Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2017 Cumartesi

Yarın 16 Nisan, oy verin...

27 Mart 2017 Pazartesi

"Karanlıktaysan..."


" ... gölgen bile seni yalnız bırakır. "

17 Ocak 2017 Salı

Kabul et, mültecin olayım

İzlanda

27 Kasım 2016 Pazar

iPhone 5 ile Hollywood filmi çekmek


Çok acayip bir film izledim az önce. 2015 yapımı Tangerine. Muhtemelen hepiniz ilk kez duyuyorsunuz. Haklısınız da. Zaten her şeyiyle çok acayip bir film. 

Üstteki "set" fotoğrafında da görebileceğiniz gibi, filmin tamamı iPhone 5s ile çekilmiş. Ve tek bir günde bütün çekimleri tamamlanmış. Zaten tek günü içeren bir hikaye ve sabah başlayıp gece sona eriyor. Los Angeles'ta yaşayan iki travestinin başından geçen enteresan olayları anlatıyor. LA'in o şaşalı, zenginlikler ve gösterişle dolu dünyasının dışında kalan arka sokaklarına odaklanıyoruz filmde. Transeksüeller, fahişeler, uyuşturucu batakları, fakirliğin ve hayal kırıklığının dibi.. Ben zaten her türlü tercihe ve inanışa saygı duyan bir adamım, ancak insanın özellikle transeksüellerin hayatına daha da bir anlayışla bakmasına sebep oluyor film. Alışılagelmiş filmlerde kurban veya komedi öğesi olarak kullanılan transların hayatının tam ortasına kadar girmemize yardımcı oluyor film. Ve olaylar kesinlikle ilgi çekici.

Farklı, çok farklı ve izlenesi bir film kesinlikle.

19 Ağustos 2016 Cuma

Çocuk ve Savaş


Dün Suriyeli çocuğun bu fotoğrafı ve bize insanlığımızı sorgulatan videosu hepimizin aklına kazındı. Twitter ve Facebook'ta gün boyu paylaşılarak çocuğun surat ifadesi resmen bilinç altımıza işledi, ezberimize kazındı. Bu konuda söylenecek çok şey var, bir o kadar da hiçbir şey.. Herkes çok şeyler söyledi, kimisi de hiçbir şey. Biz paylaşımlarımızı yapıp sahte üzüntülerimizi takipçilerimize yansıttıktan sonra yine hayatımıza devam ettik. Ben de ettim. İşten çıkıp akşam eve gittim. Duş alıp, bir şeyler yiyip, internette gezindikten sonra film izlemeye koyuldum.

Tesadüfün bu kadarı olacak, ki hakikaten de tesadüf. Listemin ilk sırasında Eye in The Sky diye bir film vardı. Filmin konusu ne biliyor musunuz? Savaşın ortasında kalan minik bir çocuk. Tabii içinde fazlasıyla politik ayrıntı, fazlasıyla üst örtmece, fazlasıyla rant kavgası var. Tıpkı gerçekte ve yukarıdaki fotoğrafta olduğu gibi. Filmde Afrika kıt'asının en çok aranan 3 azılı suçlusu ve yola çıkmak üzere olan 2 canlı bomba aynı evde toplanıyor, Amerikan ve İngiliz askerleri hepsini öldürmeye ve olası bir intihar saldırısını engelleyip, yüzlerce insanın ölümünü engellemeye yelteniyor. Ama bombalayacakları evin dibinde küçük bir kız çocuğu ekmek satıyor. Bu yüzden de iş, içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Son derece sürükleyici, heyecan ve merakla kendini izleten bir film. Gerçekçiliği tartışılır. Irak'ta 1 milyon sivili gözünü kırpmadan öldüren insanlar, 1 tane çocuğun ölümünü engellemek için bu kadar mesai yapar mı? Sanırım hayır. Ama mevzu aslında bu değil. ABD, İngiltere veya Mozambik fark etmez. Filmi insan olarak izleyip, olanları da gerçek olarak kabul etmek hiç zor değil. Efsane değil, ama görülmesi gereken bir film.


Filmin sonunu anlatmayacağım tabii ki ama, filmi de izledikten sonra bu Suriyeli çocuğa biraz daha uzun baktım. Fotoğraflarına, videolarına.. Yapılan yorumlara. Çünkü ilk baktığımda ilistürasyon gibi gelmişti. Yani demek istediğim şu.. Her gün ölen, kıyıya vuran, parçalanan çocukları duyup görüyoruz. Bizim için sıradanlaştı malesef. Tıpkı ülkedeki terör ölümleri gibi. Hepsi aynı önemde, hepsi aynı değerde elbette. Bu sadece yaralanan bir çocuk neticede. Esasen çok daha kötüleri her gün ölüyor, parçalanıyor, çok daha ağır yaralanıyor. Ama bu çocuğun ifadesi aslında hepsini bize anlatıyor. Uzun uzun, saatlerce, sayfalarca, günlerce..

Savaşın tam ortasında. Enkazdan çıkmış. Yanında anne yok, baba yok. Bir daha da hiç olmayacaklar. Belki ne olduğundan bile haberi yok. Yaralandığından bile.. Tek başına, öylece oturuyor. Suratının sol tarafı kötü durumda, parçalanmış. Orayı ellediğinde kan olduğunu fark edip şaşırıyor. Kanı çaktırmadan oturduğu yere sürüyor. Ağlamıyor bile. Ağlayamıyor. Çünkü ağlasa umursayacak, teselli edecek kimse yok.


Hepimizin suçu var bunda. Liderlerin, milyar dolarları olan godamanların, orta sınıf işçinin, senim, benim, karşı komşunun, bakkalın.. Herkes suçlu bu halde olduğumuz için. İnsanoğlu suçlu. Ben o yüzden inanmıyorum cennete, cehenneme. Ben bu hayattaki şeyleri gördükten sonra hiç bir tanrı beni cennete, cehenneme inandıramaz.

13 Haziran 2016 Pazartesi

Utanıyorum


11 Şubat 2016 Perşembe

Irkçılık: Amerika'nın bir türlü ölmeyen virüsü


Geçmişten bugüne, Oscar ödüllerine aday gösterilenler içinde siyahi oyuncuların her zaman çok az olması, hatta son iki senede hiç bir zencinin aday bile gösterilmemesi tüm dünyada büyük tepkiye sebep olmaya devam ediyor. Hollywood'un ünlü kadın oyuncuları; Jennifer Lawrance, Cate Blanchett, Jane Fonda ve Viola Davis başta olmak üzere toplam 13 aktrist, simsiyah giyinerek aynı karede İngiliz magazin dergisi Vanity Fair için verdikleri poz ile bu gidişatı protesto ettiler. 

Oscar ödülleri tarihinde oyunculuk dalında ödül kazanan siyahi oyuncu sayısı sadece 5. Hakikaten şaka gibi. Zaten ödülü veren 7 bin kişilik akademinin sadece 500'ü zencilerden oluşuyor. Ve yaş ortalaması 62. Galatasaray Divan Kurulu gibi. Yani muhtemel bir eski kafalılıktan kurtulamama, kasıtlı olmadan bile olsa ırklardan etkilenme durumu var gibi duruyor.. Morgan Freeman, Samuel Jackson gibi adamların oyunculuk dalında Oscar alamamış olması resmen komedi. Bu adamlar beyaz olsaydı durum ne olurdu, tahmin etmek çok da zor değil. Örneğin bu sene Samuel Jackson'ın The Hateful Eight'teki rolüyle Oscar'a aday olamamasını herhangi bir mantığa sığdırmak imkansız. 


Geçtiğimiz aylarda da Will Smith, eşi Jada Pinkett Smith ve Spike Lee, ayrıca neredeyse tüm zenci oyuncular Oscar'ı bu sebeple boykot ettiklerini ve bu seneki törene katılmayacaklarını açıklamışlardı. Hemen ardından Michael Moore, George Clooney gibi oyuncular da bu durumun kasıtlı olduğunu dile getirerek tepki verdiler. Geçtiğimiz yılki törende %16'lık bir izlenme oranı düşüşü yaşandıktan sonra bu seneki törenin nasıl geçeceğini hepimiz merak ediyoruz. 

Ana konumuza geri dönersek.. Uzay çağına geldiğimiz ve duyarlılığın hat safhada olduğu günümüzde ırkçılık belasından hala kurtulabilmiş değiliz. Bu pisliğin olmadığı bir ülke yok. Hatta Dünya'da bence ırkçılığın en fazla olduğu ülke kesinlikle Amerika. Tam tersi gibi gözükse de, ırkçılık karşıtı yüzlerce film, dizi, kampanya yapılsa da, hatta en çok orada eleştirilse de, Birleşik Devletler'in kanındaki bu ırkçılık virüsünü bir türlü öldüremediler ne yazık ki. 

10 Şubat 2016 Çarşamba

Love everywhere

7 Şubat 2016 Pazar

Selfi gibi selfi

Vazgeçtim


“ Seni sevmek muhteşem bir yalnızlığa evet demekmiş, bildim; pişman değilim! “
- Sezen AKSU

21 Kasım 2015 Cumartesi

"Şımaracak kimsen olmayınca.."


"..hayat seni kocaman bir adama çevirir."

20 Kasım 2015 Cuma

Atatürk'ün başarısının sırrı?



Savaşlar biter, zafer kutlamaları yapılır. Yabancı bir gazeteci Mustafa Kemal'e başarısının sırrını sorar ve şu efsane yanıtı alır;

“ Ben bu yaşıma kadar cebime giren her 2 kuruşun 1 kuruşuyla kendime kitap aldım. Başarımı buna borçluyum. “

Kendisi, dünya tarihinde başarısını okumaya borçlu olduğunu söyleyen tek devlet lideridir. Cephelerde, savaş sırasında bile sadece okumakla kalmayıp, askerlere dahi kitap okuttuğu bilinir. Silah sandıklarını boşalttırıp, içlerine kitaplar doldurup savaş cephelerindeki çadırlara gönderttiği bilinir. Ve şimdi biz ne yapıyoruz? Okumuyoruz.

Atatürk'ün en büyük mirası "okumak". Peki Atatürkçüler okuyor mu? Hayır.

Kuran-ı Kerim'in ilk emri "oku". Peki müslümanlar okuyor mu? Hayır.

Sunay Akın'ın yukarıdaki Atatürk fotoğrafıyla ilgili bayıldığım bir deyişi vardır;

“ Elimde olsa ülkedeki bütün okulların girişine, kitapların ilk sayfasına bu fotoğrafı asardım. Bakar mısınız, bundan daha güzel bir tarih fotoğrafı olabilir mi? Bütün başarısını okumaya borçlu olduğunu söyleyen Mustafa Kemal Atatürk, oturmuş kitap okuyor. “

16 Mart 2014 Pazar

Keşke...


...her şey bu kadar saf ve temiz kalabilseydi şu hayatta.

12 Mart 2014 Çarşamba

Ekmek almaya gittim..


Dün İzmir'de yine savaş vardı. Yine tomalar, biber gazları, sular, müdahaleler.. Yine direndik, bu sefer Berkin için. Özlemişiz biber gazının tadını. Bu kez soğuktu hava. Yine oralardaydık. "Hava sıcak olduğu için millet sokaklara döküldü" diyenlere inat.. Bu aklı başında kesim direnmeye devam edecek. Devam edeceğiz. Vatan hainlerine inat. Hayatları boyunca harcayamayacakları paraların köpeği olarak başkalarının hayatını hiçe sayanlara inat. Tayyip'e, Melih'e, Avni'ye, Acun'a, Rasim Ozan'a, Ertem Şener'e inat.. Orospu evlatlarına inat.

Dün olduğu gibi bugün de bloga Berkin dışında bir post atmayacağım. Benim burada bir başıma yaptığım mikronluk protesto kimsenin ilgisini çekmeyecek olsa da kendime saygımdan, insanlığa saygımdan bloga eğlenceli bir şeyler koymak gelmiyor içimden.

Ekmek almaya gittim, yarın gelicem.

27 Kasım 2010 Cumartesi

Türbanlı Sevişgenler


Hani türbanlıya 2. sınıf insan muamelesine kesinlikle ben de karşıyım. Nereye girerlerse girsinler, nerede takılıyorlarsa takılsınlar, umrumda değil. Ama.. Özellikle şu genç jenerasyonda türban kullananların %90'ının isteğiyle değil, aile korkusuyla türban kullandığından eminim. Ailelerin çoğu lafta "ben çocuğumu serbest bırakıyorum, o takıyor" dese de çocuklarla samimi şekilde konuşup serbest bırakmadıkları kesin. Geçen gün sıradan bir barda takılırken aklıma gelen bu mevzuda, amacım türbanın doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak değil, resim de tamamen temsilidir. Ama ailelerden rica ediyorum: Lütfen kızlarınızın başını zorla kapatmayın. Sonra ücra barlarda sevgilileriyle yiyişirken çok komik görünüyorlar lan. Valla bak.

25 Kasım 2010 Perşembe

"Babaaaa bana bisiklet al"


Vakti zamanında aşırı enerjik, sportif gençlerdik. Abartısız söylüyorum, akşam 6'dan 10'a kadar 4-5 tane ölümüne basket maçı yapar, ardından da gece 12-1 halı saha maçına giderdik. Çok eskiden bahsetmiyorum, 3-4 sene öncesinden, lise yıllardından bahsediyorum. Dolayısıyla da oldukça yüksek kondüsyonlu, zayıf ve çeviktim. Vakit geçtikçe hamlaştık tabii. Şimdi de görünce kilolu denecek biri değilim çok şükür, 1.80 boy, 76-77 kiloyum. İdealimin 72-73 kilo falan olduğunu düşünüyorum. Ara ara bu kiloya insem de, bazen 78'lere çıktığım oluyor ki hayatta en korktuğum şeylerden biri fazla kilo, hemen frenliyorum kendimi. Kilo alıp-verme serüvenimden bahsetmiştim bir süre önce.

Son zamanlarda da hem biraz kilo vermek, hem de forma kavuşup biraz kondüsyon depolamak amacıyla akşamları koşmaya başlamıştım. Dönüşte mekik, şınav falan.. 1 hafta falan yaptıktan sonra aklıma dahiyane bir fikir geldi. Soğuklar da başladı. Gecenin bir saatinde götüm donarak koşmaya çalışacağım, terleyeceyeceğim de, eve gelene kadar terim soğuyacak vs.. 100 liraya küçük bir kondüsyon bisikleti aldım ve dertlerim son buldu. Koyuyorum bilgisayarın karşısına, bir yandan istediğimi izleyip dinliyorum, bir yandan da bisiklet çeviriyorum. Vallahi büyük teknoloji.

21 Kasım 2010 Pazar

İzmirli Pamuk Şekercisi


Fotoğrafı çeken, Serkan Karaman adında yakînen tanıdığım, çok sevdiğim bir abim. Kendisi amatör bir fotoğrafçı, çekip çekip Facebook albümüne koyuyor. İçlerinden bu resmi seçtim. "İzmirli Pamuk Şekeri Satıcısı" diye iliştirmiş altına kendisi. Fotoğraf İzmir, Kordon'dan. Allah aşkına söyleyin, İzmir'den başka nerede var bu kadar güzel bir pamuk şekeri satıcısı...

16 Kasım 2010 Salı

...

8 Kasım 2010 Pazartesi

Kavuncu Jose


Kavuncu çocuk, Jose Mourinho'ya olan benzerliğiyle dikkat çekiyor.

" 12-13 yaşlardaki kız çocukların Facebook profillerini inceleme fırsatım oldu. Profil fotoğraflarında her birinin Paris Hilton gibi poz verdiklerini gördüm. Bakışlarını, ağızlarını soktukları şekilleri görünce hayretler içinde kaldım. Nerden mi geldim buraya? Sözde 'az' gelişmiş yerlerde yaşayan, 'cahil' insanların bakışlarındaki kendine özgü sahicilikle, sosyo-ekonomik olarak üstün, eğitimli insanların bakışlarındaki taklitçi sahtelikten... Kavun satan Mourinho, gerçek Mourinho'yu tanıyor mudur acaba? Ünlü, başarılı, yakışıklı, kendine güvenen, ukala Mourinho'ya bu kadar benzediğini bilse, bu fotoğraf olmazdı eminim. Selamlar, iç sesten.. "

Resim Deviantart, yorum Munhani. Saygı, sevgi...

2 Kasım 2010 Salı

"Yavrum sen asker kaçağısın" dedi bana!


Nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Artık isyan etmekten de bıktım. Direkt olayı anlatıp, bitiriyorum, yorum sizin.. Kendim bildim bileli okuyorum, 2 senedir üniversite okuyorum, 3. sene başladı, hala da okumaya devam ediyorum. Buraya kadar sorun yok. Askerlik durum belgesi lazım oluyor, Askerlik Şubesi'ne gidiyorum, asker kaçağı çıkıyorum. Sonra komutanlara dert anlat. Ulan utanmasalar okuyan adamı tutup askere gönderecekler.. Sabır.