17 Mayıs 2009 Pazar

İsmail YK'nın etkileri


"Seks için en az 2 kişi lazım."


Yeni birşeyler arayanlara... Yabancı formattan alınmış bir Türk dizisi. 1 Kadın 1 Erkek. Dört yıllık nişanlı olup birlikte yaşayan iki insanın başından geçenler anlatılıyor, mizahi bir dille. Genel olarak cinsel ağırlıklı, ama seviyeli, hoş bir yaklaşım var. Kadın daha çılgın, sekse bayılan ve fantezilere fazlasıyla açık olan, adam ise daha usturuplu ve düz yaşamayı seven bir tip. Ben Türk televizyonunda bu kadar cesur bir program veya dizi falan tanımıyorum. Açıkçası insanı ilk çeken nokta burası oluyor. Demet Evgar hakikaten iyi oynuyor, gerçekçi ve şirin. Emre Karayel de gayet iyi iş çıkarınca oldukça izlenesi bir yapım çıkmış ortaya.

Bölümler Digiturk - TurkMax'te yayınlanıyor ama internetten indirip seyretmek varken... Şu ana kadar 33 bölüm olmuş. İsterseniz hemen buradan izlemeye başlayabilirsiniz, "yok ben kaliteciyim" diyenlerse buradan tüm bölümleri indirebilirler. En azından YouTube'dan birkaç bölüm izleyip, denemenizi tavsiye ederim.

"Seks için en az iki kişi lazım" repliği ile de Türk televizyonlarında çığır açmıştır benim gözümde.

Ev alma komşu al


Olay çok basit. Yapacak hiçbir şey yok. Olağanüstü, bütün dünyayı şok edecek güzellikte bir parça çıkaramadığımız sürece Kuzey'den birileri almaya devam edecek birinciliği. Düzenin oturduğu gedik bu oldu, özellikle son 5-6 yıldır. Adamlar zaten toplam 20 ülke falan. İçlerinden hangisi en güzelse bütün oylar ona gidiyor garanti. E bir bakıyorsun, oylamanın yarısında 80 puan fark yapmış Norveç. Parçaları nasıldı? O ayrı bir konu. Ama fıstık gibi şarkılar hiç oy alamadı. Sistem değişmediği sürece yapacak birşey yok Hadise de yapabileceğini yaptı. Kostüm dışında gayet iyiydi.

Bülent Özveren de efsane bir sunuş gerçekleştirdi. Dumur üzerine dumur.. 41 ülkenin oylamasından sonra "evet bir örövizyon yarışmasını da böyle tamamladık" deyişi, ardından ekranda 42. ülke Norveç'in görünüşü ve "Ha Norveç var!" gibi efsane bir tepki verişi... Spikerlik konusunda da çığırdan çığıra atlayan bir ülkeyiz. Tepkiden sonraki kendi kendine "bi saniye, İtalya vardı, sonra.. neyse, evet Norveç'i alıyoruz" diye mırıldanışı da güzeldi. Onlar sayesinde 4.'lüye yükselişimizin ardından ise Norveç'e "afferim" çekmeyi de ihmal etmedi.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Bu bir özür yazısıdır!


5-6 ay önce Adanalı denen dizi ilk başladığında, bahsedip övmüştüm. Şu anda bana oturma uzuvuyla gülenler vardır mutlaka ama ben nereden bileyim böyle olacağını? Hakikaten de ilk başladığında, ilk 3-5 bölüm itibariyle gayet hoş, izlenebilir bir dizi olarak görünmüştü. Hatta uzun yıllar sonra "valla bu her hafta izlenir" gibi talihsiz bir cümle bile kurmuştum kendi kendime.

Şimdi ise hem blogta, hem de içimden söylediğim herşeyi geri alıyorum. Yetmezmiş gibi bir de özür diliyorum. Öncelikle şöyle bir cümle kurmuşum: "Açıkçası Adanalı, bazı yapay dövüş/çatışma sahneleri dışında gayet güzel bence." Demek o zaman da yapaymış. Şimdi iyice kontrol dışı bir hâl almış durumda. Hiç tahammül edilir gibi değil. Saçma sapan bir dizi olup çıktı. Dövüş ve komedi sahneleri acayip derecede abartılıyor. Şu ana kadar hiçbir komedi sahnesine gülemedim. Adanalı Yavuz'un abartılı mimikleri iğrenç. Hele o 'dizinin en komik adamı' sıfatında olan sinema meraklısı suçlu herif tam şaklaban. Gülen var mı merak ediyorum... Son zamanda arada denk geldiğinde gördüm, yaşlı kadın kılığına girmeler, o bıyıklı elemanla gay taklidi yapmalar falan.. Offf of. Çok fena. Dizi yapımcıları hiç farkında değil mi bu iticiliğin, bilemiyorum. Tabii en son 3 ay önce falan oturup izlemişliğim var, hala izliyormuşum gibi olmasın da, aman.

Ama kendimin hakkını da vereyim. Yani gelelim güzel kısma. Son olarak ne demişim? Şunu demişim: "Yalnız çok bomba başladı, böyle başlayan diziler genelde kısa sürede boka sarar. Bakalım bu öyle mi olacak..." Buradan yırtıyorum en azından. Eyvalah.

Ha, bahsettiğim Serenay Sarıkaya'nın her zaman arkasında dururum, o ayrı. Tabii savunduğum kısmı olan güzellik konusunda dururum, o da ayrı. Yoksa Yunan Kızı rolünü oynadığı oyunculuğu beş para etmez, o daha da ayrı.

Previously on Çağlar


Malum, 6 aydır falan adam akıllı birşey yazmadım bloga. Bu ayrı gayrı kaldığımız 6 ayın kısa bir özetini geçeyim dedim. Hem kendim, hem takip ettiğim olaylar, hem de başımızdan geçen durumlarla ilgili kısaca düşüncelerimi sıralamak istedim. Merak eden olursa diye.. Muhtemelen karışık, dağınık bir yazı olacak. Hazırlıklı olun.


Nereden başlasam, hmmm... Öncelikle futboldan çok kısa bahsedeyim. Turkcell Süper Lig çok tuhaf sahnelere şahitlik etti, muhtemelen tarihinin en tuhaflarından biri. Trabzon müthiş geldi, Fener veya Cimbom bırakmaz dedik, o oldu, bu oldu. Ve 3 hafta kala "Beşiktaş mı, Sivas mı?" noktasındayız şu anda. Bence? Böyle bir durumda Sivas'ı isterdim ama -aferdersiniz- fazla götlerinin kalktığını düşünüyorum. Tabii hocalarının önderliğinde oldu bu olay. Beşiktaş olsun efendim. Belki onlar da adam akıllı bir top oynamıyorlar ama, şu rezil ligde, kötünün iyisi onlar en azından. Türkiye Kupası mı? Yok hiç girmeyeyim o konuya. Fenerli müşterilerimizi kaybetmeyelim. Heh heh. Aragones de ayrılmış diyorlar?


Basketbola pek girmek istemiyorum tabii. Mevcut durum NBA adına heyecanlı ama Lakerslılar olarak keyfimiz kaçtı tabii. Bakalım playoff ne gösterecek? 7. maçı alırsak Denver'ı kesin eleriz, yazın kenara. TBL'i ise Digiturk sağolsun hiç takip edemedim bu sene. Bir tane maç izleyemedim resmen. Girip sonuçlara bakıyorum arada GS ne yapmış diye, o kadar. Zaten tadı yok oranın da, biliyorum. Tabii bayanlarda da Avrupa Şampiyonluğu gibi bir hadise oldu, güzel oldu. Ama Fener yine gazı aldı ligde. Klişe anomali.


Dizilerimi izlemeye devam ettim. Yeni fimler izledim. Yeni küfürler öğrendim. Lost, 2.5 Men, Big Bang, How I Met Your Mother , Weeds'i indirdik her hafta sıkılmadan. İzlediğim ve yeni başladığım dizilerle ilgili ayrı bir başlık altında, ayrı bir yazı yazmayı düşünüyorum kısa zamanda. Hazır diziler de finalleri yapmaya başlamışken... Bu arada Türk TV'sini izlemeyi neredeyse bıraktım gibi. Avrupa Yakası sıçtı, sıvamaya çalışıyor, izlemiyorum. BKM'yi seyrediyorum, bir de NBA Stüdyo denk gelirse.. Başka da izlenecek birşey yok zaten. O kadar. (5 ay önce övdüğüm Adanalı isimli dizimsi şey içinse, özel bir yazı yazacağım özür mahiyetinde. İlk birkaç bölümden sonra tamamen otistiğe bağlayacaklarını tahmin edememiştim.)

Başka ne var? Okuyoruz işte. Çalışıyoruz aynı zamanda bildiğiniz gibi. İkisi zor da olsa gidiyor. Bir de internete zaman ayırmak zor bir maraton oldu sene boyunca ama, oldu yani. Bildiğim birşey var ise hayatımın şu noktasından itibaren internetsiz yaşamam mümkün değil. Nerede, ne durumda olursam olayım uyuduğum çatının altında sınırsız bir internet olmalı. Ya da depresyon, sonucu intihar.. Çok net.

Tamam. Bu kadar.

15 Mayıs 2009 Cuma

Be back soon...


"Hepimiz çok gerildik, hepimiz çok üzüldük. Şimdi geldik en cıfcıflı bölüme."

Çok kısa bir süre içinde bloga dönüyorum. Bu da tam olarak hangi tarihe tekerrür eder? Birkaç güne... Hatta gaza gelip hemen de dönebilirim. Kafamda yazacak bir sürü şey var. Gerçi bu mesajı da muhtemelen kimse girmediği için göremiyodur, ama döndüğümüzde haber salarız etrafa. Toplarız yine müritleri buraya... Hold on.

Bu arada, resimdeki kızın kafasının kopmuş halini görmek için resme tıkla hacım! Hadi bu da size benden kıyak olsun. Gelirayak.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Breakfast?

2 Aralık 2008 Salı

"Reytingin yolları taştan..."


Merhabalar uzun bir aradan sonra. Vizelerin yoğunluğu, iş falan derken ara iyice uzadı, bayadır boş kaldı buralar. Kusura bakmayın.

Televizyonlar malum en yoğun dönemlerine girmiş bulunuyorlar. ATV şu sıralar sırtını Adana'ya dayamış durumda. Avrupa Yakası'nı Adanalı Dilber Hala sürüklüyor uzun süredir. En azından onun yeni yüzünden çok yararlandılar. Diğer yandan yeni bir dizi olan Adanalı da sarmış durumda ortalığı. "Ayrıca Adanalı Fatih Terim'in teknik direktörlüğünü yaptığı Milli Takım'ın maçları da ATV'de" gibi iğrenç bir cümle kurmamı bekliyorsanız yanılıyorsunuz heheheh.

Açıkçası Adanalı, bazı yapay dövüş/çatışma sahneleri dışında gayet güzel bence. Hatta sarmış durumda, baya baya izliyorum yani. Aşk muhabbetleri, olaylar falan hoşuma gitmedi değil. Yalnız çok bomba başladı, böyle başlayan diziler genelde kısa sürede boka sarar. Bakalım bu öyle mi olacak...


Ayrıca Adanalı sadece şu yukarıdaki afet için bile izlenebilir. Dizide Adanalı Yavuz'un kızı Sofi rolünü oynuyor Serenay Sarıkaya. Kendisini daha Limon Ağacı dizisinde falan oynamamışken, Plajda filminde keşfetmiştim ilk. Zamanında eski blogumda da yazmıştım, silinmeden önce. Kendisini hala tanımayan mağara adamları için de 1991 doğumlu olduğunu belirteyim. Ayrıca şuradan resimlerine ulaşmanız mümkün.

14 Kasım 2008 Cuma

Kapak

Ne demişiz?

Üstteki ikili parkelerle görüşemediler henüz. Aşağıdaki de 1 maç oynadı, dizi şişince uzuuun bir ara verdi, ortalıkta da yok.

Hala umudu olanlar varsa ayrı bir konu tabii, tepe tepe kullanın kullanılacak bir tarafları kaldıysa.

2009 Yaz Ayları: "Marbury iddialı!", "Francis bu sefer dönecek...", "Livingston sakatlığı atlattı."

Sıkıldık vallahi.

12 Kasım 2008 Çarşamba

Holy.. What are you?

*Büyük hali için "lütfen" üzerine tıkla, ayrıntısıyla izle

11 Kasım 2008 Salı

Bir kez izlenebilecek olağanüstü bir film!

Requiem For a Dream

Kendimi sıkı bi sinemacı sanırdım. Bi bok değilmişim. Şu 2000 yapımı filmi daha az önce yeni seyrettim. Bu kadar depresif bi film olamaz ya. Mesela insan bi filmi çok çok beğenir ve hemen yedekler ya. Ben de bu filmi acayip beğendim ve anında shift+delete yaptım. İkinci defa izlenmeye cesaret edilebilecek bi film değil. Ölmeden önce kesin izlenmeli ama, bir defa, o kadar. Yaşama sevincimi kaybettim ulan.

Ayrıca Reign Over Me ile benzer bi yönünü buldum. Ben ağlamayı çok severim depresif filmlerde ama, bu film ağlamaya fırsat bırakmıyo. İlginç bişey. Ağlamak istedim, ağlayamadım, daha da beter oldum. Tepkisiz kaldım. Reign Over Me de öyleydi.

9 Kasım 2008 Pazar

8 Kasım 2008 Cumartesi

Diyalog #5


M. Ali Erbil: Obama için biz de oy verseydik...
Asena: Ay valla ben de zenciye verirdim... Oyumu yani...
M. Ali Erbil: E tabii bugüne kadar beyazları denedin bir şey çıkmadı...

- FOX'taki Çarkıfelek'ten bir diyalog

7 Kasım 2008 Cuma

"The worst sex I ever had"

You're the worst sex I've ever had, it was so fucking bad!
You couldn't never find my klit..

İki kız süper bir şarkı-klip yapmış. Şarkının ana teması, erkeklerin yatakta kötü olmaları ve kendilerini mutlu edememeleri. Sözleri süper, melodiyle de harika empoze etmişler. Hiç üstüme alınmayıp, harbiden de hayran kaldım şarkıya. Kızlar da acayip. Muhtemelen lezbiyenler. Bunları mutlu etmek de her erkeğin harcı değil tabii. İyisine denk gelmek de zor. Eheheh neyse..

Amatör Parçalar #3



Biliyorsunuz buraya sık sık bazı şarkılar koyuyordum. Tabii bu şarkılar sadece beğenip de paylaştığım şarkılar değil, aynı zamanda pek fazla kimsenin bilmediği, amatör parçalar diye tabir edilen çalışmalar oluyordu. İşte yine onlardan bir tanesi. Zaten enstrüman olarak bir tek gitar kullanılmış dikkat ederseniz. Güven Baran isimli bir arkadaş söylüyor. Yine, her zaman olduğu gibi "sözlere dikkat!" diyorum ve şarkıyla baş başa bırakıyorum sizleri...

Bizde kötü mal olmaz.