30 Eylül 2010 Perşembe

Okul vs. İş


3 aylık staj bugün nihayet bitti. Bir an hiç bitmeyecek sanmıştım. 4+8=12 yıl ortaöğretim, 1 sene ÖSS hazırlık, 2 senedir de üniversite okuyorum, etti 15 yıl. Çarp ikiyleee.. Yok lan, bu o hikaye değil, pardon. 15 senedir bilfiil okul okuyorum, daha uzun süre de devam edeceğiz anlaşılan. Normalde bir an önce okul defteri kapansın diye uğraşılır ama ben stajda o iş hayatının stresini, yoruculuğunu gördüm ya, aman aman okuyabildiğim kadar okuyayım ben en iyisi. 15 years and counting...

I wish...

29 Eylül 2010 Çarşamba

"Türk Sanat Müziği mi? Iyyghhh..."


Malum, pek dinleyen yoktur, çoğu iğrenç bulur. Ama bence Türk Sanat Musikisi, insan açılımı yapabilen tek müzik türüdür. 1960-80 arası olsa gerek.. Ben bu kadar uzun ve anlamlı sözlerin bir araya getirilebildiği bir jenerasyon daha tanımıyorum. Artık o dönemde neler yaşanmışsa, nasıl gerçek, ölesiye aşklar, duygular yaşanmışsa bilemiyorum.. Arşivimde Zeki Müren ağırlıklı olmak üzere 100 şarkılık falan bir TSM klasörü bulunur. Sık sık açar dinlerim. İnsan dinlerken yaşıyor şarkıyı, o anlatılanları yaşıyor. Yani günümüzdeki bir insan oturup normal konuşarak anlatsa aşkı, bu kadar muhteşem sözler çıkmaz muhtemelen. Zamanın sanatçıları -ki kendileri sanatçıdır, şarkıcı değil- bu sözleri bir de melodilerle motiflemişler. Kimisi nefret eder ama hakikaten akıl almaz bir şey. Bir de bu şarkıları arabeskle bir tutanlar falan var, ki kendileri tam molozofturlar.

Tüm bunlar nereden aklıma geldi? Efkarlı bir anımda biramı yudumlarken*, arka fonda çalan şu nameleri dinlerken dökülüverdi klavyemden...

Duydum ki unutmuşsun,
Gözlerimin rengini. (x2)
Yazık olmuş, o gözlerden,
Sana akan yaşlara. (x2)

* Ki büyük hatadır, TSM ile rakı içilmesi tavsiye edilir :)

"O şimdi asker, canı neler ister..."


Bayıldığım bir şarkıdır. En babalardan Status Quo'nun en baba şarkılarından biridir. Onca hareketli ritmine rağmen insanı durgunlaştıran, tuhaf bir şarkıdır. Ulan eskiler harbiden iyiymiş be bilader...

28 Eylül 2010 Salı

Trafik Sorunsalı: Şahinler ve Bayanlar


Bir motosikletli olarak elbet trafikte ekstra bir dikkat sarf etmem gerekiyor her seferinde. Çünkü motosikletliye saygı ve sevginin en minimum düzeyde olduğu ülkelerden birinde yaşıyoruz malesef. Motosikletli hala bir araç olarak görülmüyor, yol verilmiyor, görmezden gelinip sıkıştırılıyor vs.

Özellikle Reno 12, Şahin, Doğan, Kartal gibi araçlardan katiyetle uzak durmak gerek. Nedense bu tip araçları kullananların 4'te 3'ü maganda gibi hareket ediyor. Hani "serseri motorcular" denen tipler vardır ya, bunlar da 4 tekerin serserileri işte. Şahin, Doğan artık bu yüzden nefret edilen markalar oldu ne yazık ki.. Bütçesi dolayısıyla 5-6 milyar verip alıp, insan gibi kullananlar başımızın tacı tabii, ama tipik Beyaz Şahinliler resmen birer mide bulantısı sebebi.

Bayanlar işin başka bir boyutu.. Kaza yapmayıp yaptıran varlıklar olduklarına katılıyorum. Viraj başlamadan 300 metre önce fren yaparlar, akan trafikte 50 km hızla giderler, şerit değiştirmeleri gereken yerde kurallar nedeniyle değiştirmezler vs.. Yalnız motorlular için sorun teşkil etmiyorlar bence. En azından ben sorun yaşamadım kendileriyle. Çünkü ne yapacakları belli, yavaş gidiyorlar, ani hareketlerden kaçınıyorlar ve belli bir çizgi üzerinde gitmeye özen gösteriyorlar. Biz de ona göre hareket ediyoruz. Bu nedenle bayanlarımızdan memnunum.

Loser kimdir? #26

Olaydan bihaber olacak kadar kafası güzel olandır. Saygılar abi. [Arşiv]

Sanatsal Sapık #23

27 Eylül 2010 Pazartesi

Hey maşallah!


FB 6, K.Paşa 2. Adamlar sarı kırmızı atmosferi görünce başka oynuyor arkadaş. Heh heh heh.. Tebrikler Fenerbahçe, helal olsun Niang!

"Ye kebabı, iç şarabı"


İçkiyle çok fazla aram yoktur. Ortam olursa ayda yılda bir 2 bira veya durumuna göre rakı masasına katılıp birkaç kadeh içerim. Ama daha fazla yerim. Ölümüne meze yerim, içenleri çıldırtırım.. Bazen canım ister tekila veya votka shot takılırım tek başıma. Oturup vişne-votka yapmak, viski-soda içmek falan pek hazettiğim şeyler değildir. Filmlerde babalar viskiyi sadece buzlu, sek içiyorlar ama kusura bakmayın benden çıkmaz o.. Şarap ise daha önce birçok kez denediğim ama çok beğenemediğim bir içkidir. İçişinin karizması, balıkla, peynirle içilebiliyor oluşu hep tahrik etmiştir beni ama o ekşimsi tadı bir türlü sevemedim ne yazık ki.

Geçen gün ortamcı kuzen Şirince Köyü'nden bir şarap almış. Böğürtlen Şarabı dedi. Böğürtlen, framboaz, ahududu gibi mayhoş meyvelere de oldum olası bayılmışımdır. Denedim tabii ki. Ben mi çok kalitelisine denk geldim bilmiyorum, fiyatını sordum ama söylemedi kuzen. Normalde şarap çok soğuk içilmez diye biliyorum ama bu çok soğuk içiliyormuş, hatta buzlu bile içiliyormuş. Nitekim baya soğuk şekilde denedim ve normalde içkiyi çok yavaş içen ben, tadının güzelliğinden hemen bitirdim. Zaten alkollü içki havasından çok uzak. Hani meyve suyu ile voktayı karıştırırken meyve suyuna abanınca votkanın tadını zar zor alırsınız ya, ona benzer bir durum. Aroması çok yoğun ancak çok lezzetli, sevimli bir tadı var. Ama boş hadise de değil, alkol oranı %12. İçimi bu kadar yumuşak olan bir içki için oldukça yüğjkseBaya tuttum..

Buralarda nasıl bulurum veya fiyatı çok mu yüksektir bilemiyorum. Ama yakınımda bir "şarap butik" var, en kısa sürede ziyaret edeceğim.

*Başlık: Ye kebabı, iç şarabı, vur karpuz göte. Bu gidişle yarraaamı gidersin cennete.

Bu insansa, biz neyiz?


Megan Fox'un iç çamaşırı markası Armani için çektiği yeni reklam...

26 Eylül 2010 Pazar

Return of The King

(5', 13', 41')

Nasıl yani?

Ayrıntılara, çelişkilere, ironilere takılmayalım. Güzel bir gün. İyi günler...

25 Eylül 2010 Cumartesi

Özlemişiz be... #2


Schedule aynı. Cumartesi geceleri Disko Kralı. Pazar geceleri Kral Çıplak. Pazartesi geceleri Muhabbet Kralı. Çok yakında da Münazara Kralı diye bir program başlayacakmış. Çok yaşa sen Okan Bayülgen!..

"Greg Baba tostunu yesin"


Biseksüelizmden bahsetmişken.. Olivia Wilde. House'un Thirteen'i. Bir bayana göre fazla yuvarlak surat yapısına rağmen.. Çekici.

"Gizlice sevişelim, Çocuklar Duymasın"


Geçtiğimiz haftalarda izlerken baktım Haluk, Meltem'le iş pişirebilmek için fırsat kolluyordu, olur dedim adamın canı çekmiştir yani. Dün başka bir bölümün tekrarına denk geldim, ulan yine aynı muhabbet. Bütün bölüm Haluk'un Meltem'i götürme çabasıyla geçiyor. Çocukların evden gitmesini, uyumasını falan bekliyorlar, çocuklar bir türlü rahat vermiyorlar, gece kapıyı çalıyorlar falan.. Resmen Türk televizyon tarihinin en klişe mizansenlerden birini kullanıyorlar. Zaten Pınar Altuğ, hem hala vücut olarak son derece fit olması, hem de çocukların eşşek kadar olması sebebiyle Türk annesi rolünün iyice dışına kaymış durumda. Şimdi akıllarda tek bir soru işareti var: Bakalım Haluk, Meltem'i si.. Öhmm.. Öksürük tuttu, pardon.

Ah ulan Ribery! :(


Ribery'den bahsetmişken.. Her şeye rağmen yarım sezon da olsa o muhteşem oyununu, Türk futboluna gösterdi. "Ah" demişken, herif yine 1 ay yok. Başı sakatlıktan kurtulmadı herifin. Kimin ahı tuttu acaba?..

24 Eylül 2010 Cuma

At hırsızları

Soldan sağa: Çivici katil - Eroinman - Hem katil, hem tecavüzcü,

Üçünü toplasan 100 milyon euro para ederler. Ama akşam sokakta görsem, korkudan ayaklarım götüme değerek kaçarım yemin ediyorum.

Lush Day

23 Eylül 2010 Perşembe

Amatör Parçalar #7


Yine amatör, bilinmeyen bir şarkıyla karşınızdayım pıtırcıklarım. Şarkı, video sitelerinde, şu meşhur Japon aşk hikayesi videosunun arkasına döşenmiş durumda dolanıyor. Ama inanın videoyu izlemek şarkıya haksızlık, o yüzden ben yukarıdaki gibi sadece şarkıyı bıraktım. Kimin söylediğinden zerre haberim yok. Belli ki amatör ama başarılı birkaç arkadaş, enstrumanlar eşliğinde oluşturmuşlar eseri. Güzel bir melodi ve klarnetle olaya giren şarkı, nakaratta darbuka ve mükemmel sözler eşliğnide zirve yapıyor. Sabahtan akşama dinlenesi...

Acemiliğini atmış


Oha lan, bu Kaan Kural'ın hatrına izlediğimiz Acemi Cadı'daki cadı kız değil mi? Vallahi de o.. Neyse susuyorun ben.

Jose Karizması


10 dakikadır şu resme bakıp bakıp hayran oluyorum. Jose Mourinho olmak böyle bir şey işte. Topa eğilen de dünyanın en kaprisli, en şımarık oyuncusu Cristiano Ronaldo yani. Adam resmen Gregory House'un futbol sahalarına inmiş hali gibi. Bir çıkar da sevelim, okşayalım hocam...

22 Eylül 2010 Çarşamba

Günde 15 kilo verin!


Kilo hakikaten büyük dert. Çok şükür hiçbir zaman kilo problemi olan bir insan olmadım ama şimdiden ara sıra düşüncelerimle oynamaya başladı. 1.80 boylu biri olarak hiçbir zaman 79 kilonun üzerine çıkmadım çok şükür, ama tehlikeli sularda olduğumun da farkındaydım. Erkekte body building yapmadığı sürece "boy-kilo arası 10 fark olmalı" derler; boy 1.80'se, kilo 70 şeklinde, ama öylesi de çok cılız duruyor be abi. Ben ideal kilomun 73-74 olduğuna kanaat getirdim.

En etkili kilo verme yöntemi akşam yemeğini çok cılız tutmak, hatta mümkünse akşam yemek yemeyip meyveyle falan geçiştirmek, illa da yiyecekseniz mümkün olduğunca erken yemek, 5-6 gibi falan. Bir doktor tanıdığın tavsiyesi üzerine akşam yemeklerini kestim bir süredir. Sabah 2-3 poğaça+çay kombinasyonu klasik, öğlen 1 gibi normal hayvan gibi yiyorum. Bir daha öğün yok. Akşam eve gidince de meyveye abanıyorum. İnsana en çok kilo aldıran şey, öğün dışında tüketilen çikolata, kola gibi şeyler. Özellikle kolada öyle büyük bir kalori var ki, cidden aşırı fazla. Onları da azalttım baya. Ama aralarda çay, kahve falan tamamen serbest. Ki günde 5-6 bardak çay, kahve içiyorum ve çok fazla şekerli içiyorum. Buna rağmen 5-6 aydır 78-79 arasında gidip gelen ben, bunu uyguladığım 2 haftada 75 kiloya düştüm. Tabii akşam yemeğini iptal ettim ama bazen dolma, mantı falan oluyor, nitekim bünye dinlemiyor iptal falan.

Metabolizmaya göre değişiyordur herkeste ama ben kilo verme tekniğimi buldum. Hem kendimi hiç sıkmadan, öyle "kibrit kutusu kadar peynir, 1 dilim kepek ekmeği" muhabbetlerine girmeden, hem de sevdiğim şeyleri yiyerek kilo verebiliyorum. Ki okul, iş, staj üçgeninde belki de 3-4 yıldır hiç düzenli spor yapamıyorum. Biraz da koşsam falan iyice forma girecem yani..

PS: Başlıkta realite arayanı döverim.

"Meydan Larousse bilmiyo, bu biliyo"


1 hafta önce Beşiktaş’ın Fenerbahçe’yi çok rahat yenebileceği izlenimi vardı herkeste. Bu mağlubiyetin ardından da Aykut Kocaman’ın işi biter diyenlerin oranı da %80-90’dı. Ama arada Beşiktaş bir CSKA Sofya maçı oynadı. Bu maçı dikkatle izleyenler, Beşiktaş’ın açıklarını sezdiler. Bunların başında da Aykut Kocaman geliyor. O yüzden birileri Fenerbahçe ilk yarıda skoru 5-0 yapabilirdi diyor. Bu maç Aykut Kocaman’ın en iyi maçlarından biriydi. - Hıncal "Meydan Larousse" Uluç

Herkes Aykut'u eleştiriyor ya, Hıncal'dan da "herkes gibi" aynı şeyi yapmasını beklemiyordunuz heralde değil mi? Bir insan ancak bu kadar kompleksli olabilir. Rijkaard'ı ne zaman övecek ben onu bekliyorum şu an.

Başlık ne alaka? : Hıncal Uluç'un sporun her dalını ve siyaseti, magazini, ekonomiyi, her konuda her şeyi uzman düzeyince biliyor oluşuna dair Yılmaz Erdoğan'ın yaptığı bir espridir.

Messi Lakers'ta


NBA'in köklü takımlarından Los Angeles Lakers, uzun yıllardır aradığı 10 numarayı İspanya'da buldu. Transferde geçtiğimiz sezonki hatalara düşmek istemeyen sarı-morlu ekibin yöneticilerinden Magic Üstünel ve Haldun Johnson, Katalan ekibi FC Barcelona ile gizli sürdürülen pazarlıkların sonucunda, Arjantinli oyuncuyu sarı-morlu renklere bağladılar. Bu ikilinin tam 17 aydır Barcelona kampının yakınlarındaki bir pansiyonda kaldıkları bildirildi. Boston Celtics, Charlotte Bobcast ve Juventus gibi dünya devlerinin de peşinde olduğu bilinen Lionel Messi (23) orta alanda hücuma yönelik görev yapabilen, her iki eline ve ayağına hakim, etkili dış şutlar atabilen ve gerektiğinde farklı mevkilerde de oynayabilen bir isim. Transferin sonuçlanması üzerine Genç Messi; "Zaten çocukken Lakerslı'ydım. Kerim Abdülcabbar, Megiç Cansın, Şak.. Lakers'ın hiçbir maçını kaçırmazdım, hayallerimin takımına geldiğim için çok mutluyum, Kobe Abi'yle iyi bir ikili oluşturacağımızı düşünüyorum. En kısa sürede İngilizce'yi de öğrenip takıma katkıda bulunmak istiyorum." diye konuştu.

Şimdi akıllarda şu soru işareti var: Kobe ile Messi aynı takımda oynar mı?

Kaynak: İHA (Video)

21 Eylül 2010 Salı

Bi'


Eşcinsellikten, lezbiyenlikten ziyade biseksüellere karşı ilgiliyim. Biseksüelizm güzel olay bence. Erkekte olmadığı sürece.. Aman diyim. Hani erkeğin geyine, topuna bile okeyim de biseksüel olmasın bir zahmet be...

Dövmeli #11

Dizi Takvimi


İzlediğim tüm diziler 20 Eylül gecesi yayınlanacak diye biliyordum ama, hepsini tek geceye sıkıştırmamak için olsa gerek, Big Bang Theory'de değişiklik yapmış yapmışlar. House, How I Met ve 2.5 Men Pazartesi akşamları, yani TSİ Salı sabahı yayınlanıyor ve sabah 7-8 civarı nete düşmüş oluyor. Şu anda üçünü de indirdim, akşam izlemek üzere bekliyorum. Big Bang Theory ise Perşembe gecesine alınmış. Yani onu Cuma sabahı indirebileceğiz. Geçen sene 3 komedi dizisini ne güzel aynı gün indirip, bir nefeste izliyordum, bu sene değiştirmişler. Keşke komedi üçlüsü yine aynı gün olsa da, House'u farklı gün yapsalarmış..

Salı sabahı - House MD, How I Met Your Mother, Two and a Half Men
Cuma sabahı - The Big Bang Theory

20 Eylül 2010 Pazartesi

The Şeytan! #3

"Kızım Galatasaray Lisesi'ne girmek istiyordu. O logoyu her gün görüp, anasına küfretmek istemediğim için göndermedim." - Rıdvan Dilmen

2009 yılında The Şeytan! #1 ve The Şeytan! #2 yazılarında Rıdvan Dilmen hakkında daha önce olumsuz şeyler yazdığımda çok tepki almıştım. Tekrar yazıyorum. Bu işin tepkiyle falan alakası kalmadı artık. Bir insan bir şeyi bilmeye bilir, her şeyi bilmek zorunda da değildir. Ama bilmediği konuda ısrarla yorum yapıyorsa, objektif olması gereken durumda kendini çok zorlamasına rağmen bunu beceremiyorsa, ben bir izleyici olarak istediğim kadar eleştiririm. Objektif değilsen bari objektif olmaman gereken bir programda yorum yaparsın değil mi? Geçtiğimiz yıllarda söylediğimi tekrar ediyorum. Ben artık bıktım Rıdvan'ın her FB puan kaybından sonra beş karış suratla yorum yapıp, her GS ve BJK puan kaybında ağzı kulaklarında oluşundan..

Varan 1: "Misimovic zaten Bundesliga'yı artık kaldıramıyor diye gönderildi." diyor Şeytan. Misi, son sezon Wolfsburg'ta ŞL dahil toplam 45 maç oynadı. 14 gol, 20 asist yaptı. Kim neyi kaldırmış belli oluyor zaten.

Varan 2: "Insua Liverpool'da da oynamıyordu" diyor Şeytan. Insua, son sezon Liverpool'da ŞL dahil toplam 44 maçta oynadı. Bir bek için gol-asist sayısı çok önemli değildir, 1 gol ve 4 asisti var. Bence kaldırmış beyler.

Varan 3: "Güntekin, sana Süper Lig'te Lorik Cana gibi 20 tane adam bulurum" diyor Şeytan. Rakam vermeye gerek yok. Adam hem Şampiyonlar Ligi'nde top oynamış Marsilya'nın, hem Premier Lig'in gedikli takımı Sunderland'in, hem de Arnavutluk Milli Takımı'nın yıllarca kaptanlığını yapmış. Doğru düzgün maç kaçırmaz, son derece istikrarlı. Sen adamın burada oynadığı futbolu istediğin kadar eleştir, lafım olmaz. Zaten henüz bir şey yapamadı adam. Ama sırf GS'ı kötülemek için saçma sapan, cahil cühela yorumlarıyla adamı yalan yanlış eleştirmenin tanımı nedir bilemiyorum.

Bu adam aylarca Baros'un iyi bir forvet olmadığını, bu takımın esas forvetinin Nonda olması gerektiğini de savunmuştu zamanında. Rijkaard'ın B Planı, Keita ve Elano'nun topçu olmayışları... Daha bir sürü mahareti var da, hepsine girmeyeceğim şu anda. Üstü kapalı bir şekilde takmış durumda GS'a.

Yeter artık Rıdvan. Ülkenin en iyi yorumcusu olma kapasitesine sahip biri olarak, ne yazık ki sana saygı duyanların sayısını düşürüyorsun. Kendimi tekrarlıyorum; Madem o kadar çok biliyorsun, neden hala orada oturuyorsun?

"Rıdvan Dilmen'in kahvedeki adamdan tek farkı futbol oynamış olmasıdır. Ne kadar oynadığı tartışılır ya, neyse." - Lucarelli-Breitner Blog

Tabular...


Bu sabah hazırlanırken Kılıç Günü isminde saçma sapan bir dizinin tekrarına denk geldim (izleyen varsa kızmasın, dizinin isminden bahsediyorum). Anaa.. Bir baktım adamın biri kıçına bağladığı beyaz havluyla, erkek arkadaşının uzandığı bembeyaz yatağa yaklaşıyor. Sonra da yatağa girip sarmaş dolaş muhabbet ediyorlar. Bariz şekilde gey ilişkisi.. Şok oldum. Yabancı dizilerde lezbiyenlerin, geylerin seks sahnelerine bile alışkınız da, bir Türk dizisinde bu ilk olmalı...

Kısa süre önce Türk televizyonlarının kısırlığından, korkaklığından bahsetmiştim, ateizm konusunun ucundan açılmasının bile yasak olmasından dolayı. Tek tabu ateizm değil. Türk dizilerinin hiçbirinde eşcinsel ilişkinin olmaması da bir başka tabuydu. Onaylarsınız, onaylamazsınız ayrı bir olay.. Bana da erkeğin eşcinseli iğrenç geliyor, ama artık olan bir şey bu. Kimse yönetmeni, senaristi, bilmem nesi, tebrik ediyorum bir tabuyu yıktığı için. Nihayet yani. Google'da "kılıç günü gay sahnesi" diye arama yapınca olayın derinine inebilirsiniz.

Sizin gibi cengaverleri lezbiyen ilişkilerinde de görmek isteriz.

"Stumpf vardı, Falco vardı"

19 Eylül 2010 Pazar

Penaltı


Klasik bir Fenerbahçe derbisi gibi başladı maç. Rakip oynadı, Fener attı yine. Fenerliler bunu yanlış anlamasın, bu iyi bir şey olarak bile yorumlanabilir bana kalırsa. Keşke bu durum GS için geçerli olsa. Adamlar Türkiye'de derbi nasıl oynanır biliyorlar, gram top oynamasalar da mutlaka öne geçiyorlar ve kazanabiliyorlar. Bugün olmadı, ayrı mesele.

Çok gitgel yaşandı maçta. İlk 20 dakika Beşiktaş şahane oynadı. Kaleci hatasından dolayı şanssız bir gol yediler. Golden sonra Beşiktaş soğudu. Sonrasında hem Ekrem, hem Hakan'ın zorunluluktan değişmesi Schuster'e hamle şansı bırakmadı, iyice dağıldılar. Nihat zaten hiç sahada yoktu. Ardından Fenerbahçe Niang ve Dia ile çok net iki golü kaçırdı. Sonrasında maç fena halde bayıklaştı. Aykut Kocaman'ın Emre-Özer değişikli inanılmaz yanlıştı. Emre çıkınca FB orta sahası helvaya döndü resmen. Aykut Hoca ilerde iyi bir hoca olur mu bilmiyorum ama şu anda berbat bir hoca. Bir ara Beşiktaş işi tek kaleye çevirdi yine ve bir penaltıyla berabere bitmiş oldu. Ha bu arada FB az geldi ama öz geldi, BJK savunması ve kaleci Cenk ölümcül müdahalelerde bulunup fark olmasını engelledi. Sonuç olarak, skor GS ve diğer rakiplere yaramış oldu..

Dün söylemiştim GS'ın şu an futbol olarak bu iki takımdan da çok aşağıda olduğunu. Düşüncemin arkasındayım. Ne yazık ki...

Mission Accomplished


Veeee evet.. Temmuz 10 civarı, 2. sezonun başından devam ederek başladığım House'u az önce komple bitirdim nihayet. Acayip bir sezon finaliydi yine. Staj yapıyor olmama rağmen, zaman zaman kendimi zorladım, zaman zaman fazla boşladım, ama işin ciddiyetini kavrayıp son dönem girdiğim kamp sayesinde son gün itibariyle bitirdim. Yarın, hatta bu sabaha karşı 7. sezon başlıyor. Bakalım Greg'i eş zamanlı takip etmek nasıl bir şeymiş...

İşte House'u bitirme sürecim:

#FFFF00

18 Eylül 2010 Cumartesi

"Yoo dostum yoo"


İyi ki stada gitmemişim maçı izlemeye. Kanser olacaktım iyice, doğru karar vermişim. Yine gram top oynamadan, öyle ya da böyle bir gol bularak alınan tesadüf bir galibiyet. Antep maçının tıpa tıp aynısı. Ayhan bu maçta fena değildi, çok da güzel bir gol attı ama Sarp denen şeyin ne yaptığı belirsiz. Cana son 15 dakika girdi ve bu takımda oynaması gerektiğini gözüne gözüne soktu Rijkaard'ın. Ha Cana girince takım takır takır top oynamaya mı başlayacak, hayır.. Ama en azından Sarp gibi oyunun iki tarafını da götüm gibi oynayan bir adam yerine, ayağı top yapan, defansta yırtıcı bir adam olmuş olacak. O maçtaki form durumlarına göre sağ veya sol açıktan birini çıkarıp Aydın'ı sok, hazır adam formda, kontenjanı da aşmış ol, Cana'yı oynat işte hoca, gözünü seveyim ya...

Şunu söyleyeyim, öyle böyle 3 kez üst üste galibiyet alındı evet, kimse bunu görmek istemiyor ama şu an Bursa, Trabzon gibi sağlam bir takım geldiğinde dağılacak durumda şu an takım, çok net. Beşiktaş, hatta kötü durumda olan Fener şu anda GS ile maç yapsa falafoş olunup, ortalık karışabilir GS takımında.

"Bu sana, veda ederken, son bakış, son gülücük"


İtiraf zamanı geldi. PES 11 Demo için ilk oynayışımın ardından baya övgüyle bahsetmiştim. Yalnız kararımda fena değişiklikler oldu. Oyunu 3-4 gündür durmadan oynadım, yetmedi arkadaşla iki kişilik oynadık. İlk başta aslında getirilen bir sürü yenilik nedeniyle çok cezbedici ve etkileyici gelmişti. Ama artık itiraf zamanı geldi. Öncelikle, ben genelde beğenilmeyen PES 10'u cidden beğenmiştim. Ve arkadaşlarla daha geçen haftasonuna kadar, kesintisiz her hafta sonu oynuyorduk. Hakem ve kaleciler ara ara deli etse de ölümüne zevk alıyorduk. Oturmaktan götüm, tuşlara basmaktan sol baş parmağım ağrıyordu.. Yalnız bu kez oyunda bir eksiklik var arkadaş. Demiştim ya "PES 11, FIFA tarzı PES olmuş" diye. Evet, değiştirecem diye DE PES kalıbından iyice çıkmışlar. İşin kötüsü, FIFA'ya da tam benzeyememişler, ortada bir yerde kalmışlar. 3-4 günün sonunda şunu keşfettim, oynuyorum oynuyorum ama zevk vermiyor oyun.

FIFA'ya gelirsek. Demo'sunu denedim, yıllardır pek oynamadığım için adapte olamadım fazla, ayrıca bilgisayarın da kalbi tam yetmiyor, takıla takıla oynuyorum ama daha iyi olduğunu itiraf etmek zorundayım. Pas olayları falan çok daha etkileyici.. Çaresizim, sözler tükendi, uykularım kaçıyor.. Winning Eleven 3-4'ün eminim kemikleri sızlıyordur şu anda.


Son söz: Buraya kadarmış Konami. Önce bilgisayarı yenilemeyi düşünüyorum. Ardından da 99'da bıraktığım Fifa'ya geri dönme vakti geldi sanırım. Şu an gözümden dökülen iki damla gözyaşı eşliğinde haykırıyorum: Elveda!

Makukula S02E01


Makakula, yeni takımıyla ilk maçında yine bombaladı, 2 golü çaktı. Adam tam Süper Lig oyuncusu cidden. Güçlü, yıkılmıyor, çevik, vuruşları iyi. 3 büyüklerden birinin bu adamı almamış olması büyük fiyaskodur bana kalırsa.

Başlık efsane bu arada. Makakula Sezon 2, Bölüm 1. Facebook'ta Umut Tuğaç kardeşimin iletisidir. Saygı, sevgi.

17 Eylül 2010 Cuma

"Havuç'tan şarkıcı mı olur lan?"


..diye düşünüyordum Furkan Kızılay şarkı söylemeye başladığından beri. Eleman sanırım 2 yıldır falan şarkı piyasasına inceden atılmış durumda. Şarkıcı olmaya karar verdiğinde, klasik meşhur olanların şarkıcı olmaya çalışması şeklinde yorumlamıştım. Hatta geçen güne kadar hala öyle düşünüyordum. Ta ki, Çocuklar Duymasın'ı izlerken, yukarıdaki sahneye denk gelene kadar. Daha önce hiçbir şarkısını 15 saniyeden fazla dinlememiştim. Bu sahneyi görünce, YouTube'tan falan birkaç şarkısına daha baktım da.. Bu veledin sesi hakikaten fena değilmiş lan.

"I wanna play a game"

16 Eylül 2010 Perşembe

Demo Strike


Hobaaa.. Ben unutmuştum Demo çıkış tarihlerini. Bir anda çıktığını görünce acayip mutlu oldum. Hem PES, hem FIFA'nın demoları yayınlanmış.

Download: PES 11 Demo (1.3 GB) | FIFA 11 Demo (Bilmiyorum)

FIFA'ya sadece kalecilik konusunda şans verebilirim, onun dışında benden not alamaz. Konsoldaki kaliteyi PC'ye hiçbir zaman yansıtamıyorlar çünkü. PES 11'in demosunu hemen indirip denedim. Öyle çok büyük beklentilerim yok zaten PES'ten. Her sene bir şeyler koyuyorlar üzerine zaten. Klasik PES çizgisini korusunlar benim için yeterlidir. İlk izlenimler:

- Öncelikle Türkçe menü desteğinin olması girer girmez bir mest ediyor insanı otomatikman. Pozisyon isimlerinin falan Türkçe kısaltması biraz tuhaf olmuş ama birkaç oynayışta hemen ısınıyorsunuz..

- Oyuna girerken inceledim, taktik menüde bir sürü detay var, iyice teferruatlandırılmış. Güzel bir durum tabii. 2010'da bir sürü asistant, tactics olayları koydular ama doğru düzgün hiçbirini kullanmaya gerek kalmamıştı..

- Oyunu açar açmaz bir kere insan "bu ne lan?" oluyor. Önceki bütün PES'leri unutun. PES, grafik motoruyla FIFA havasını yakalayıp klasik Winning Eleven adaptasyonunu birleştirerek bambaşka bir olay yaratmış.

- 360 olayı biraz daha iyi adapte edilmiş bu kez oyuna. Ben hayatımda analogla PES oynamadım ama ilk kez deneyebilirim.

- Görüntü kalitesi olarak her sene biraz daha iyiye gidiyorlar. Yine çimler, seyirciler geçen senekine göre geliştirilmiş.

- Şutun hızını gösteren ve altta dolan bar artık orada değil. Ekranda vuran oyuncunun hemen dibine koyulmuş. Adapte olmak biraz sıkıntı yaratıyor ilk başta ama zamanla alışılmayacak şey değil tabii. Frikiklerde de zorlaştırıyor bu işi.

- Paslar bariz şekilde değişmiş ve daha, hatta inanılmaz gerçekçi bir hal almış. Pasa basılı tuttuğun derecede şiddette atıyor artık pası. Önceki 2 senede X tuşuna basılarak atılan 2 çeşit pas vardı. Ya bir kez basacaksınız ve en yakındaki adama atacak. Ya da basılı tutacaksınız ve uzaktaki adama atacak. Artık 2 seçeneğiniz değil, bir sürü seçeneğiniz var. Baya üzerinde uğraşmak gerek. Çok çok iyi olmuş. Otomatikman adama yollamıyor, yönü nereye basarsanız o tarafa atıyor, adamın uzağına atarsanız adam koşup yakalamak zorunda kalıyor.

- Yapay zeka PES'te her zaman şöyle bir boyutta olmuştur: Her sene daha da geliştirip oyunu zorlaştırıyorlar ve "ohaa çok zor lan" dedirtiyorlar, ama birkaç hafta veya ay içinde çözüyorsunuz ve golleri sıralamaya başlıyorsunuz. O yüzden de bir süre sonra bilgisayara karşı oynamak çok zevk vermiyor. Ama ne olursa olsun iki kişi karşılıklı oynamak inanılmaz bir zevk oluyor. Neyse.. Yine bunda da ilk izlenimim "oha bu ne amk" oldu, bakalım yine çabucak çözebilecek miyiz..

- Oyuna yeni yüzlerce motion'ın eklendiği söyleniyor. Onlartca yeni şut, çalım ve orta açma tekniği gelmiş ama henüz hepsini çözemedim. Zamanla..

- Messi, Ronaldo, Agüero, Rooney gibi hayvanların adamların resmen içinden geçip gitme olayını çözmüşler gibi sanki. Bu çok önemli bir özellik. Gerçi Messi bunu gerçekte de yapıyor ama neyse... Normalde çok süratli adamlar oyunda o kadar süratli değil, bu güzel bir durum bence. Baya beğendim.

- Genel olarak baktığımızda, oyun bariz şekilde gerçeklik kazanmış. Yeni pas, dribling sistemi, savunma tarzı ve ikili mücadelelerdeki farklılık sayesinde kontrol edilen oyuncuyla daha fazla bütünleşmezize imkan tanıyor ve daha gerçekçi bir kontrol hissi kazandırıyor. Topsuz adamlar daha hareketli, boş alana kaçma arayışı içindeler. Rakipten top almak daha farklı adapte edilmiş.

- Kamera açıları değiştirilmiş. İlk başta baya yadırgadım ama biraz oynayınca daha oyunun içinde olduğunu keşfettim. Kamera açısı değişiyor, hareket ediyor falan, TV'den izler gibi.. Çabuk alışıyorsunuz, sorun yok.

- Ve bilgisayarım kaldırmayacak diye çok korkuyordum ama çok rahat kaldırdı. Hatta grafikler falan gelişmiş olmasına rağmen 2010'dan daha sorunsuz ve takılmadan oynayabiliyorum. Çoook mutluyum, çok!

2-3 maç sonunda ilk izlenimlerim bunlar oldu. 2010'da bazen sinir bozucu hatalar yapan hakem hadiselerini ise anca çok daha fazla maç yapınca anlayabilirim diye düşünüyorum. Full versiyonun resmi çıkış tarihi 8 Ekim. Nete biraz daha erken düştüğü düşünülürse 15 gün sonra falan kucağa düşer PES 2011. Şimdilik parlak görünüyor durum.. Akşamdan beri başından kalkamadım resmen, House falan yalan oldu. Allah utandırmasın.

Not: PES 11 Demo için maçlarda yine 10 dakikalık süre sınırı var. Buradan süre uzatma yamasını indirip saatlerce yardırabilirsiniz.

"Okul yolu düz gider"

Ne kadar salakça bir şarkı sözüymüş lan bu! Vay anasını...

Perhiz ve Lahana turşusu, mm bayılırım!


Turşunun her türlüsünü severim, ayrı bir konu, geçelim.. Şu bizim yeni yetme kız yok mu, hani Gossip Girl'de parlamıştı, sonra şarkıcı olup ortalığı kasıp kavurdu. 1993 doğumlu. Hah evet, Taylor Momsen. Efendim bu hanım kızımızdan Amerikan aileleri ve koyu hristiyan mensupları pek bir şikayetçiymiş. Daha reşit olmadığı halde yırtık pırtık elbiseler, tuhaf makyajlar ve ağız sularını Missisipi Nehri'ne çeviren seksi kıyafetleriyle genç kızlara pek bir kötü örnek oluyormuş kızımız. Hele şu klipte ilk sahnedeki erotik dansı cinnete getirmiş milleti. Allah allah.. Ne yani, 3 ay sonra 2011 yılına girdiğimizde, bu kız 18 olduğunda kötü örnek olmamaya mı başlayacak artık? Nedir bu reşitlik olayı, hele de televizyon dünyasında olan biri için.. Peehh. Neyse, ben aradım konuştum, Taylor'la. Dedim ki; "Bak yavrum, zaten bu Amerikan müzik dünyasında benim için 2 Taylor var, biri sen, diğeri Taylor Swift. O yüzden, sen bu cahil hristiyanları takma, hani haline şükret, Türkiye'de değilsin. Aynen devam. Kib. By. Mcks. Optm."

15 Eylül 2010 Çarşamba

Özlemişiz be...


Komedi Dükkanı, bu akşam Star'da geri döndü. Aslında hiç haberim yoktu ama şans eseri denk geldim. Adama askerlik yaramış beyler.

"Does he look like a bitch?"

Pulp Fiction (1994)
- unutulmaz sahneler -

"Şehvet Tanrıçası"


FHM Dergisi artık nasıl bir yokluk yaşıyorsa, gitmişler Nadide Sultan'ı kapak yapmışlar. Nadide Sultan lan bu. Binbir türlü fotoğraf tekniği, fotoşopla bile anca bu kadar olmuş. Dünya üzerinde koyacak kadın mı bulamadınız allah aşkına ya? Bu ayki kapak güzeli için "Şehvet Tanrıçası" başlığı altında: "Muhteşem ses ile kusursuz fiziğin harikulade birleşimi olan Nadide Sultan'ı gerçekten çok özlemişiz!" ifadesi kullanılmış. Ehe ehe.. Ciddi mi lan bunlar?

14 Eylül 2010 Salı

Ateizm - İslam - Yobazlık


House MD'nin 7. sezonunun başlamasına sayılı günler kala, 6. sezonun sonlarına gelirken fark ettiğim bir şey var. Gregory House bilindiği üzere ateist bir zat. Ultra zeki, süper bilgili ve über bilimsel bir kişilik olduğundan Tanrı'ya inanmadığını her fırsatta gözümüze sokuyor senaristler. Benim merak ettiğim ilk konu acaba senaristler de ateist midir.. Tabloya bakılırsa öyle görünüyor. Yalnız ateist olsalar da olmasalar da öyle güzel bir noktaya dikkat çekiyorlar ki her seferinde. House ne zaman Tanrı'nın olmayışını kanıtlama çabasına girse, dindar biriyle iddialaşsa, sonunda kazansa dahi bir "acaba" bırakıyorlar. Yani House bile "ulan acaba.." diyor ve Tanrı'nın varlığını sorguluyor zaman zaman. Diyeceğim o ki, bu ateistlerin ruh halini o kadar doğru yansıtıyor ki.. Eğer senaristler ateistlerse, kendi durumlarını açık yüreklilikle ortaya koymuş oluyorlar, değillerse de çok çok iyi bir analiz söz konusu ortada. Ateistler bunu kabul etmese de, bir zamanlar ateist olmakla olmamak arasında kalan biri olarak bunun farkındayım. Merak edenler için; Ateist değilim.

Bunun yanında. Diziye "ateizm propagandası" gözüyle bakanlar ve Türkiye'de yayından kaldırılmasını isteyenler dahi var. O zaman Gossip Girl, Two and a Half Men de "seks propagandası", onları da kaldıralım. Gossip Girl'i izlemiyorum ama 2.5 Men'de Charlie'nin götürdüğü hatunları canı çekmeyen var mıdır?

Türkiye'nin eksikliği bu işte, karşı tarafın görüşünü önemsememesi, karşı tarafı dinlememesi. Savunulan taraf X Partisi'yse bitmiştir, Y Partisi'nin ne icraatler yaptığı umrumuzda olmaz, Allah onların belasını versin. Sen her kanalda islam propagandası yaparken iyi, inandığın şeyi ölümüne, kör kütük savunurken iyi. Orada adam inandığı şeyi, bilimsel gerçeklere dayandırarak savunurken ve belki 500 milyon kişinin izlediği olağanüstü bir dizi çekerken, sen buna "propaganda" diyorsun. Yok canım, yemezler.. Bırakın isteyen istediği gibi düşünsün ve bunu rahat rahat söylesin. Ulan yobazlık da değil artık bu, başka bir boyut..

Türk Televizyonları'nda ateizmle ilgili herhangi bir şey yayınlamak, tartışmak zaten kesinlikle yasak. Bu bile ne kadar eksik bir millet olduğumuzu ortaya koyuyor. Muhabbet Kralı Programı'nda "öbür dünya" kavramı tartışılırken, ortamda bulunan ve ateist olduğunu belli eden bilimcilerin muhabbeti o noktaya çekmesi üzerine, yine ateist olduğunu tahmin ettiğim Okan Bayülgen dahi frene bastı. House, dünyaca ünlü bir dizi olduğu için, o istisna. House'ta ateizm belki 3-5 bölümde bir konu oluyor çünkü.

Lookin' for a variant one? #7

13 Eylül 2010 Pazartesi

Haftasonu planları iptal


Ulan Misi geldi, Insua geldi dedik, oturduk ağız tadıyla maç izlemeye, ama yok. Gram top oynamadı takım ilk yarının başındaki 15 dakika haricinde. Hadi penaltı falan bir şekilde golü buldun, artık kontrolü ele al, kendi sahandasın, o da yok. Başladılar geri çekilmeye. Bir baktım dakika 80'de, topla oynama oranında Antep %60'la önde. Senin sürekli 2. golü arayıp rahatlamaya çalışman lazım, son 20 dakika takım kalesini savunuyor, kaleci Ufuk vakit geçiriyor.. Yahu hakikaten anlamıyorum. Sorun nerede çözemiyorum, çözebilenin de olduğunu sanmıyorum. Oyuncular ruhsuz desen değil, takım kalitesiz değil. Tek cevap Rijkaard kalıyor.. Ona da ben inanmak istemiyorum.

Yıllardır diyoruz, takımda box-to-box oynayan adam eksik diye. Hala yok, hala yok. Ayhan'la, Sarp'la bir şeyler yapmaya çalışıyor hoca. Cana da kontenjana takılınca mecburen ikisini de ilk 11 gördük. Kanser olmaya ramak kalmıştı. Bu hücum hattına böyle bir orta saha olmaz, olursa tüm sezon böyle olur işte.. Nasıl bir kontenjan formülü üretilir bilmiyorum ama, acilen Lorik Cana bir şekilde monte edilmeli 11'e. Elano da bir daha bahsi geçen rakamların yarısına bile zor satılır muhtemelen. Adam resmen bu takımda oynamaya niyetli değil. Yapacak bir şey yok, yönetim hatası. Takımda oynamaya niyetli adamların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Baros, Kewell, Neill ve sonradan giren Pino. Başka da yok. Yeni gelen Misi ve Insua'yı ilk maçları olduğu için saymadım. İkisi de ilk maç için gayet iyiydi bence.

Hep derdim ki "ulan keşke İstanbul'da otursaydım, her haftasonu maçtaydım ne güzel". Aman aman İzmir çok iyiymiş be hacı. Allah sabır versin bu sezon GS taraftarına. Bu oyun nasıl düzelecek hiç bilmiyorum, sorun kadroda falan değil çünkü. Kombine falan alana da çok acıyorum. Şahsen her şeyi hazırlamıştım, bu haftasonu oynanacak Buca maçına gidiyorduk arkadaşlarla, ama şu oyunu gördükten sonra inanın vazgeçtim. İsterse 20 yılda bir kere gelsinler İzmir'e. 40-50 lira para vereceğim ve ekran başında delirdiğim yetmiyormuş gibi bir de canlı canlı cinnet geçireceğim. Pardon, ben almayayım...

"Papatya Gibisin, Beyaz ve İnce"


Shakira'yı oldum olası çok severim, yaşlandıkça güzelleşen hatunlardan biri. Yaşlanmak derken, henüz 33 yaşında ve şu an güzelliğinin zirvesinde bence. Muhtemelen 45'li yaşlarına kadar çok güzel olan ender kadınlardan biri olacak kendisi. Şu klibe dikkat çekmek istiyorum. Şu meşhur Waka Waka şarkısını, ben de çok şirin buluyorum, yalnız bu klibi yeni gördüm. Aslında 2010 Dünya Kupası için yapıldığı için çok yeni bir video değilmiş. Neyse. Videoda Dünya Kupası adına süper görüntüler var, eski zamanlardan ve günümüzden.. Yalnız, özellikle şu videoda Shakira'nın tatlılığı, şirinliği bitirdi beni. O oynayışı, mimikleri, bakışı cidden harika. İlk defa bir klipte bir hatuna hasta oldum, o derece yani..

Klibi HD olarak izleyip, o zevki tam randımanlı olarak yaşamanızı tavsiye ederim. Upload ettim, buradan indirin! (Sadece 58 MB)

"Bir bakardın, başkalaşırdı her şey"

Bakışların güzeldi, onları sevmiştim ben
Bir bakardın, başkalaşırdı her şey
Anlamı vardı sanki her bir bakışının
Yorulmadan bakmak isterdim hep
Ama her defasında yorgun düşerdim
Erirdim, nefesim kesilirdi, ölürdüm her defasında
Rüya gibi gelirdi geçen her dakika
Rüyaydı, farkındaydım
Ömrümü uzatırdı bakışların
Sorgusuz sualsiz yaşardım
Di'li geçmiş zamanların öncüsü kaldın şimdi
Aklıma geliyorsun ; ama artık heyecan getirmiyorsun ki
Diyorum ki; bendeydi hata ,
Diyorum ki; rüyaydı öyle kabullenmiştim başını
Diyorum ki; iyi ki uyanmışım.

Referandum


Yıllar önce ne kadar kızmıştı millet Aysun Kayacı'ya. Şimdi sahil kentleriyle, cahil kentlerindeki oy orantısızlığına bakıyorsun ve... Meğer dağdaki çobanın oyuyla seninkinin bir olması ne kadar acıymış değil mi?


Ekleme (14.09.2010): Gelen yorumlar üzerine açıklama yapma ihtiyacı hissettim. Arkadaşlar, ben CHP'yi veya herhangi bir X partiyi savunmuyorum. Dolayısıyla onların yaptıklarının doğru veya yanlış oluşunu da.. Yorumlarda 'Sheldon Cooper' nickli arkadaşımın dediği gibi bunu anlatmak gerek. Çobana da, mühendise de neye oy vereceğini anlatmak gerek önce. Zaten ülkede şu anda arkasında durulabilecek bir parti de yok ne yazık ki. Hepsi birbirinden beter.

Lakin, nasıl genel seçimde veya siyasi herhangi bir tartışmada inandığım şeyler uğruna bir şeylere tepki gösterdiysem bunda da aynı şeyi yapıyorum. Derdim spesifik olarak çobanla veya doğu/batı kesimiyle falan da değil zaten. Bir sürü de Doğulu sevdiğim insan da vardır çevremde. Benim derdim neye oy verdiğini bilmeyen memleketlimle, gördüğünü yorumlayamayan memleketlimle, balık hafızalı, kolay kandırılabilen memleketlimle. Aysun Kayacı belki gerçek anlamda söyledi ama benim bahsettiğim "çoban" kavramı yukarıda dile getirdiğim üzere bir metafordan ibarettir.