8 Temmuz 2010 Perşembe

Exaggerated?

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Evet göt oldum!

Sağlık olsun. Adamlar oynuyor arkadaş...

"2010 FA Piyasası" dediğiniz bu muydu?


Ulan bütün NBA camiası 5 senedir bu yazı bekliyordu. Herkes kilitlenmişti, bazı takımlar 2-3 yıl önceden yatmaya başlayıp bu yazı beklemeye başladı neredeyse. "Şöyle manyak olacak, böyle deli transferler olacak, bütün baba adamlar yer değiştirecek, bütün NBA'in dengesi değişecek" falan filan.. Sonuç? Son derece boktan, sıkıcı bir offseason. Yine Lakers'ı yenebilecek bir takım yok. Bütün olay Wade-Bosh'un aynı takımda buluşacak olması mıydı yani? Cacık olmaz o takımdan. Üzgünüm.

Bakalım LeBron efendi hangi takıma gidecek...

Hayatımın dizisi


İnanılmaz bir dizi Breaking Bad... Lost, House, Dexter, Prison Break, FlashForward.. Hepsini izledim. Ama bana bu kadar zevk veren, bu kadar dört köşe izleten bir diziye rastlamadım. Ne Lost'un ilk 3 sezonu, ne House'un bomba bölümleri, ne FlashForward'ın inanılmaz orijinal senaryosu bana bu lezzeti veremedi.

Birkaç hafta önce 3. sezonu bitti. Ben izlemeye daha 2 ay önce falan başladım. Yani 3. sezon bitmek üzereyken ben diziye daha yeni başlamıştım ama 3. sezonun sonuna yetişip, aynı anda bitirdim diziyi. Yani 3 sezonu bitirmem 2 haftamı almadı. Ve bitmesiyle nasıl bir hüzün aldı beni anlatamam. O son 4-5 bölümü o kadar buruk bir zevkle izledim ki.. Hiç bitmesin istiyor insan bölümler.

Burada oturup konusunu anlatacak değilim, isteyen zaten arayıp bulabilir. Ama o kadar ilgi çekici ortamları ve bu inanılmaz ortamların içinde o kadar gerçekçi bir anlatımı var ki, herkes kendinden bir şeyler bulabilir dizide. Karakterlerle ister istemez kendinizi bütünleştiriyorsunuz. Diyaloglardaki inanılmaz gerçekçilik, insanı ister istemez kendine hayran bırakıyor.. Bu konuda en güzel yorum Ekşi'den geliyor; "hayattan bile daha gerçek dizi." Senaristlerinin Hollywood'a heykellerinin dikilmesi gerekiyor bence.


İşin ilginci, dizi ulusal bir kanalda yayınlanmadığı için çok fazla kişi tarafından bilinmiyor. Zaten ulusal kanalda yayınlanabilecek bir dizi değil. Tamamen yasadışı piyasa, yeraltı dünyası ve bilimum uyuşturucu madde üzerine kurulu bir dizi. Özel, kablolu kanalda yayınlandığı için de herhangi bir konuşmada veya tepkide kendini sıkıp da "fuck!" diyememenin acısını yaşayan suratlara rastlayamıyorsunuz. Adamlar dilediği gibi, ana avrat küfrediyor, oohh püfür püfür..

4. sezon nasıl gelecek bilmiyorum. İzleyin, izletin...

"So you do have a plan?! Yeah, Mr. White! Yeah, science!"

Apaçi Teaser


Heheh.. Son dönemin popüler internet apaçileri, stayla'ları üzerine on numara hazırlanmış, kısa bir tanıtım filmi. Bu arada bu güruh hakkında bir şeyler söylemem gerekirse şöyle özet geçebilirim, Allah seni beni yaradırken de bir mesai harcıyor, bunları yaratırken de.. Ama bunlar nasıl bir yoğunluğa denk geldilerse artık...

6 Temmuz 2010 Salı

Hayattan tiksindiren şeyler #23


2010'un Türkiye'sinde hala mı Çarkıfelek be Mehmet Ali? Hayır yani, ne bir esprisi, ne bir eğlencesi kaldı artık yani bu inat niye.. Neyse. Çarkıfelek artık hafta içi her gün 20:15'te Star TV'de. Kaçırırsanız üzülürsünüz!

Çarkıfelek'ten bahsetmişken şunu koymazsak olmaz ama di mi?


"Kendimi mahsus değdiriyorum, diyorum ki önüne baksana diyorum."
[HTŞ # Arşiv]

Teknolojinin geldiği son nokta!


Pazar gecesi Medya Kralı seyredenler hatırlayacaktır kareyi. Okan Bayülgen, medya arkası bölümünde dalgasını geçmişti nitekim.. Ben de nette resmi bulunca paylaşayım dedim. Abilerin abisi, Yalçın Çakır abinin programından bir kare. Resmin sağ tarafında gördüğünüz sakallı adam 14 yıl önce kaybolmuş ve ailesi onu arıyor, ellerinde de sadece bu resim var. Yalçın Baba da, halkın adamın yaşlanmış halini tanıyabilmesi için NASA, FBI, CIA ve DEA takımlarının en profesyonel adamlarını getirtip, "yaşlandırma tekniği" ile adamın şu anki en olası halini yakalamaya çalışmış. Cidden inanılmaz. "Yaşlandırma tekniği ile bulduk" diyor bir de. Ulan bu basbaya "paint püskürtme tekniği". Photoshop bile değil lan hahahah.

Blogspot'ta yorum sorunu

Şu sıralar yorum problemi yaşanıyor. Yorum geliyor, denetleme için onayı veriyorum ama yorumlar gözükmüyor. Dünden beri 10 tane falan yorum bu şekilde heba oldu, şu an o yorumlar kaybolmuş görünüyor. Aceto'ya, Dutchman'e falan da baktım dünden beri hiç yorum gelmemiş gibi görünüyor, yani sorun muhtemelen genel. Sorun çözülünce onay verilen yorumlar geri gelir mi bilemiyorum tabii.

Düzeltme: Sorun 1 gün sonra çözüldü sanırım.

Afferin Galatasaray

"Abdul Kader Keita, 8 milyon euro karşılığında Al Saad SC’ye transfer oldu."

Evet hem de iki "f" ile. Afferin! Aldığın paraya Keita'yı satıyorsun, tamam 8 Milyon Euro iyi para ama yerine kimi koyacaksın? Yerine Ribery'i geri getiremeyeceksen ve Serdar Özkan'ı oynatmayı falan düşünüyorsan iyice allah belanı versin. Yeni yapılan 50 bin kişilik stadı doldurmak için en gerekli adamlardan biriydi Keita ayrıca. Haldun Üstünel gibi gelmiş geçmiş en baba yöneticilerden birini de küstürdünüz takıma zaten.. Ne diyeyim yani.

Şimdi.. Keita, Kewell, Jo, Giovanni dörtlüsünün gitmesinin kesin olduğu bir ortamda; hem taraftarın içinin rahat olabilmesi, hem takımın gerçekten birşeyler yapabileceğine inanabilmesi, hem de stadı doldurabilmek için, geçen sezon gibi transferler gerek. Ki şu piyasada kimi alacaksın?

Escape


Hehe bu resmi 7 ay önce, Aralık 2009'da, blogu kapatmadan önce kaydetmişim taslaklara, şimdi fark ettim. Bari koyalım da boşa gitmesin..

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Pisboğaz #3



Cartedôr Tel Kadayıflı. Zaten Cartedôr çeşitlerinin kalitesi tartışılmaz ama buna iyice abone oldum. Üstü antepfıstık parçacıklı vanilya, alt tabakada yaklaşık 1.5 cm kalınlığında komple antepfıstıklı tel kadayıf. Biraz vanilya, biraz kadayıftan aynı kaşığa alıp ağıza atınca karşı konulmaz lezzet.. Tatlılığı da kıvamında, çok tatlı değil. Gerçi abone oldum dedim de, bu kadar pahalı olmasa her gün alıp koca bir tabağı bitiresim var ama cidden pahalı, diğerlerine oranla.


Magnum Double Karadut-Böğürtlen. Aslında Magnum'un en sevdiğim çeşitleri bademli ve beyaz çikolatalı olanıydı. Ama bu da baya hoşuma gitmeye başladı son zamanlarda. Çift katlı çikolatasının arasında parçacıklı karadut ve böğürtlen ikilisi, içindeki kaliteli Magnum vanilyasıyla on numara bir birliktelik oluşturuyor. Geçerli.


Neste Gold Flakes. Diğer mısır gevreklerinin alayını denedim, hepsi tıraş. Zaten sade olup da içine şeker koyulanları geçiniz, onun mantığı tamamen saçma, ne uğraştırıyonuz ulan? Bunun şekli o sadelere benziyor ama ballı. Ve inanılmaz çıtır, diğerlerine göre çok daha sert, böylece sütün içinde çabucak yumuşayıp leyla olmuyor. Afiyetle yiyorum. Gece yatarken, sabah kalkınca...


Ülker Rondo Choko. Peder bey ucuzlukta görünce almış eve. İlk gördüğümde klasik Rondo, Ülker Kremalı tarzı bir dolgu bisküvi zannettim. Bu türleri pek sevmediğim için de elimi sürmedim. Günlerce durdu bir köşede. Ama geçen içim kıyıldı, bir deneyeyim dedim. "Benim O" havası yakalanmaya çalışılmış ve bence daha güzel. Baya bir beğendim, bir pakedi silip süpürdüm, hem de bu sıcakta..


Ice Tea Şeftali. Normalde Ice Tea bana tadı çok fazla bir şeye benzemeyen bir içecek gibi gelirdi. Böyle hep bir şey eksik gibi, şekeri veya aroması vs.. Son zamanlarda ise kız arkadaşıma özenerek birkaç kez denedim ve acayip bağımlılık yaptı. Artık litrelik paketlerini almaya başladım eve. Ama limonlusu falan sarmıyor, sadece şeftali içiyorum. Bu arada Nestea dandirik, Lipton'dan şaşmamak gerek..

Karman çorman...


- Ben dedim abi Almanya alayını deşer diye. Herkesten daha sistemli ve düzgün top oynuyorlar. Finali de Almanya-Hollanda oynar zaten. Ne demişti Lieneker? Futbol, 22 kişinin oynadığı...

- Bu arada yoğun bir Ömer Üründül rüzgarı esiyor dünya kupasında. Herif, tarihin gördüğü en yüzeysel yorumcu. Bobiler'e saygılar!

- Şampiyon Lakers, çok cüzi bir rakama Blake'i alarak enfes bir hamle yaptı. Farmar'ın da gidişiyle on numara hamle. Amir Johnson, Drew Gooden'lara verilen paraları görünce... Yani.. Umarım bir Raja Bell + Kurt Thomas benzeri bir ikili daha dahil edilir.

- İnternette, son zamanda durulsa da yoğun bir İnci Sözlük olayı mevcut. Sozluk.blogspot.com'da beleşe sözlük açıp, bütün internete yayılmayı başardılar. İğrenç, seviyesiz ama eğlendiren bir tarzları var. Televizyonlara konu olmaya başladılar yavaştan. İnternet sitelererine yaptıkları toplu saldırılarla, floodlarla ünlü oldular. En son NBA Finali 7. maçtan sonra bizim LakersTR'ye de saldırmaya kalktılar ama önlemi çoktan almıştık, üyeliği kapatarak. Heheh. Her şey bir yana, ara sıra girip okuyarak cidden eğleniyorum.

- Breaking Bad diye bir diziye sarmışım ki, sormayın gitsin. Neyse ona özel bir yazı yazacam zaten ayrıca, burada zayi etmeyelim.

Tribün



Son resim de artık her yere koyularak çok laçka oldu ama, hanımefendinin telefonu benimkinden. Yoksa valla koymazdım.

4 Temmuz 2010 Pazar

Bloga nasıl döndüm? + Twitter Bonus


Twitter bonus dedik de işin esası Twitter oldu aslında. Blogu bıraktığımdan beri yorumlara pek bakmıyordum doğal olarak. En son 4-5 ay önce baktıydım, ondan beri ilk kez geçen hafta bakayım dedim. Bir de gördüm ki bir çok farklı eski post'a yorum gelmiş "bloga dön" diye. Ben de bloga dönmeyi gerçekten istiyordum aslında ama blog işi yorucu iş. Bari dedim Twitter'a bi el atalım. Ki, burada da bahsetmişim zamanında, sevmediğim bir olaydı Twitter. Ama gel gör ki, madem bu tarz bir paylaşım ortamına dönmek istiyorum, bari Twitter'da alayım soluğu deyip açtım hesabı. Nitekim 50 küsür tweet attıktan sonra acilen sıkıldım ve daha 1 hafta dolmadan kapattım hesabı. Sonra oturuyorum, canım sıkılıyor. Dedim bari yapalım bir sürpriz, dönelim bloga. Nitekim buradayız. Dönmemin en büyük sorumlusu Kaan Özaydın'dır, bu arada, belirtmeden edemedim. Yeni banner'ına da bayıldım baba. CashBack. En sevdiğim.

Ha gelelim Twitter Bonus olayına.. İlla Twitter takip ediyorsanız ya da etmiyorsanız bile, güzel, eğlenceli bir şeyler arıyorsanız twitter.com/andrei_47 adresini ekleyin Yer İmleri sekmenize. Kendisine de belirttim, burada da bahsedeyim. Herif resmen Zaytung'un mobil şubesi. Hayran bıraktı beni kendisine. Sayfayı açın, geriye doğru gidip okuyun. Yüzlerce tweet var, hepsi birbirinden güzel.

Neyse kafayı toparlayıp, bir şeyler yazmaya başlarım yavaştan...

Ulan, dayanamadım...


Valla yaz da geldi, sıcaktan bunanılan zamanlar karşımızda. Ben de cinnete geldim, dayanamayıp geri döndüm. Takipçilerimin hiçbiri bloga bakmıyorlardır muhtemelen ama, yavaş yavaş gelirler onlar da. Sağa sola, Facebook'a, MSN'e de haber veririz. Yaparız bir şeyler be hacı...

Gerçi ne yazarım, ne yaparım henüz düşünmedim. Dünya Kupası falan tamam da, onu herkes yazıyor hacı, Wimbledon da bitti, sporun tadı kalmadı. Bi basketbol kaldı Dünya Kupası, hazır Türkiye'de yapılıyor gerçi ama NBA piyasasından dolayı esas oğlanların hiçbiri gelmiyor. Neyse Kobe gelmesin, dinlensin paşa. Gasol de yok. Güzel güzel...

Bu arada Recep İvedik 3'ü beğendim. Hiç laf etmeyin. Heh heh...