Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2022 Pazartesi

Cruella

8 Aralık 2021 Çarşamba

Last Night in Soho

27 Kasım 2021 Cumartesi

Pieces of a Woman


 

Shiva Baby

Free Guy

23 Kasım 2021 Salı

Verdens Verste Menneske

5 Kasım 2021 Cuma

The Outsider

 

Ne film ama.. Neden bu kadar underrated olduğunu anlayamadım. Hiç IMDb puanına falan bakmadan hemen izleyin. Hikayenin anlatılışıyla, atmosferin gerçekçi kasvetiyle, görüntü yönetmenliğiyle, kıyafetler ve mekanlarıyla inanılmaz keyifli bir film.

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Bir Zamanlar Quentin Tarantino


Selam. Özlemişim yazmayı. Aslında buranın geçmişine ihanet ediyorum bazen galiba. İçimden geldiği zaman günlük gibi içimi neden dökmüyorum ki? Eskiden farklı bir şey mi yapıyordum sanki? Neyse, hoş bulduk.

3 senede bir beyaz perdeye lûtfeden sayın Tarantino hazretlerinin son filmi The Hateful Eight hakkında bir şeyler yazmıştık zamanında. O filmin üzerinden çok geçmeden de Once Upon A Time In Hollywood'un duyurusu ve 2019'da çıkacağı bilgisini almıştık. Kadroda Leonardo DiCaprio, Brad Pitt, Margot Robbie, Al Pacino, Kurt Russell'ın falan olacağını öğrenince zevkten dört köşe olmuştum. Muhtemelen Tarantino'nun gelmiş geçmiş tüm filmleri içinde en "şampiyonlar ligi" diyebileceğimiz kadro. 3 senedir büyük merakla izlediğim filmi dün izlemeye gittim. Peki beklentilerimi karşıladı mı?

Öncelikle.. Blog'un eski okuyucuları biliyorlar zaten. Tarantino'ya hayranlık değil, bildiğin sapkınlık falan besliyorum. Açık ara en sevdiğim yazar ve yönetmen. Her filmini en az 3-4 kez, bazılarını 10 kez falan izlemişliğim var. Sadece tamamen kendisine ait olan önceki 8 filmi değil, yazar olarak da dahil olduğu her yapıma (True Romance, From Dusk Till Dawn, Natural Born Killer, Four Rooms vs.) dehşet bir hayranlık besliyorum. Dolayısıyla, kadronun da etkisiyle (ki hepsini çok severim) bu filmden beklentim oldukça yüksekti. Ki bir önceki filmi The Hateful Eight'i beğenmeyen ve sıkıcı bulan bir çok kişi olmasına rağmen, aksine tam olarak Tarantino tarzı bir film olduğunu düşündüğüm için bayılmıştım. 5 kez falan izlemişimdir. Peki bu film aynı etkiyi yarattı mı? Uzatmadan ve üzülerek cevap vereyim; Hayır :(

Yani bunu söylemek benim için üzücü bile değil, yıkıcı. 30 yaşındayım. Kendimi bildim bileli film izliyorum. Bir gün bir Tarantino filmi için, beğenmemek demeyelim de, beklentilerini karşılayamayacak deselerdi götümle gülerdim heralde. Az sonra söyleyeceklerimi "son 20 dakika hariç bok gibi film"ci Ekşi Sözlük tayfa ile karıştırmayın lütfen. Onlar Avengers tayfa. Hareketliliği iyi film zanneden tayfa. Benim derdim filmin ilk 2 saatinin durağan olması, bir numarasının olmaması değil. Genel olarak bir kopukluk var filmde. Hikaye anlamsız diyemiyorum, çünkü hiç bir Tarantino filminde net ve amacı olan bir hikaye olmadı zaten. Aksine hikaye anlamlı hatta. 60'ların Hollywood'u, gerçek karakterlerin mizanse edilmesi falan, işin o kısımları gayet eğlenceliydi. Ama anlatımda aksaklıklar ve keyfi sarkmalar vardı. Tarantino, biraz DiCaprio'ya oyunculuk şov yaptırmış, Brad Pitt'in karizmasını ön plana koyup onu cool bir karakter olarak sevdirmiş, Margot Robbie'yi şirinlik ve güzelliğiyle ön plana koymuş ama hiç bir sahnede Brad ve Leo'yla yan yana koymaması bence hata olmuş. Setteki diyaloglar, Bruce Lee ile dövüşülen sahne, çiftlik sahnesi, Brad Pitt ile hippi kızın diyalogları ve filmin sonu tam Tarantinocaydı. Filmin en keyifli anlarıydı.

Filmin özeti bence şöyle; Tarantino, şampiyonlar ligi olan ekibi de toplayıp, gişeden de emin olunca resmen canının istediği gibi, tamamen kendini tatmin etmek için bir film çekmek istemiş. Filmin başka açıklaması olamaz. Kendini zerre kanıtlama ihtiyacı olmayan, istediği zaman istediği kadroyu ve yapımcıyı yanına alabilecek olan bir adamın, tamamen paşa gönlüne göre çektiği bir filmi izledik. Keyifli yerleri vardı, sıkıcı yerleri vardı (ki bu daha önce herhangi bir Tarantino filminde yaşadığım bir deneyim değildi). Kötü bir film miydi? Hayır değildi. Ama beklenti doğrultusunda hayal kırıklığıydı benim için. Puan vermem gerekirse 7 diyebilirim.

9 Nisan 2017 Pazar

90's

Poster

8 Nisan 2017 Cumartesi

Fakat Müzeyyen...

31 Mart 2017 Cuma

Always be closing!

IMDb: 7,8 / ÇYDb: 8,0

İzlemek için çok geç kaldığımın farkındaydım aslında. Filmlerin tamamını indirerek, yüksek kalitede izlemeyi seven biri olarak, izlenmek için sırada bekleyen, daha önce indirdiğim onlarca filmin arasındaydı Glengarry Glen Ross. Ve tam da tahmin ettiğim gibi, izledikten sonra "keşke daha önce izleseydim" dedim.

Hakikaten çok acayip bir oyunculuk şovu var film boyunca. Alec Baldwin, Al Pacino ve Jack Lemmon başta olmak üzere inanılmaz derecede etkileyici oyunculuklar var. Özellikle filmin hemen başında, Baldwin'in sadece 5-10 dakikalık bir performansla bütün filmi alıp götürdüğü bölüm, izlediğim tüm filmler içinde en etkileyici oyunculuk icraatlerinden biriydi. Benim gibi bu filmi izlemek için geç kalmış olanlar daha fazla kalmasın ve hemen izlemeye koyulsun derim. Bu tür kaliteli eski filmlerin gerçekten tadı damakta kalıyor. Teknoloji yok, görsellik yok. Tamamen diyalog, hitap ve oyunculuk. Nefis.

28 Mart 2017 Salı

Calvin

IMDb: 7,1 / ÇYDb: 7,5

2017'nin merakla beklenen filmlerinden Life, Cuma vizyona girdi, dün izlemeye gittim ben de. Konusu ve oyuncu kadrosu itibariyle kağıt üzerinde epey heyecan verici bir film. Uygulamada da hiç fena değil. 

Öncelikle, beklentiyi çok yüksek tutmamak gerek. Uzay filmleri konusunda bir yenilik vaad etmiyor. Ama çok iyi yaptığı bir şey var. Bu zamana kadar yapılmış olan uzay ve "alien" filmlerini çok iyi harmanlamış ve hepsinden bir şeyler kullanmış. Bu sebeple de bolca klişe var, evet. IMDb'de 7 puanda kalmasının sebebi de muhtemelen bu. Öyle hayranlıkla bakıp "bu nasıl olur ya" diyeceğimiz yerler pek yok. Onun yerine bolca gerilim vaad edilmiş. Bu açıdan da epey başarılı olduğunu düşünüyorum. Akıcı ve kesinlikle sıkmayan bir film. Bu anlamda benim beklentilerimi karşıladı.

Filmin oyuncu kadrosundan bahsettik ama şunu söylersem spoiler olmaz sanırım. Koskoca Ryan Reynolds'ı figüran gibi kullanmışlar resmen. Filmin daha 30. dakikasında falan ölüyor herif. Baya şaşırdım. Ama özellikle Jake Gyllenhaal'a güvenerek gittiğim bir filmden daha memnun ayrılma serisini devam ettirmiş bulunuyorum. 

Bu arada filmin sonu itibariyle devam filmi gelecek gibi duruyor. 

27 Mart 2017 Pazartesi

"Karanlıktaysan..."


" ... gölgen bile seni yalnız bırakır. "

25 Mart 2017 Cumartesi

Le plus chaud

23 Mart 2017 Perşembe

Sanat be kardeşim!

IMDb: 7,3 / ÇYDb: 8,0

Bir süredir gelse de gitsem dediğim filmlerden biriydi Neruda. Pek bileni yoktur, zaten Cinemaximum'larda falan girmedi vizyona. İzmir Özel Karaca Sineması'nda gittim izlemeye. Ki İzmirli herkes biliyordur ama oradaki filmleri yakın takipte olmanızı şiddetle tavsiye ederim. Neredeyse sıfır ticari kaygı, tamamen sanatsal ve ödüllü filmlere yer veriyorlar. Mükemmel bir sinema. Aynı şeyleri daha önce de söylemiştim, bir kez daha tekrar etmiş olayım.

Neruda kısaca; 40'lı yılların meşhur komunist şairi Pablo Neruda'nın, ülkesi Şili'de hain ilan edilmesi ve bir polis dedektifinin takıntıya dönüşen Neruda'yı yakalama isteğini konu alan biyografik bir film. Ama bu durum, kovalamaca ve Neruda'nın yaşantısı o kadar şairane bir dille anlatılıyor ki, türü sevenlerin tadını damağında bırakacak cinsten. Ben öyle sanatsal film aşığı bir adam falan değilim. Filme de sanat filmi demek abartı olur zaten. Anlatım sanatsal sadece. Ama ağır değil. Hatta sarkastik sahnelerle bolca tebessüm ettiriyor. Dahi zekasına sahip olan Neruda'nın bu kaçış sırasında aynı zamanda kötü özelliklerini de sıkça görürken, bütün film boyunca bir iç sesin filmi bize anlatışına da şahit oluyoruz. Bunun dışında herhangi bir biyografiye oranla sanatsal anlatımın dışında da farklılıklar gösteriyor. Örneğin ara ara seyircinin gerçeklik ve zaman algısıyla oynamayı tercih etmiş yönetmen. Biyografilerde hiç karşılaştığımız bir şey değil ama filmin şairane anlatımına ayrı bir hava katıyor kesinlikle.

Tümünün toplamında ve harika oyunculuklarla birlikte çok lezzetli bir film çıkıyor karşımıza. Özellikle yönetmen hakikaten şov yapmış. Anlatıma korkunç varyasyonlar katmış. Film boyunca hayranlıkla izledim icraatlerini. Herkese değil ama yavaş ilerleyen, özel film izlemeyi sevenlere şiddetle tavsiye ediyorum. 

21 Mart 2017 Salı

Cinayet değil, suikast

IMDb: 7,2 / ÇYDb: 8,0

Beklediğim ama İzmir'de vizyona girmediği için izleyemediğim filmlerden biriydi Anthropoid. Bilgisayara indireli de epey olmuştu ama yeni izleme fırsatım oldu. 2. Dünya Savaşı zamanında Hitler'in iki numaralı adamına Çekler tarafından yapılması planlanan suikast girişimini anlatıyor. Çok beğendim filmi. Muazzam bir tarih/savaş anlatımı olmuş. Abartılı savaş sahneleri olmadan, WWII dönemine dair inanılmaz gerçekçi ve etkileyici bir film yapmışlar. Baştan sona çok güzel buldum.

Bu tarz filmlerde genelde suikastçilerin kusursuz eğitilmiş birer kahraman gibi çıkıp çat çat işi bitirecekleri izlenimi yaratılır ve genelde öyle de olur. Bu film bu anlamda gerçekçiliğe çok önemli katkılarda bulunuyor. Suikastçilerin sürekli tereddütte olmaları, birinin sürekli elinin ayağının titremesi, tüm ekibin ciddi anlamda korkuyor olması.. Hepsi anlatım ve oyunculuk olarak kusursuz yansıtılıyor. Ardından gelen suikast girişimi ve sonrasında yaşananlarla da film hız kazanıp izleyiciyi tamamen esiri haline getiriyor. Özellikle filmin ikinci saati çok epik sahneler barındırmakta.

Genelde IMDb'deki puanlarla benim verdiğim puanlar üç aşağı beş yukarı birbirine yakın olurlar. Orada puan 7,2'de kalmış. Oy verenler götümü yesin. Bir sürü çer çöp filmin 7+ aldığı bir ortamda bu filme 7,2 gerçekten çok düşük kalmış bence.

" Cinayet değil, suikast. Cinayet demek O'nun yaşamaya değer bir hayata sahip olduğu anlamına gelir."

16 Mart 2017 Perşembe

Alemin kralları geliy-- Ama Netflix'e!


Quentin Tarantino'dan sonra gelmiş geçmiş en sevdiğim ikinci yönetmen olan Martin Scorcese'nin yeni filmi The Irishman'in 2018'de çıkacağı açıklanalı epey oldu. Beni aşırı derecede heyecanlandıran bu filmin sinemada vizyona girmeyip sadece Netflix'te yayınlanacak olması çok büyük hayal kırıklığı. En sonunda bana da aldıracaklar Neflix üyeliği. Gerçi taahhüt olmadığı için film çıktığında 1 aylığına alabilirim. Ama be kardeşim, yahu bir filmi sinema perdesinden mahkum etmek ne demek? Sen yapma bari Scorcese Reyis.. 

Filmde beni en çok heyecanlandıran ise ne yönetmen Scorsese, ne Robert de Niro, ne de Al Pacino.. Kesinlikle Joe Pesci. O'nun ismini görünce inanılmaz heyecanlandım. Goodfellas ve Casino filmlerinde tarihin gördüğü en etkileyici yardımcı oyuncu rollerini oynayan (bence) Pesci, çerez filmleri saymazsak son 20 yıldır neredeyse hiç bir yapımda adam akıllı rol almadı. Bunun sebebiyle ilgili ufak tefek araştırmalar yaptım, net bir bilgi yok. Yatırım işleriyle uğraştığı falan söyleniyor. Meşhur Home Alone ikilemesinde ve Raging Bull'da da oynayan ama özellikle bahsettiğim iki filmde oynadığı mafya rolünü adeta yaşayan ve yaşatan performanslarıyla ağzımın sularının akmasına sebep olmuştu. Zaten Goodfellas'ta oynadığı rolle malum ödülü kapmıştı Akademi'den. 

Velhasıl kelam, keşke sinemada izleyebilseydik The Irishman'i ama artık yapacak bir şey yok. Olan olmuş, koskoca Scorsese bile populizm ve paranın esiri olmuş. Bize de film çıkınca bir şekilde izlemek düşer.

8 Mart 2017 Çarşamba

Ortam şampiyonlar ligi


Daha önce Tom Hanks ile Steven Spielberg'ün birlikte çalıştığı bir kaç film gördük. Saving Private Ryan, Catch Me If You Can ve son olarak da Bridge of Spies, Tom Hanks'in baş rolünü oynayıp, Spielberg'ün yönettiği ve tamamı harika filmlerdi. İkisi ayrı ayrı yapımlarda da hiç kaçırmadığım, ayrı ayrı hastası olduğum ustalar. Bir de aynı filmde olduklarında ekstra mutlu oluyorum. Ama gelen haberler daha da iyi. 

Çekimlerine çok yakında başlanacak olan The Post filminde Steven Spielberg ve Tom Hanks tekrar buluşuyorlar. Üstelik Meryl Streep de bu kez kadroda, hem de baş rol. Tam 20 Oscar adaylığı bulunan yaşayan efsane, diğer iki yaşayan efsaneyle aynı filmde buluşacak. Şimdiden ağzımın suları akmaya başladı. Bu Meryl Streep ve Tom Hanks'in birlikte rol alacağı ilk film olacak. Ölmeden gözlerimiz bunu da göreceği için çok şanslıyız.

7 Mart 2017 Salı

City of Stars


La La Land orkestrası 26 Mayıs'tan itibaren dünya çapında konserlere başlıyormuş. 100 yerel müzisyenden oluşan ekibin turne programında Türkiye'nin de olduğu açıklanmış. İlk konserin 26-27 Mayıs'ta Los Angeles'ta olacağı kesin ancak onun dışındaki ülkelerin tarih ve yerleri henüz belirsiz. Konser İstanbul'da olacağı için muhtemelen gidemem ama yakınımda olsaydı asla kaçırmazdım.

Açıkçası son zamanlarda izlediğim en iyi müzikleri barındıran filmdi hakikaten. Özellikle City Of Stars ve Epilogue gerçekten birer başyapıt. Hala ikisini açar dinlerim ara ara.