecek çok fazla şey yok, alan savunmasına karşı iyi top çevirip, boş adamı buldular, biz de antrenmanda gibi gibi şut atmalarına imkan tanıdık. Üzerine normalde yapabildiğimiz basketleri tedirginlikten yapamayışımız eklenince yapacak fazla şey kalmadı. Sağlık olsun. Buralara kadar gelişimiz bile çok büyük başarıydı. En azından Amerika'ya kaybettik.

Never say die, Never give up!


Zaten herkes yazdığı, her yerde konuşulduğu için, turnuva boyunca hiçbir şey yazmadım Dünya Şampiyonası'yla ilgili. Ama bu kez de yazmazsam ayıp olur artık. Herçekten inanılmaz bir mutluluk. Maç boyunca gerideydik ama sanki belliydi bir şekilde gelip alacağımız. Maç hakkında üç şey...

1. Top harbiden bizi hiç sevmedi.
2. Son baskette şansımız yardım etti.
3. Teodosic insan değilsin.

Finalde ABD'yi yenmek çok çok zor. Adamlar buraya kadar hiç zorluk görmediler, çok da şaşalı, mükemmel top oynamıyorlar ama, yetiyor yani. Şanslı olmamız gerek, iyi günümüzde olmamız gerek, ABD de kötü gününde olsa iyi olur.

9 Eylül 2010 Perşembe

Sevinç "gösterisi"



Basketbol Takımı'nın Hido önderliğindeki yukarıdaki sevinç gösterisini izlemeyen kalmamıştır sanırım. Ben böyle bir duruma böyle sevinecek bir takım daha olduğunu sanmıyorum dünya üzerinde. Sevinirsin, daha da coşkuyla sevinirsin ama gider soyunma odanda yaparsın. Hido muhabire diyor ki, "Nasıl sakin olayım abi manyak mısın?" Yahu sen all-star olmuş adamsın, NBA'de ödül almış adamsın, bu nasıl bir sevinç Hido, yapma gözünü seveyim.. Spiker "önümüzdeki maç" diyor, Hido "önce bu maçın keyfini bir yaşayalım" diyor. Sanki önümüzdeki maç 2 hafta sonra.. Maç kıran kırana gider, son saniye basketiyle alır, yarı final yaparsın, o zaman bir şey diyemem, o anki adrenalinle her şeyi yaparsın, Kobe'nin 2006'da nasıl sevindiğini biliyoruz. Ama zaten maç ikinci yarının başında kopmuş, maç sonu bu sevinç bana çok fazla geldi. Daha yarı finaldeyiz, bunun 2 hayati maçı daha var. Bu ruh halinden bir an önce kurtuluruz inşallah.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Çapraz ilişki


Brezilya Basketbol Takımı İstanbul'da olunca; Nezinho, Alex, Leandro Barbosa, Varejao ve Brezilyalı muhabir Gabriela, GS'lı milli topçu Elano ile bir fotoğraf çekilmişler. Elano'nun sandalyeye çıkarak çekilmek zorunda kaldığı bu karede esas dikkat çekmek istediğim nokta ise, resimde görünen çapraz ilişki. Bakıyorum bakıyorum, basketçilerde tam futbolcu tipleri var, hele Ezinho, Alex ve Barbosa bildiğimiz futbolcu, bir de futbol formaları giymişler, tam olmuş. Ezinho, Alex takımın bekleri, Barbosa ise safkan second striker. "Bunlar nasıl basketbolcu?" diyesi geliyor insanın. Elano'dan da zorlasan iyi bir point guard çıkar.