Makale / Uzun Yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Makale / Uzun Yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2015 Salı

Ne güzel şeysin sen futbol


Leicester City, son yıllarda futbolda gördüğüm en güzel şey olabilir. 

Geçen sene 20 Aralık'ta, yani bundan tam bir yıl önce, Premier Lig'in 20. yani son sırasında yer alıyorlardı. Sonra lige tutunup sezonu 14. bitirmeyi başardılar. Bu sezon ise, dünyanın en büyük sürprizini gerçekleştirmeye devam ediyorlar ve 17. hafta geride kalırken liderliklerini sürdürüyorlar. Üstelik geçen sezon ligde zor kalan kadrolarına sadece iki önemli eklenti (Okazaki & Fuchs) yaptılar. Bunun yanı sıra büyük liglerde her maçta gol atan tek takım. Şampiyon olmaları hala çok büyük mucize olur ama bu artık 3-5 haftalık yalancı bir serüven değil, gerçek bir şampiyonluk mücadelesindeler.

Hikayelerini baştan anlatıp sıkmak istemiyorum, nitekim her yerde yazıyor, neredeyse her maçta da spikerler anlatıyor zaten. Bu rüya ne kadar sürecek bilemiyoruz, ama gerçek olan bir şey varsa, biri 10 sene önce işçi olan ve biri Fransa 2. Ligi'nden gelen bir Cezayirli oyuncudan oluşan hücum hattıyla Premier Lig'in tepesindeler. Ve takım olarak inanılmaz mücadele ediyorlar. Skor yükünü çektikleri için herkes benim yaptığım gibi Vardy ve Mahrez'den bahsediyor ama bu başarıyı sadece 1-2 oyuncuyla sınırlandırmak imkansız. Her maç topluca yaptıkları presi ve fiziksel mücadeleyi gördükçe yüzümde salak bir gülümseme oluyor. 

Oyun tarzları bana biraz 2011-12 sezonundaki Fatih Terim'in Galatasaray'ını anımsatıyor. 4-4-2, kaos futbolu, bol pres, sürekli orta sahaya ve savunmaya yardım eden forvetler, sürekli birbirine yakın oynayan takım, gereğinden fazla disiplin ve iştah.. Çok paslaşmayı sevmiyorlar, pres sonucu kapılan bütün topları son derece aceleci ve dikkatsiz biçimde karşı tarafa geçiriyorlar. Bu yüzden pas isabet ve topa sahip olma yüzdesinde ligin son (20. ve 18.) sırasındalar. Bu iki istatistik biraz 2011-12 Galatasaray'ına uzak geliyor ama o da STSL ile Premier Lig'in kalite farkıyla açıklanabilir.

(bu fotoğraf yarisaha.com sitesinden alınmıştır)

Alex Ferguson'ın fikrine göre devre arasında para harcarsa Lestır için şampiyonluk sürpriz olmaz. Ama oyuncuların çok doğru seçilmesi ve bu ahengi bozmaması çok önemli. Bu takıma 2 tane süperyıldız getirip aynı oyunu sürdürmek çok olası görünmüyor. Bu birlik ve beraberliği bozmayacak, çok koşup rakibi bozmaya ve disiplini sürdürmeye devam edecek adamlar olması gerek.. Bir de özellikle bizim ligimizde, ligin son haftalarına kadar götürülüp, tecrübesizlik sebebiyle kaybedilen şampiyonlukları çok gördüğümüz için erken konuşmak yanlış. 

Tabii ki ben ve futbol severlerin bir çoğu (İngiltere'de farklı takım tutanlar dışında) şampiyon olmalarını can-ı gönülden istiyoruz. Çünkü dipten tepeye uzanan sürpriz başarı hikayeleri insanoğlu için her zaman fazlasıyla çekici olmuştur. Tıpkı nötr olduğumuz iki takımın maçını izlerken neredeyse her zaman zayıf olanın kazanmasını istediğimiz gibi..

5 Eylül 2014 Cuma

Galatasaray Basketbol 2014-15


Öncelikle Galatasaray Basketbol Şubesi'ni A.Ö. (Aysal'dan önce) ve A.S. (Aysal'dan sonra) diye ayırmalıyız bana kalırsa. Şahsen ben ayırıyorum. Ünal Aysal ve yönetimi, kulübün başına gelir gelmez tüm branşlarda başarı için ciddi anlamda somut adımlar attılar. Futbolu bir kenarı bırakırsak bunların en başında erkek ve kadın basketbol takımları geliyor. Kadın basketbol takımı, bu proje sonucunda 13 sene sonra lig şampiyonu olurken, aynı sezonda hem Euroleague, hem de Türkiye Kupası'nı alarak kırılması güç, tarihi bir rekora imza attı. Bu yazıda ise konumuz erkek basketbol takımı.

Aysal yönetimiyle birlikte erkek basketbol şubesi, ilk sezonunda kurulan güçlü kadro ve Oktay Mahmuti'yle şampiyonluk hayallerine yarı finalde veda ettikten sonra, "if you can't beat them, buy them" diyerek Beşiktaş'ın hocasını ve en önemli oyuncularını kadrosuna katarak 23 senelik aradan sonra şampiyon oldu. Geçtiğimiz sezon ise yine büyük şanssızlıklar, sakatlıklar ve normal sezon 4.'lüğüne rağmen finale kadar gidildi, fakat serinin MVP'sinin hakemler olduğu bir Fenerbahçe serisini, son maça çıkmayarak kaybetti. Hedef şu an 2014-15 sezonu, konumuz takım yapılanması ve transferler.

Eksik Noktalar

Son sezon adına kadrodaki en büyük eksik kesinlikle pivottu. Şampiyon takımdan N'dong'un emekli olmasından sonra büyük umutlarla Barcelona'dan Nathan Jawai getirildi. Tam da form bulmaya başlamışken, büyük bir kalp rahatsızlığıyla -basketbol yaşantısı bir yana- hayati tehlikesi bile baş gösteren Jawai yerine Ataman'ın yine Beşiktaş'tan eski öğrencisi olan Bonsu alındı. Jawai'yle tamamen zıt karakterde bir pivot olan Bonsu, sakatlığının da etkisiyle sezonun çoğunda potansiyelini sahaya yansıtamayarak, Furkan Aldemir'le birlikte pivot mevkisinin özellikle hücum anlamında çok sıkıntılı süreçler geçirmesine sebep olmuşlardı. Erceg'in şut ağırlıklı bir uzun olması, Ersin Dağlı'nın da uzun sakatlık dönemi sebebiyle sezonun ciddi bölümünü kaçırmasıyla, Galatasaray pick & roll'ler ve kısaların uzunlara boş pozisyonlar hazırladığı nadir hücumlar haricinde içeriden bireysel olarak sayı üretemeyen bir takım oldu. Kısacasi içeriden sırtı dönük oynayabilen oyuncumuz yoktu. Bu da kısalara daha fazla yük binmesine, rakiplerin dış savunmaya daha ağırlık vermesine ve hepimizin dikkatini çektiği üzere gibi sezon boyunca minimum sayıda organize hücum izlememize sebep oldu. Tüm sakatlıklara ve bu problemlere rağmen bu takımın final yapması ve maçı 7. maça kadar götürmesi bile bana kalırsa müthiş bir başarı. Burada boş rolü sanırım yine Ergin Ataman'a vermek gerek.

İkinci büyük sorun ise, Jamont Gordon'ın çapraz bağlarının kopmasıyla sezonu çok erken kapatmasının ardından oluşan bir 2 numara eksikliğiydi. Yerine alınan Hairston'dan bahsetmeyi bir kenarı bırakın, mümkünse hayatım boyunca adını bile duymak istemiyorum. O derece. Jamont, içinde bir NBA süperstarı potansiyeli barındıran, gününde olduğunda takımının kaybetmesi imkansız olan, gününde olmadığı zamanda bile çok kaliteli bir savunma ve -bir uzun ayarında- ribaund katkısı veren, tüm savunmacılarını fiziğiyle ezebilen, çılgın bir adamdı. Kendisi bence Arroyo'dan sonra takımın kesinlikle en kilit adamıydı. Bu eksiği Sinan Güler'ın playofflarda form bulmasıyla bir nebze de olsa aşabildik ama o da performansını tüm maça yayma sorunu yaşadığı için Gordon'ı her daim aradık.

Bir başka çözülmesi gereken sorun ise -kimilerine göre en büyük sorunumuz bile olabilir- Arroyo'suz takımın yokları oynamasıydı. Özellikle Gordon'ın sakatlanmasından sonra, Arroyo'nun benchte olduğu sürelerde (ki 35 yaşında olmasına rağmen bir çok maçta neredeyse dinlenmeden oynamak zorunda kalıyordu) takımın sayı yaratmadaki inanılmaz sıkıntısı her daim göze batan bir unsurdu. Geçtiğimiz sezon, Euroleague çeyrek finalde ilk devreyi önde kapattığımız Barcelona deplasmanında Arroyo'nun sakatlanmasından sonra maçı 27 sayı farkla kaybedişimizi kimse unutmamıştır eminim. Ender Arslan, gününde olduğu zaman enerjisiyle ciddi sayı katkısı verebilen bir guard ancak liderlik, takım arkadaşlarını oyuna dahil etme gibi konularda çok zayıf olduğundan Arroyo'nun bu konudaki yükünü pek hafiflettiği söylenemez.

Sezon öncesinde bunun gibi ciddi eksikler bulunurken, bir de takımın aslan yüreği Markoishvili'nin takımda tutulamaması, hem yeni bir small forward eksiği doğurdu, hem de takımın belki de en yürekten oynayan oyuncusunu kaybetmemize sebep oldu. Banvit'in sezona yaptığı flaş girişe, tüm rakiplerini sürklase ederek normal sezonu rahatça lider bitirmesine ve "ben de ciddi bir şampiyonluk adayıyım" deyişine Galatasaray yarı finalde dur diyordu. Ve bu nefes kesen seriye Markoishvili damga vuruyordu. Banvit'in hocası Dimitris Itoudis, sezon bitiminde CSKA'ya giderken Marko'da gözü kalmış olacak ki, takımına aldırdı. Ve hepimizin yüreğini dağladı.


Eksikler tamamlandı mı?

Yabancı sınırının da 5+1 olmasıyla, bu bağlamda transfer çalışmalarına başlayan yönetim, ilk olarak Arroyo ve Erceg dışında tüm yabancılarla ve Ersin Dağlı'yla yolları ayırdı. Ardından Cenk Akyol'dan istenen ücret fedakârlığı gelmedi ve kendisi eski takımı Anadolu Efes'e uğurlandı. Engin Atsür Beşiktaş'a, Göksenin de kiralık olarak Darüşşafaka'ya gönderildi.

An itibariyle Martynas Pocius, Pietro Aradori, Vladimir Micov, Nolan Smith, Kerem Gönlüm, Nathan Jawai ve Ian Vougioukas'ü kadrosuna katmış durumda Galatasaray Liv Hospital. Özellikle şut ağırlıklı olmak üzere inanılmaz hücum potansiyeli olan bir takımın temeli atılmış görünüyor.

Böylece hem 2, hem 3 numaralarda son derece etkili oynayabilen, hem de penetre yetenekleri hiç de fena olmayan Pocius ile -benim gözümden bakarsak- Gordon'ın yerini doldurduk gibi. Tarzları sebebiyle Pocius ve Gordon gibi birbirinden tamamen alakasız iki oyuncuyu karşılaştırmak saçmalık olur tabii. Ancak yıllardır Euroleague tecrübesi bulunan, Real Madrid'de forma giymiş bir oyuncu Pocius. Hem dış şut, hem penetre konusunda gayet iyi olan, hazırlanmış oyunlar dışında, bireysel olarak da kendine hücumlar yaratabilen bir oyuncu. Bu anlamda Gordon'a belki biraz benzetebiliriz. Hairston faciasından sonra takıma Kobe gibi geleceği kesin. Pocius 28 yaşında ve kariyerinin en verimli döneminde diyebiliriz.

Gözümüzün nuru Marko'nun eksiğini ise belki de mevcut şartlar dahilinde, piyasadaki en iyi alternatif olan Micov'la kapattık. Micov'un 29 yaşına kadar 11 takım değiştirmiş olması, kağıt üzerinde en büyük eksisi gibi duruyor. Fakat kısa vadede oyuncularından maksimum verim alma konusunda uzman olan Ataman'ın yönetiminde başarılı olacağına dair hiç şüphem yok. Henüz ülkemiz basketbolunda uzun vadeyi konuşmanın çok bir anlamı yok, nitekim ülke basketbolu olarak -belki de mecburen- sezonluk başarılara odaklanılmış durumda. Tam da bu şartlarda Micov'un nokta transfer olduğunu düşünüyorum. Kendisi Marko kadar net bir savunmacı olmasa da bu konuda kötü de sayılmaz. Üçlük çizgisinin her noktasından fazlasıyla etkili ve -maç genelinde- bu konuda özellikle kritik şutları müthiş bir yüzdeyle sokan Marko'dan biraz daha istikrarlı olabilir. Micov 2.01'lik boyuyla tam bir small forward ve dört kısalı süreçlerde işi 4 numara da kotarabilecek bir isim. Marko'dan sonra bu pozisyonda gözümüzün pek arkada kalacağını sanmıyorum.

Gelelim Pietro Aradori'ye.. Kendisi muhtemelen Pocius-Micov ikilisinin arkasından gelecek oyuncu olarak tasarlandı hoca tarafından. Hücumda penetre özelliğinin de hiç kötü olmaması bir yana; orta mesafe ve dış şut konusunda çok başarılı, kritik şutları sokmaktan çekinmeyen ve ritim bulduğunda sinir bozucu olabilen Aradori'nin, sezon içinde ilk beşi bolca zorlama ve 5+1 yabancı sınırında +1'in en büyük adayı olma potansiyeli çok yüksek. Transfer olduğunda Twitter hesabından taraftarla sıcak etkileşimi dikkatlerden kaçmadı.

Yeni combo guard'ımız Nolan Smith'ten en büyük beklentim ise, sahaya enerji getirmesi ve hem bir arada oynadıklarında, hem diğer türlü Arroyo'nun yükünü hafifletmesi. Hocanın da talebi bu yöndedir muhtemelen. Kalıplı bir oyuncu olmaması ve şutunun oldukça zayıf olması dezavantajları olsa da; atletizmi, penetre, dribling ve fastbreak kabiliyetiyle takımın önemli bir eksik noktasını kapatma potansiyeline sahip olduğu kesin. İstikrar problemi yaşamazsa sezon boyunca ciddi katkılar alabiliriz. Mevcut düzen içerisinde 5+1'in +1'i konusunda Aradori'yle ve Jawai, Vougioukas ikilisinden biriyle çekişecekler gibi duruyor. Form durumuna ve rakibe göre buna hoca karar verecektir.

Şu ana kadarki tek yerli transferimiz ise Kerem Gönlüm. Yıllardır her fırsatta Galatasaraylı olduğunu ve mutlaka Galatasaray'da oynamak istediğini söylemesine rağmen, parayı biraz daha ön planda tutan Kerem sonunda taraftarı olduğu takımın formasını giyebilecek. 37 yaşındaki ayaklarının izin verdiği ölçüde içeriye bir tehtid ve hareketlilik getirmesini umacağız. Hala kıymetli bir yerli uzun olması, onun bu takımın rotasyonunda kesin olacağını işaret ediyor. Şu an için Ersin'in boşluğunu doldurmuş görünüyor.



Gelelim tam bir yılan hikayesine dönen pivot transferi meselesine.. Bence harika bir dış takım kurulan Galatasaray'da en kritik transfer son ana kadar hala pivot hamlesiydi. Oyun aklı, topu dolaştırması ve dış şutu ile yaşayacak gibi görünen bu takım için atletik bir pivot ihtiyacının olduğunu düşünüyordum. Ciddi iddiaların olduğu Joey Dorsey, Salah Mejri, Lawal gibi alternatifler malesef elden kaçmıştı. Ve sonunda kısa aralıklarla önce Jawai ile imzalandı. Ardından da Yunan pivot Vougioukas ile.  Jawai'ye tekrar dönersek, basketbola uzun bir ara verdikten sonra doktorlar "basketbol oynayabilir raporu" verdiler, Avusturya Milli Takım kampında bulundu ve Dünya Kupası kadrosuna seçildi. Şu sıralar da oynamakta.. Fakat ben kulübün bu riski almasına gerçekten çok şaşırdım. Jawai inanılmaz kilo almış (söylentilere göre 35) ve zaten çok hareketli bir oyuncu olmaması bir yana, iyice hantallaşıp neredeyse zor yürür hale gelmiş durumda. Mali konular da göz önüne alınarak sanırım böyle bir risk alındı ve kendisinin bir an önce fazla kiloları atıp, sonra da form bulmasını umacağız. Sağlıklı ve formda bir Jawai'nin neler yapabileceğini az çok biliyoruz. Umduğumuz gibi olursa bunu rakipler düşünsün, biz değil.

Jawai'yle birlikte 5+1+1'in son 1'ini de tamamladık ve açıkçası ben başka transfer beklemiyordum ki, çok şaşırdığım bir Vougioukas hamlesi geldi şubeden. 29 yaş, 2.11 boyundaki milli pivot ile imzalayarak yabancı sayısını 8'e çıkardık. 8 kişiden bir tanesine Türkiye Ligi için lisans çıkarmayacağız. Bu kim olur henüz bilemiyorum. Jawai olur diye tahmin ediyorum. Vougioukas, atlet bir uzun değil, savunmada da oldukça yumuşak denebilir. Olumlu özellikleri ise, Yunan genlerinden gelen biz uzuna göre çok iyi olan oyun zekası ve orta mesafe şutları. Bu transferin tek açıklaması, Jawai'ye tam olarak güvenilememesi. Sanırım lig için lisans alınmayacak oyuncu, bu ikiliden biri olacak.

Tüm bu yeni transferlerin üzerine Arroyo, Ender, Sinan ve Erceg'i da hesaba katarsak Galatasaray bu sezon 3 sayılar başta olmak üzere şut potansiyeliyle çok can yakan bir takım olacak gibi duruyor. Kağıt üzerindeki bu potansiyeli Ergin Hoca'nın sahaya ne kadar yansıtabileceğini göreceğiz.

Böylece;

Arroyo, Smith, Ender
Pocius, Sinan, Aradori, Smith
Micov, Pocius Aradori
Erceg, Kerem
Jawai, Vougioukas Furkan, Kerem

Şeklinde son derece alternatifli, derin bir kadroyla sezona girilecek..



Türk Basketbolu'nda bir devrim niteliği taşıyan 5+1 yabancı sınırı kuralıyla bence ülke basketbolunun dış başarı için en fazla potansiyel barındıracağı dönemlere giriyoruz. Bu hem koçlar, hem tüm personel için önemli bir sınav olacak. Ama şüphesiz ki en büyük sınavı yerli basketbolcular verecek. Bu zamana kadar aldığı paraya önem veren, yabancı sınırı sayesinde "nasılsa oynarım" diye seren yerliler artık çalışmak zorunda. Bu kuralın devam etmesiyle 1-2 sene içinde yerlilerin alacağı maaşlar da gerçekten hak ettikleri düzeye gelecektir. Keşke futbolda da böyle bir şeye cesaret edilebilse.. Sonuç olarak yabancı kuralıyla birlikte neredeyse bambaşka bir takımla sezona başlayacak olan Galatasaray beni çok heyecanlandırıyor. Özellikle Fenerbahçe ve Anadolu Efes'in de çok iddialı kadrolar kurduğunu görüyoruz. Son derece keyifli bir sezon bizleri bekliyor. 23 senelik özlemin ardından şampiyonluğuna kavuşan Galatasaray Basketbol Takımı, umarım 1 senelik aradan sonra sezon sonunda tekrar ipi göğüsler.

Eyvallah.

31 Temmuz 2014 Perşembe

İpin Ucu


Ünal Aysal yönetimi, Aysal'ın bizzat bolca zikrettiği kurumsallık, vizyon, misyon gibi tabirlere bire bir uyumlu aksiyonlar sergileyemese de, önceki yönetimlere nazaran bariz şekilde daha geniş vizyonlu, somut icraatleri ve davranışları olduğu kesin. Sneijder, Drogba gibi iki büyük efsaneyi takıma katmalarının yanı sıra, göreve gelir gelmez üst üste gelen futbol şampiyonlukları ve Şampiyonlar Ligi başarıları, hem kadın, hem erkek basketbolda çok uzun yıllar sonra gelen şampiyonluklar, hatta Avrupa şampiyonlukları.. Bu başarıların Aysal döneminde oluşunu tesadüf olarak nitelendirmek için art niyetli olmak gerekir. Fakat, Terim mevzusunda dahi büyük ölçüde yönetimi haklı bulan ben, son dönemde ciddi yönetim hataları görüyorum ve bu yazıda biraz bundan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle şunu söyleyelim; Aysal, bu hocasızlık ve kaos ortamında piyasada belki de getirilebilecek en doğru adamı getirdi takımın başına. Prandelli isminde o kadar tek yürek ki taraftar, Terim dahil son 10-15 yılda bu kadar birlik olunan başka bir -hocayı bırakın- konu dahi hatırlamıyorum. Drogba bile geldiğinde yaşı ve fiyatı sebebiyle istemeyenler olmuştu, Sneijder'da da aynı şekilde.. Bu nedenle Prandelli de hem yönetim, hem taraftar desteğini sonuna kadar hissediyor ve hissedecek. Bu çok önemli. Bu bağlamda da Prandelli'nin elindeki şartlar doğrultusunda başarısız olma ihtimalini düşük görüyorum ben. Umarım da yanılmam. Yönetimin son periyotta öyle büyük yanlışları ve hataları oldu ki, hoca olarak Prandelli yerine, taraftarın fikir ayrılığına düşeceği bir hoca (David Moyes gibi) getirmiş olsalardı şu an çok daha ciddi baskı ve eleştri yağmuru altında olacaklardı. Orası kesin. Prandelli tercihi biraz kurtarıcıları oldu. Başarı gelirse zaten sıkıntı yok, ama gelmezse bu "kurtarıcılık" biraz geçici olmuş olacak ve Ünal Aysal'ın suyu ısınacak malesef.

Yönetimin güzelliklerini, bu taraftarı 3 sezondur (ya da kimine göre 2) nasıl mutlu ettiğini defalarca kez her yerde dile getirdik. Fakat kökü 2-3 sene öncesine de dayanan yanlış planlamaların acısı şimdi çıkmaya başlıyor. Bu da 3 önemli şubeye de maddi-manevi yansıyor. Futbol, erkek basketbol ve kadın basketbol. Bu sebeple de Aysal verdiği sözleri tutamamaya başlıyor. "Kadın ve erkek basketbolda küçülmeye gitmeyeceğiz, başarılı olan şubeler küçülemez" demişti daha bir kaç ay önce. Şimdi iki şube de, hatta futbol şubesi de dahil olmak üzere ciddi bir küçülmenin eşiğindeyiz. Zaten maddi durumu iyi olmayan bir kulüp olarak, o kadar çok gereksiz para saçıldı ki.. Buna ilk göreve gelinen Terim döneminde, yaşı 30'lara dayanmış oyunculara 3-4 sezonluk yüklü anlaşmalar yapılarak başlandı. Kısa vadede acil başarı için Eboue, Riera gibi oyuncularla yıllık 2.5-3 milyon euro paralara ve her sezon fiyatı artan anlaşmalara imza atıldı. Sonra ipin ucu kaçtı. Bugüne geldiğimiz zaman takımda Sneijder'ı saymazsak; Burak, Selçuk, Hamit, Muslera gibi yıllık 3 milyon euro sınırlarında yarım düzine oyuncu var. Dahası, bir o kadar da 2 milyon euro civarında dolaşan ve 1-1.5 milyon euro kazanıp, hiçbir katkı veremeyen de bir sürü oyuncu.. Takımda kazandığı parayı tam olarak hak ediyor diyebileceğimiz oyuncuları saymaya kalksak bir elin parmaklarına ulaşamayız. Financial Fair Play'in iyice sıkılaştığı bu dönemde futbol takımında maaş halatı iyice duvardan duvara vurur duruma geldi. Bunun olumsuz etkilerini hem mevcut şube, hem Galatasaray'ın diğer tüm şubeleri görüyor..


Dahası sorun maddi açıdan sadece bireysel maaşlarla da bitmiyor. Bunun yanında şu anda Galatasaray, sayısı 40'a varan kontratlı oyuncuyu bünyesinde barındırıyor. Bunun bedeli olarak da dolayısıyla hali hazırda Türkiye'de oyuncu maaşlarına açık ara en fazla para ödeyen takım durumunda. Kadronun 26-28 kişi civarına indirilmesi öngürülüyor ama birden 10+ oyuncuyu elden çıkarmak, üstelik bunlardan biri Eboue gibi kesin elden çıkarılması gereken fakat 2.2 milyon euro maaş alan, bir diğeri Dany gibi pek kimsenin bulaşmak istemediği "el bombası" gibi bir oyuncuyken..

Bu 40 kişilik kadronun en büyük sebeplerinden biri olarak, geçtiğimiz devre arasında alınan yarım düzine oyuncu görülürken, aslında kökü yine Aysal yönetiminin göreve ilk başladığı dönemlere dayanıyor. O kadar çok "bu takımda olmayacağı belli" saçma sapan adamlar alındı ki kadroya.. İsimler üzerinde çok durmak istemiyorum ama, Galatasaray kalibresinde olmadığı çok çok net olan en az 7-8 tane oyuncu alındı bu takıma. Kendi 3. sınıf takımlarında bile forma şansı bulamamaya başlayan Yiğit Gökoğlan, Furkan Özçal, Salih Dursun gibi adamların bonservis bedeli ödenerek alınmasını hiç bir zaman anlayamayacağım mesela. Hajrovic'i, Ontivero'yu alıyoruz örneğin, belli bir yetenekleri olduğu kesin. Ama yabancı sınırının iyice sıkışacağının bu kadar belli olduğu bir ortamda, büyük yıldız olma potansiyellerinin olmadığı belliyken neden böyle yüklü maliyetlerin altına girilir, hakikaten anlamak güç. Hajrovic konusundaki ikinci Ribery vakasına hiç değinmek bile istemiyorum, düşündükçe sinirlerim zıplıyor. Ki Hajrovic sebebiyle adeta çöpe attığımız parayla şu anda küçülme içinde olan erkek ve kadın basketbolunun komple bir sezonu kurtulurdu.

Devam edelim.. Sinan Gümüş. Oyuncuya karşı bir önyargım yok, videolara ve hazırlık maçlarındaki 2-3 pozisyona bakarak yetenekli bir genç olduğunu da söyleyebiliriz. Ama bu takımda yıldız oyuncu olacak kapasitesinin olmadığı açık ve net. Almanya 3. liginden gelen 21 yaşındaki oyuncuya senelik 500 bin euro garanti maaş ödeyeceğiz. Muhtemelen ligde ve Avrupa'da çoğu maçta 18'e bile giremeyecek. Bunlar nasıl paralar yahu? Ne yapıyoruz biz? Burada körü körüne eleştirmekten de olabildiğince kaçınıyorum. Örneğin Sercan Yıldırım, şu anda her ne kadar "bir an önce def olup gitse" diye baktığımız bir adam olsa da, o dönem yeteneğiyle ve genç oluşuyla gelmesinde herkesin hem fikir olduğu, pek kimsenin itiraz etmediği bir isimdi. O da Batuhan Karadeniz gibi kendi kötü karakteri ve tembelliğinden dolayı mesafe kat etemedi. O konuda ne zamanın hocası Terim'e, ne de yönetime kızmamak gerek. Ha ama geçen sezon sözleşmesini uzatıp tekrar kiraladığımız için kızabiliriz. Neyse ki Balıkesir sanırım alacakmış kendisini. Çok yüksek bir maliyeti olmasına rağmen Chedjou için de aynı şeyleri söyleyemem mesela. Geldiğinde çoğunluğun hemfikir olduğu bir adamdı. Ama olmadı bir türlü. Hakikaten de çok yetenekli bir stoper esasen ama ciddiyet ve konsatrasyon problemleri olduğu için potansiyelini yansıtamıyor ve sanırım hiç bir zaman da yansıtamayacak. Bu sebeple onu da ele almıyorum.. Yönetim hatası denemez, hoca hatası da denemez hatta. Ama Amrabat'a malesef hem hoca, hem yönetim hatası diyebiliriz rahatlıkla. Türkiye Ligi gibi vasat altı bir ligde yarım sezon iyi top oynadı diye 8.6 milyon euro para harcamak resmen çılgınlıktı. Her oynadığı maçtan sonra o bonservis bedeli daha da büyüdü..

Bunlarla ilintili olarak Aysal yönetiminde gereksiz oyunculara harcanan bonservis bedellerine göz atmak istiyorum kısaca.

2.500.000 Euro - Yiğit Gökoğlan
3.300.000 Euro - Dany Nounkeu
700.000 Euro - Furkan Özçal
8.600.000 Euro - Nordin Amrabat
2.750.000 Euro - Salih Dursun
3.500.000 Euro - Izet Hajrovic
2.000.000 Euro - Lucas Ontivero

Tam 23 milyon euro para ediyor, sadece bonservisler. Maaşları ve bedelsiz alınan gereksiz oyuncu maaşlarını da hesaba katarsak toplamda 40-45 milyon euro'yu bulan müthiş bir ziyan. Hatasız kul olmaz tabii ki ancak kadro şişkinliği ve inanılmaz maliyetteki hatalı transferlerle birlikte şu maliyetin en azından yarısını kurtarabilmiş olsaydık şu an başka şeyler konuşuyor olabilirdik.


Nitekim, takımın en iyisi olan Carlos Arroyo'nun sadece 1 milyon euro maaş aldığı erkek basketbol şubesi şu an küçülmeye gidiyor. Dolayısıyla istediği transferleri yapamıyor ve mevcut oyuncularından maaş indirimi isteyecek. Avrupa şampiyonu kadın basketbol takımı en önemli 2 oyuncusunu kaybetmiş durumda ve yerine gelenler / gelme ihtimali olanlar kesinlikle tatmin edici değil. Kontratlarına göre ciddi bir yüzdeyle artacak olan futbol oyuncularının maaşlarını ve gelme ihtimali olanların talep edecekleri paraları düşünürsek Galatasaray için işler gelecekte daha da içinden çıkılmaz bir hal alacak. Ve UEFA, FFP konusunda çok ciddi. Bir kez bu sınıra yakalanırsak Avrupa'dan men edilebiliriz. Bunu göze almak düşünülemez bile..

İşlerin bu noktaya gelmesinde yönetim kadar, mevzubahis oyuncuların alınmasını talep eden Fatih Terim ve az da olsa Mancini'nin de payı var elbet. Kadro şişkinliğinde hocalara da payı dağıtmamız gerek. Ama daha büyük sorun olan maaş skalasının bu noktalara gelmesinin öncelikli sorumlusu malesef yönetimdir. 

Geçen sezon futbolda kombine rekorları kıran, bu sezon passolig kombinelerinde lider olan, kadın basketbol daseyirci rekoru kıran, erkek basketboldaki tüm kritik playoff maçlarında salonu hınca hınç dolduran bu taraftara yazık değil mi? Futbolda Robben'lerin, basketbolda Spanoulis'lerin konuşulduğu ortamda "feda sezonu" geçirmek zorunda olacak şubelerle mücadele edecek Galatasaray. Her şeye rağmen 3 büyük şubede 3 büyük hocamız var. Cesare Prandelli, Ergin Ataman ve Ekrem Memnun üçlüsü, çok şükür ki, içimizi çok rahatlatan ve sonsuz güvencemiz olan isimler. Taraftarın, kısıtlı bütçelerden maksimum başarı çıkarma konusunda en büyük güvencesi bu üç hoca olacak.

Umarım her şey Galatasaray ve onu karşılıksız sevenlerin gönlünce olur..

Eyvallah.

25 Mart 2014 Salı

Dünyanın en zengin kadın sporcuları

Geçen gün Dünyanın en zengin aktristleri'nden bahsettikten sonra şimdi de aynı kaynağın bir başka araştırması olan, dünyada en fazla kazanan kadın sporcuları yazmak istiyorum. Yine Top 10 şeklinde.

#10 PAULA CREAMER

Amerikan golfçü Creamer aynı zamanda listedeki tek golfçü. Yani dünyanın en çok kazanan kadın golf oyuncusu diyebiliriz kısaca. Genel dünya sıralamasında yalnızca 8. olmasına rağmen golfle ilgilenmediğim için neden böyle bilemiyorum. Magazinel ve sponsorlarla alakalı sebeplerden olsa gerek.. Kazancı yılda $5.5 milyon imiş.

#9 ANA IVANOVIC

Magazin demişken.. Bir aralar WTA sıralamasında 1. sıraya kadar yükselen 27 yaşındaki Sırp tenisçi Ivanovic, malesef düşen formu nedeniyle şu anda ilk 10'da bile değil. En son kazandığı turnuva 2008'deydi. Şu anda düşüşte olmasına rağmen geçmişin, magazin ve sponsor dünyasının de yardımıyla en çok kazanan tenisçilerden biri. Yıllık kazancı $7 milyon civarı.

#8 AGNIESZKA RADWANSKA

Ivanovic'in aksine son dönemin yükselen yıldızlarından olan 25 yaşındaki Radwanska, 1 buçuk yıl önce Wimbledon'ı kazanarak 2. sıraya kadar yükselmişti. Şu anda 3. sırada ve belli bir istikrarın üzerinde. Güzellik göreceli bir kavram tabii ama bence bir çok rakibine oranla daha az güzel olan Polonyalı tenisçi, magazinel anlamda ise -fotoğraftan anlayabileceğiniz üzere- baya aktif. Google fotoğraflarına bakarsanız anlayabilirsiniz. Ayrıca adını ve soyadını yazmak rakiplerine oranla çok daha zor. Yıllık kazancı $7.4 milyon.

#7 CAROLINE WOZNIACKI

Eski takipçilerim hatırlayacaktır. Şu anda 24 yaşında olan Wozniacki, çıkış yapmaya başladığı 2009 sonlarında, 19 yaşındayken ciddi hayranıydım. Bu ve şu linklerden kanıtlara ulaşabilirsiniz. Neyse. Pek fazla patlama yapamadı zaten. Ee potansiyel öngörümün her zaman aynı başarıyı yakalamasını bekleyemezsiniz. Velhasıl, güzelliği bir yana ama WTA'de 12. sırada olan ve henüz bir Grand Slam şampiyonluğu bulunmayan Wozniacki, yılda nasıl $13.6 milyon kazanabiliyor, orasını da anlayabilmiş değilim.

#6 KIM YUNA

Yuna da listedeki tek buz pateni sporcusu (artistik patinajcı mı nedir yoksa?). 24 yaşındaki Güney Koreli, 11 ayrı dünya rekoru kırmış ve sayısız ödülün sahibi olmuş. Hiç bilmediğim bir dal olduğundan şahsi yorum yapamıyorum. Yılda $14 milyon kazanıyormuş.

#5 DANICA PATRICK

32 yaşındaki Patrick, araba yarışçılığıyla başladığı kariyerini güzel yüzü ve fiziği sayesinde oyunculuk ve modellikle birleştirerek bu listeye girme hakkı kazanan bir kadın. IndyCar yarışlarında zafere ulaşan ilk kadın ve tek kadın olma ünvanını de elinde bulunduran Amerikalı yarışçı, şu sıralar ağırlıklı olarak otomobil firmalarının modelliğini ve reklam oyunculuğunu yapıyor. Yılda $15 milyon kazanıyor.

#4 VICTORIA AZARENKA

Şu anda WTA'de 4. sırada bulunan Belaruslu başarılı tenisçi, son Avustralya ve Fransa Açık şampiyonu. Aileden de zengin olduğu için 15 yaşında Amerika'ya yerleşen ve spor kariyerine ABD Hokey Ligi'nde kalecilik yaparak başlayan Azarenka, bir süre Monte Carlo'da yaşadıktan sonra tekrar ABD'ye dönerek California'da yaşamaya başladı. Yıllık kazancı $15.7 milyon.

#3 LI NA

32 yaşındaki Li Na, sonradan açılan ender sporculardan biri. Çinli tenisçi, WTA'de ilk 10'a henüz 3 sene önce girebildi. Geçtiğimiz ay Avustralya Açık'ı kazanarak en yüksek sıralamasına ulaştı ve 2. sıraya yükseldi. Magazinel olarak rakiplerine nazaran çok daha sessiz bir özel yaşam süren Li, Grand Slam kazanan ilk Asyalı tenisçi olma ünvanına sahip. Yıllık kazancı $18.2 milyon.

#2 SERENA WILLIAMS

Belki de tenis tarihinin gelmiş geçmiş en iyi 1-2 tenisçisinden biri olan, WTA 1 numarası Serena Williams, tam 33 yaşında ve hala yardırmaya devam ediyor. Herhangi bir kadına göre genetik olarak çok daha adaletsiz bir fiziği ve kolları olması ise, çok çalıştığı ve oyunu gerçekten hissederek, tutkuyla oynadığı gerçeğini kesinlikle göz ardı etmemeli. 14 yaşında profesyonel olan Serena, bir süre kendisinden 1 yaş büyük olan ablası Venus ile tozu dumana katıyordu ama Venus aynı istikrarı devam ettiremedi ve ortalıktan kayboldu. Toplamda 180 hafta boyunca dünya 1 numarası koltuğunu kimseye bırakmayan ve geçtiğimiz hafta bu alanda Monica Seles'in rekorunu kıran Serena Williams, yılda $20 milyonun üzerinde kazanıyor.

#1 MARIA SHARAPOVA

Yazı başından beri "magazinel" deyip duruyorum, malum tenis sporu magazin objektiflerine diğer sporlara nazaran çok daha fazla konu olan bir spor dalı. Ve karşınızda da spor dünyasının magazin kraliçesi. Tenisinden çok güzelliği ve özel yaşantısıyla dünya basınının ilgi odağı olan Sharapova, bir çoğu gibi o yöne ağırlık vermek yerine teniste de istikrarını çok uzun süredir devam ettiriyor. Sadece 17 yaşındayken Wimbledon'ı kazanan ve WTA'de 1. sıraya yükselen Sharapova, zirvedeki yerini pek koruyamasa da hep zirveye oynama alışkanlığından bir şey kaybetmiş değil. Ancak son dönemde bir form düşüklüğü olduğu kesin. Bir kaç ay önce 2. sıradayken, şimdi 7. sıraya kadar gerilemiş durumda. Aynı zamanda modellik de yapan Sharapova'nın, kortlarda topa vururken çıkardığı "signature" çığlığı da onun bu spora attığı bir başka imza. Maria yılda tam $29 milyon kazanıyor.

2 Mart 2014 Pazar

Drogba sorunsalı


Drogba, futbol tarihinin görmüş olduğu en büyük santraforlardan biri. Hatta ne kadar komple bir hücum oyuncusu olduğu düşünüldüğünde, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir yetenek. Sırtı dönük hücum, top tutma, top dağıtma, gol pası verme, top sürme, topsuz oyun, alan yaratma, çalım, yaratıcılık, gol vuruşu, sağ ayak, sol ayak, kafa topu.. 4-5 ayrı top class santraforun birleşiminden oluşan, insan üstü bir güç. Tabii bu bahsettiklerim Drogba'nın Londra zamanlarından, prime dönemindeki süper güçleriydi. Galatasaray'a geldiğinde ise hepsinden azar azar faydalanma şansımız oldu. Bu azar azar faydalanma döneminde bile Drogba'nın ne kadar fark yaratabildiğine defalarca şahit olduk.

Hepsinin ötesinde, 35 yaşına gelip de kazanmadığı para, kupa ve ödül kalmamış olan bir adamın, sıradan bir lig olan Türkiye'de ne hırsla ve ciddiyetle oynadığına şahit olduk. Egolardan uzak, herkesle müthiş anlaşan, attığı ve hatta attırdığı her golden sonra sanki ilk golüymüş gibi sevinen rüya gibi bir adam. Ben dahil bir çok Galatasaray taraftarına da uzunca bir süre rüya gibi gelmişti Drogba'nın Galatasaray'da oynuyor olması. Hala da öyle aslında ama uzun süredir çok kötü ve geldiği ilk dönemin aksine ciddiyetten uzak oynuyor olması bu konuda biraz keyifleri kaçırmış durumda.

Bu sezonun başında biraz düşmeye başladığı hissedilen performansı, ikinci devreyle birlikte dip yapmış durumda. Dahası eski iştahından da uzak ve biraz salmışlık seziliyor Drogba'da. Her maçın başında arkadaşlarına yarım saat bir şeyler anlatıyor, toplayıp konuşma yapıyor ama kendisi maçta yapması gereken neredeyse hiç bir şeyi yapmıyor. Bu konuda "aklı Chelsea maçlarında" tezleri ilk Chelsea maçından sonra çürüdü. "Sözleşme yenilenmediği için oynamıyor" düşüncesine ise ben katiyen katılmıyorum. Drogba'nın o düşüncede bir adam olmadığını bence geride kalan bir senede az çok anladık. Benim bu konuda pek karışık senaryolarım yok açıkçası. Kariyerinin sonuna geldiğini biliyor ve bence bunun düşüşünü yaşıyor. Gerek yaştan dolayı fiziksel olarak geçen seneki gücünde olmaması ve istediği halde pek istediklerini yapamaması, gerekse gözündeki ışığın yavaş yavaş sönmesi bence bunu gösteriyor. Kendisinin de çok fazla kontrat yenileme heveslisi olmadığını düşünüyorum, ki gayet normal. Galatasaray'ın da yeni kontrat önereceğini düşünmüyorum.


Galatasaray yönetiminin ise şimdiden onun yerini dolduracak santrafor arayışlarına girmesi gerektiği yadsınamaz bir gerçek. Sadece yıldız bir santrafor alınması yetmez, Drogba'nın tarzına benzeyen tarzda bir santrafor alınmak zorunda. Çünkü Drogba'yı çıkardığın zaman Galatasaray'da en büyük eksik, ileride top tutma ve sırtı dönük oynama. Bunu kötü oynadığı Chelsea maçında bile iyi yaptı Drogba. O çıktıktan sonra top neredeyse hiç ileriye bile taşıyamadı Galatasaray. Sadece iyi forvet olmak, baskı yapmak ve gol atmak yetmiyor. Burak-Umut ikilisi sahada olduğunda istenenilen verimin alınamamasının sebebi de bu. Olay belli; Hem top tutup sırtı dönük oynayabilen ve çevresine topu dağıtabilen, hem de hava toplarını indirebilecek bir santrafor. Galatasaray'ın peşinde olması gereken tarif tam olarak bu. Dzeko, Kiessling, Michu, Gabbiadini... Balotelli tam öyle bir santrafor sayılmaz ama o özellikleri de var. Zaten onun alınma ihtimali varsa tüm tariflerden anında vazgeçilebilir.

Neyse, tüm bunların yanında sezon devam ediyor ve daha üç kulvarda oynanacak bir sürü maç var. Eğer Drogba'yı da biraz tanıyorsam, buraya veda etmeden önce de finale son bir numara saklıyordur. Ve vedası böyle suskun olmayacaktır.

28 Şubat 2014 Cuma

Dünyanın en zengin aktristleri

Zenginin parası, züğürdün çenesi demişler.. O sinema filmlerinde hayranlıkla izlediğimiz, kiminin oyunculuğuna, kimininse güzelliğine hayran olduğumuz kadın oyuncular içinde en popülerleri hangileri? Dünyada var olan yüz binlerce kadın oyuncudan en zenginleri hangileri? Amerika'da aktristlerin sporcular gibi yıllık belirli bir gelirleri olmadıkları için, zenginlikleri "bonservis bedeli" benzeri bir eder ile ölçülüyor. Örnek veriyorum; "Brad Pitt'in ederi 150 milyon dolar" gibi. (Brad Pitt possesses a net worth of a hundred and fifty million dollars.)

İşte List Crown'a göre dünyanın en zengin 10 aktristi...

#10 JENNIFER LAWRANCE

Dünyanın en potansiyelli kadın oyuncularının başında geliyor Lawrance, ki muhtemelen o listenin en tepesinde. Henüz sadece 23 yaşında ve şimdiden muhteşem oyunculuklara imza atıp hem Oscar, hem SAG, hem de Altın Küre sahibi oldu. Hunger Games filmindeki Katniss Everdeen rolü şimdilik kariyerinin zirvesi. Fakat beni esas büyüleyen rolü, American Hustle filminde Christian Bale, Bradley Cooper ve hatta Robert De Niro'nun olduğu bir perdede bile ustalarının arasında müthiş şekilde sıyrılabilmesiydi. Lawrance'in değeri $26 milyon.

#9 MERYL STREEP

Yaşayan en büyük efsanelerden biri olarak gösterilen Meryl Streep, herkesin hatırlayacağı The Devil Wears Prada (Şeytan Marka Giyer) filminin baş rolüydü. Onun dışında sayısız müthiş filmlerde de oynamış olan Meryl Streep şu anda 64 yaşında ve sadece 2 buçuk sene önce çekilen The Iron Lady filmindeki rolüyle de en iyi kadın oyuncu dalında akademi ödülünü kazandı. Değeri $46 milyon.

#8 SARAH JESSICA PARKER

49 yaşındaki, Yahudi asıllı ABD'li oyuncu Sarah Parker, sinemada Altın Küre ve Emmy ödülleri sahibi olsa da, en büyük üne moda ikonu Carrie Bradshaw rolüyle Sex and the City dizisinde kavuştu. Aynı zamanda şarkıcılık ve yapımcılık da yapan Parker'ın değeri $75 milyon.

#7 CAMERON DIAZ

Müthiş oyunculuk yeteneklerini çoktan kanıtlamış olan Diaz, magazinel anlamda da dünyaca üne sahip. 42 yaşındaki güzel oyuncunun The Mask, Charlie's Angels gibi sayısız kaliteli filmde önemli roller almasına rağmen ödül anlamında neredeyse hiç bir şey kazanamamış olması şimdilik onun tek eksiği gibi görünüyor. Değeri $75 milyon.

#6 REESE WITHERSPOON

Aynı zamanda yapımcı olarak da kendine önemli bir yer edinmiş olan Witherspoon, inanmak zor olsa da 38 yaşında. Twilight, Legally Blonde, Sweet Home Alabama, Just Like Heaven gibi sayısız unutulmaz filmde çok önemli roller üstlenmiş olan aktristin Hollywood Walk of Fame'de de ismi bulunmakta. Değeri $80 milyon.

#5 SANDRA BULLOCK

Amerikalı yapımcı ve oyuncu, aynı zamanda en iyi kadın oyuncu dalında Altın Küre ve Akademi ödülleri sahibi Sandra Bullock, unutulmaz rolleriyle Speed, The Proposal, Crash, The Blind Side gibi filmlerle aklımızda yer etti. Son olarak da Türkiye'de de vizyondan yeni çıkan ve bir çok ödüle aday gösterilen Gravity filminde George Clooney ile birlikte boy göstermişti. 50 yaşındaki aktristin değeri $85 milyon.

#4 JENNIFER ANISTON

45 yaşında olmasına rağmen güzelliği ve seksiliği hâla dillere destan olan Aniston, oyunculuğunun yanı sıra defalarca dünyanın en güzel kadını seçilmiştir. En büyük popülaritesine, efsane Amerikan dizisi Friends ile ulaşmıştı. Bu dizideki rolüyle hem Emmy, hem Altın Küre'de en iyi kadın oyuncu ödüllerine de sahiptir. Son olarak bir kaç gün içinde bahsedeceğim We're the Millers filminde rol alırken, yine güzelliğiyle de göz zevkimize hitap ediyor. Brad Pitt ile 5 yıl süren evlilikleri 2005 yılında sona eren Aniston'ın değeri tam $110 milyon.

#3 ANGELINA JOLIE

Sanırım listede kendisinden en az bahsetmem gereken kadın. Muhtemelen de dünya üzerinde en popüler 1-2 kadından biri kendisi, belki de birincisi. Ama oyunculuk değeri olarak en tepede değil malesef. Aynı zamanda yazarlık ve yönetmenlik de yapan ve dünyada yardım kuruluşlarıyla en haşır neşir ünlülerden biri olan Jolie şu anda 39 yaşında ve değeri $120 milyon.

#2 DREW BARRYMORE

Açıkçası, aşırı derecede hayranı olmama rağmen listenin bu kadar tepesinde olmasına en çok şaşırdığım aktrist oldu diyebilirim. Benim gönlümü 50 First Dates filmindeki fazla şirin rolüyle fethetmişti Barrymore. Onun dışında Scream, Charlie's Angels, Donnie Darko gibi unutulmaz filmlerde de rol alan güzel kızımız şu anda 39 yaşında ve bir dönem uyuşturucu bağımlılığı sebebiyle sinemaya uzun süre ara vermişti. Neyse ki daha sonra tedavi olup devam edebildi. Değeri $125 milyon.

#1 JULIA ROBERTS

Listenin en tepesinde, sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları arasına adını şimdiden yazdırmış olan biri var. 47 yaşındaki Roberts, Amerika'da bir imparatorluk gibi. Hollywood sinemasında Türkiye'den Türkan Şoray'a benzetilebilecek ama daha üst düzey bir yeri olan Roberts'ın oynadığı unutulmaz film ve kazandığı ödül sayısı pek eşi benzeri olmayan rakamlar. Amerika'nın en zengin aktristi olarak bilinen Roberts aynı zamanda Amerika'nın en güçlü 11. kadını seçilmiştir. Değeri tam $140 milyon.

13 Şubat 2014 Perşembe

"EleMancini"


Bu yakıştırmayı kendisine ilk kim yaptı hatırlamıyorum ama, ne sebeple olduğu az çok ortada. Mancini ne zaman iyi bir şeyler yapsa, ne zaman kendi kendime övecek olsam bu çirkin yakıştırmayı getiriyorum aklıma. Ve bunu yapanlar adına utanıyorum. Ünal Aysal bu kelimeyi ilk olarak Fatih Terim'e kullandığında da, niyetinin kötü olduğunu savunan bence art niyetlidir. Daha sonra aynı yakıştırmanın kendisi için de yapılabileceğini söyleyen Aysal'ın, kendisini Türkçe'de daha net ve doğru ifade edebilmeye başladığını fark ediyoruz son zamanda. Neyse konumuz bu değil.

Mancini'yi, bu bir kaç ayda tanıyabildiğimiz kadarıyla kısaca tanımlayarak başlamak istiyorum. Net, açık sözlü, şeffaf, yenilikçi, komplekssiz, antipatik olmaktan uzak. Karizma ve duruş desen o da var. Oyuncuların saygı duyacağı bir altyapı ve geçmiş de fazlasıyla sahip olduğu özelliklerden biri.  Bunlar insanî özellikleri. Ve işin bu yanında sıkıntı yok. Zaten gelirken de yoktu. Peki futbol konusunda nasıl? Şimdiye kadar ilk etap için sınıfı geçti gibi.

Mancini, Galatasaray Futbol Takımı'nda neler yaptı?


Öncelikle hem oynanan futbol, hem de psikolojik olarak dip yapmış bir takım teslim aldı Mancini. Ve bu takımı her yönden ayağa kaldırdı. Takımı bu şekilde teslim almasının ortak sorumluları hem yönetim, hem Fatih Terim'di. İki tarafın da bunda payı vardı, hep söyledim. Ha bir taraf mutlaka az da olsa daha fazla suçludur, herkesin de kendine göre fikirleri vardır. O ayrı bir konu.


Mancini Hoca, takıma inancını kaybetmeye, hatta maçlara bile gelmemeye, stadı dolduramamaya başlayan taraftara eski heyecanını, coşkusunu ve inancını kazandırdı. Başarır veya başaramaz bilinmez ama, 11 puan farktan geri gelerek bu taraftarın şampiyonluğa inanmasını sağladı. Hatta ilk geldiği günlerde yaptığı hatalara ve puan kayıplarına rağmen, verdiği güven sayesinde taraftarlar arasında (bir bölümünde de olsa) sahip olunan inancın korunmasında büyük rol oynadı. Ve kendisi de bu takımın geri döneceğini, çift haneli puan farkına rağmen şampiyonluk yarışına inandığını dile getiriyordu. İlgili haberlerden birine buradan ulaşabilirsiniz.

Mancini, neredeyse tüm oyuncuların performansını yukarı çekmeyi başardı. Sneijder'ı eski günlerine döndürerek, patlama gücüne kavuşmasında başrol sahibi oldu. Mancini gelene kadar neredeyse adını unuttuğumuz, takımda ihtiyaç fazlası olarak görülen Ceyhun Gülselam'ı rotasyona, hatta takımın önemli halkaları arasına ekledi. Ceyhun Gülselam ve Galatasaray'ın yenilenen orta saha sistemiyle ilgili ayrıntılı ve nefis bir yazıyı, Melih Şabanoğlu'nun kaleminden buradan okuyabilirsiniz. Bunların dışında Sabri ve Emre Çolak'ın performanslarının oldukça yukarı çekildiğini görüyoruz. Hatta katılan olur mu bilmiyorum ama bence Semih Kaya'nın performansı da oldukça arttı. Tabii tüm bunların yüzde yüzünü hocaya endekslemek yanlış olur. Özellikle Semih Kaya değerini Galatasaray'a kazandıran Fatih Terim'i, Semih'le ilgili konuşulan her notun başına önsöz olarak iliştirmek boynumuzun borcudur.



Bunun dışında Mancini alışık olmadığımız taktik dizilişleri, hücum ve savunma setleri oynattı. Ve bunların verimli olduğuna dair şüpheleri yavaş yavaş ortadan kaldırmaya başladı. Savunmada ayrı diziliş, hücumda ayrı diziliş, geçişlerde savunma kaymaları, topun arkasında nasıl durulacağı, duruma ve plana dayalı hücum pres vs.. Zaten hem oyuncular, hem de takım muhabirlerinden anlıyoruz ki, Galatasaray Futbol Takımı belki de tarihinde hiç olmadığı kadar taktik-teknik çalışıyor antrenmanlarda. Ve bunları belirtirken, Mancini'nin hiç bilmediği ve tanımadığı bir ülkeye kısa sürede uyum sağlayarak takımın futbolun doğrularına yönelmesini sağladığını da belirtmek lazım. Onlarca kez şahit olduk ki, bu ülke futbolu Aragones, Rijkaard, Toshack gibi nice efsane antrenörleri harcadı. Çünkü bu ülkede futbolun doğruları çoğu zaman değişebiliyor ve buna ayak uydurmak için kafa yapınızın uyması gerek.

Bu süreçte en etkileyici ve ilgi çekici aksiyon ise, malesef Terim önderliğinde oluşturulan berbat kadro mühendisliğini düzeltmek için yapılan çok cesur ve radikal hamlelerdir. Bunda yönetim ve scouting personeliyle işbirliği içinde çalışıldı elbette. Ama alınan tüm oyuncuların Mancini onayından geçtiğini biliyoruz (yalnız ben Salih Dursun'un o onaydan nasıl geçtiğini henüz anlayabilmiş değilim, umarım beni yanıltır). Bu süreçte Mancini, daha önce dünyada bile eşine az rastlanır bir gençleştirme operasyonuna önderlik etti. Üstelik bu operasyonda hiç bir zaman yüksek maliyetli, yıldız oyuncu talebi olmadı. Bu alınan gençlerin yarısı beklenen potansiyeli karşılayabilirse ileride korkutucu bir takım olabilir Galatasaray. Bu alınan aksiyonun Mancini konusunda, taraftar penceresinden bakıldığında en etkileyici yanı bence şudur; Mancini, "nasılsa ben bugün varım, yarın yokum, hazır oyuncularla günü kurtarayım, kendimi tekrar ıspatlayayım, bakayım keyfime" demedi. Minimum maliyetli, neredeyse hiç biri kendini kanıtlayamamış olan bir dolu gençle birlikte çalışmayı tercih etti. Beni kendisiyle ilgili en çok sevindiren nokta budur açıkçası.

Velhâsıl kelam, belki Galatasaray bu sezon 3 kulvarda da sıfır çekecek. Belki de 2 kulvarda şampiyon olup, Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynayacak. Bunu henüz bilemeyiz. Ama bildiğimiz şey, bu adamın futbolun doğrularını yapan ve kazanmayı gerçekten isteyen bir adam olduğudur. Olursa kimseye sürpriz olmaz, olmazsa da sabrı sonuna kadar hak ettiğini bence şimdiden gösterdi bile.

Son olarak olmasını istediğim şey; sezon sonu bu kulvarları Galatasaray nerede bitirmiş olursa olsun, fark etmez. Bu adama sezon başında teslim edilmiş bir takımın, tüm sezonunu izleyemezsem kahrolurum. Önümüzdeki yaz muhtemelen üst düzey bir stoper ve Drogba ayrılırsa yerine benzer tipte bir santrafor dışında takıma fazla transfer ihtiyacı duyulmayacaktır. Gerekli takviyeler yapılsın, takım tam kadro olarak yaz kampından itibaren Mancini'ye teslim edilsin ve neler olacağına bakalım..

Eyvallah.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Hakemlerden Şikayet Eden Fenerbahçe...

Bu post, BOMBARASİ nickli Twitter kullanıcısının "hakemlerden şikayet eden şikecilerin pisliklerini ortaya döküyorum" temalı tweetleri kolaj haline getirilerek oluşturulmuştur. (@caglarryildiz)

Güncellenecektir.
  • VARAN 1:



* * *
  • VARAN 2:



* * *
  • VARAN 3:

* * *
  • VARAN 4:


* * *
  • VARAN 5:

* * *
  • VARAN 6:
Kasımpaşa maçında Emre B.'den küfür.


* * * 
  • VARAN 7:
Emre B.'den Zokora'ya "fucking nigger"


* * * 
  • VARAN 8:
Tombalacı Meireles


* * *
  • VARAN 9:
Meireles'in neredeyse mağdur ilan edildiği tükürük olayı


* * *
  • VARAN 10:
Meireles'ten hakeme "tekerlek" hareketi


* * *
  • VARAN 11:
Beşiktaş maçında ceza sahası içinde Lugano'nun çalınmayan el pozisyonu


* * *
  • VARAN 12:
Şikeli sezondaki Antep maçı



* * *
  • VARAN 13:
Carlos'un maç boyu tahrik ederek sonunda Keita'ya kırmızı kartı aldırması


* * *
  • VARAN 14:


Lugano'nun Ferrari'ye kırmızı kart ve penaltı aldırması


* * *
  • VARAN 15:
Caner'in Erciyes maçındaki tekmesi



* * *
  • VARAN 16:
Meşhur sezondan yine Lugano, Wagner'e sırt masajı yapıyor



* * *
  • VARAN 17:
Alves'in Hasan Kabze'nin ayağına basışı




* * *
  • VARAN 18:
Trabzon maçında Egemen'in çizgiyi geçen topu



* * *
  • VARAN 19:
Bu sezon 2. devrenin ilk haftası, Konya maçı, atılan ofsayt gol



* * *
  • VARAN 20:
Malum sezondan, ofsayt Gençlerbirliği golü



* * *
  • VARAN 21:
Malum sezondaki meşhur 4-3'lük Sivas maçında, Erman'ın pozisyonuna çalınan uyduruk ofsayt



* * *
  • VARAN 22:
Bursa maçı, Meireles'in ofsayttan attığı gol



* * *
  • VARAN 23:
2009-10 sezonu FB-GS maçı ofsayt gol



* * *
  • VARAN 24:
Lugano'dan Bursalı futbolcuya topla alakasız kasti faul



* * *
  • VARAN 25:
Çukurcu Bilica



* * *
  • VARAN 26:
FB-GS maçında Dos Santos'a çalınmayan penaltı



* * *
  • VARAN 27:
Trabzon maçı, Umut Bulut'un vuruşunun elle kesilişi



* * *
  • VARAN 28:
Antep maçı ofsayt gol



* * *
  • VARAN 29:
Kayseri maçı ofsayt gol



* * *
  • VARAN 30:
Ali Aydın ve birbirinden skandal 4 kırmızı kart



* * *
  • VARAN 31:
Aziz Yıldırım tarafından Fenerbahçeli olduğu teyid edilen Yunus Yıldırım:

http://gundem.milliyet.com.tr/aziz-yildirim-in-belleginden-taraftar-hakemler/gundem/gundemdetay/22.12.2011/1478710/default.htm

* * *
  • VARAN 32:
Hakeme el ense yapan ve PFDK'ya bile sevk edilmeyen Kocaman Aykut



* * *
  • VARAN 33:
Mersin İY maçı ve "filenin sultanı" Bekir İrtegün


* * *
  • VARAN 34:
Bu sezon yine Yunus Yıldırım'ın yönettiği maçta verilmeyen G.Birliği penaltısı



* * *
  • VARAN 35:
Bu sezonki GS maçı ve ofsayt gol



* * *
  • VARAN 36:
Hakeme su şişesi fırlatan Roberto Carlos



* * *
  • VARAN 37:
Geçen sezon Bursa maçı, soyunma odası baskını



* * *
  • VARAN 38:
Geçen sezonki Eskişehir maçı, iptal edilen Alpet Potuk golü



* * *
  • VARAN 39:
Fethiyespor maçı, ofsayt(!) gerekçesiyle sayılmayan goller



* * *
  • VARAN 40:
Yine Yunus Yıldırım ve görmediği penaltı



* * *
  • VARAN 41:
* * *
  • VARAN 42:
Samsun maçı Nobre kendini atıyor, penaltı ve kırmızı kart. Dk 5. Sonuç 5-0. 2005/2006 sezonu.



* * *
  • VARAN 43:
Alışık olduğumuz bir hadise daha, bu kez 2010 yılından
http://kralspor.ensonhaber.com/aziz-yildirim-yine-hakem-odasini-basti.html



* * *
  • VARAN 44:
Geçen sezondan, Webo'nun Eboue'ye faul yaparak attığı gol



* * *
  • VARAN 45:
2008-09 sezonu, yine Konya maçı, yine el



* * *
  • VARAN 46:
Dünkü maçta Meireles'in es geçilen kırmızı kartı



* * *
  • VARAN 47:
Kasımpaşa maçı,Webo'ya çalınan uyduruk penaltı



* * *
  • VARAN 48:
Ve kullanılan penaltı:



* * *
  • VARAN 49:
Rize maçı, Caner'in 2. sarı kartının es geçilişi



* * *
  • VARAN 50:
Malum sezon, 2-0 Buca öndeyken çalınan uyduruk penaltı


* * *

  • VARAN 51:

Yunus Yıldırım'ın yönettiği Fenerbahçe maçları:


* * *

  • VARAN 52:

Yan hakemin kafası yarılmasına rağmen oynatılan Kadıköy derbisi


* * *


  • VARAN 53:
Mersin maçında atılan ofsayt gol


* * *

  • VARAN 54:

Necati'nin ofsayt diye kesilen pozisyonu


* * *

  • VARAN 55:
Emre'nin Kasımpaşa maçındaki küfürü


.

Devam edecek...